Makale

Dinin ve Din Görevlilerinin Toplumsal Barışa Katkıları

Prof. Dr. Cemal Tosun
Ankara Üniv. İlahiyat Fak.

Dinin ve Din Görevlilerinin Toplumsal
Barışa Katkıları

Günümüz toplumunun, hatta topyekûn insanlığın en çok ihtiyaç duyduğu şey barıştır. Bu ihtiyacı karşılamada katkı beklenen kurumlar arasında, din ve din görevliliği özel bir önemi haizdir. Dinin toplumsal barışa katkısı ile din görevlilerinin toplumsal barışa katkıları arasında ayrılmaz bir birliktelik beklenir.
Din olarak İslam, barışın dini, onun kutsal kitabı Kur’an da bir barış kılavuzudur. İslâm teriminin, diğerlerinin yanında, belirgin bir anlamı da "barıştır. Bu terimin anlam içeriğini oluşturan; teslim olmak, boyun eğmek, temiz ve lekesiz tutmak, selâmete girmek, emniyet ve güven vermek de "barış" anlamıyla yakın ilişkilidir. Çünkü teslim olunacak, boyun eğilecek, sığınılacak olan Allah’tan başkası değildir. Allah ise, barışın kaynağı, barışı isteyen, barış için yol gösterendir. Allah’ın güzel isimlerinden biri de İslam ile aynı kökten gelen "es-Selâm" dır ve "barış" anlamına da gelir. Kur’an’da şöyle buyrulur:
"O, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır. O, mülkün gerçek sahibi, kutsal (her türlü eksiklikten uzak), barış ve esenliğin kaynağı, güvenlik veren, gözetip koruyan, mutlak güç sahibi, düzeltip ıslah eden ve dilediğini yaptıran ve büyüklükte eşsiz olan Allah’tır. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır." (Haşr, 23)’ Allah, İslâm’ı insanı iki dünyada mutlu kılmak için göndermiştir. Mutluluğun önemli bir şartı da "barış"tır. Bu barış; Yaratıcıyla ve başta bireyin kendisi olmak üzere yaratılmışlarla barışık olmayı kapsar. Bireyin kendisiyle barışık olması ile temel soru ve sorunlarına doyurucu cevaplar bulması arasında doğrudan ilişki vardır. Bireyin temel soruları arasında Yaratıcıyı arama önemli yer tutar. İslâm, insanın Yaratıcısıyla bağlantılı her türlü sorusuna doğru ve doyurucu cevap vererek, inançta, düşüncede, davranışta doğru yolu göstererek huzur bulmasına ve kendisinden memnun yaşamasına katkı için gelmiştir. Şöyle buyrulur:
"...Gerçekten size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap geldi. Rızasını arayanı Allah, onunla kurtuluş yollarına götürür ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır, dosdoğru yola iletir." (Maide, 15-16)
Kur’an, insanın Allah’ı arayışına verilen bir İlâhi cevaptır. Bu cevabı bilen ve ona inanan insan huzura erer, kendisiyle barışık yaşar. Bu barışın kaynağı da yine Allah’tır. Şöyle buyrulur:
"Kalpler, Allah’ı anmakla huzur bulur."
Allah’ı bulmakla ve O’nu anmakla huzur bulan insan, sadece kendisiyle barışık olmayı yakalamakla kalmaz. Bunun yanında, en önemlisi, Allah ile barışıklığa erer. O’na olan inancı, sevgisi, bağlılığı ve saygısı da, O’nun yarattıklarıyla barış içinde olmasını beraberinde getirir. Yunus Emre’nin deyişiyle o; yaratılanların hepsini Yaratandan dolayı hoş görür. Artık hayvanlarla, bitkilerle, insanlarla kısacası evrendeki tüm yaratılmışlarla barışıktır. Kur’an, böyle barış ve huzur dolu hayatı kurmayı insana görev olarak vermiştir.
"Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe (İslam’a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır." (Bakara, 208) ayeti şu şekilde yorumlanabilir: İslam’a girmek, barışa ve güvenliğe girmektir.
İslâm barışa götüren davranışları öğütler, barışı bozan davranışları yasaklar. İslâm’ın öğütlediği temel ilkelerden birisi; iyiliği yapmak ve emretmek, kötülüklerden sakınmak ve sakındırmaktır. İslâm dini, barış üzere kurulduğu için Kur’an’ın muhtevasında, barışı bozucu davranışlardan kaçınma ve barışı güçlendirici davranışları yapma önemli yer tutar. Barışı bozucu davranışların başında ise, dinde zorlama gelir. Islâm dini, "dinde zorlamayı" yasaklamıştır:
"Dinde zorlama yoktur..." (Bakara, 256)
"Sen bir uyarıcısın; onlar üzerinde zorlayıcı değilsin." (Gaşiye, 21 -22)
"Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi elbette iman ederdi. Durum böyle iken insanları inanmaya sen mi zorlayacaksın?" (Yunus, 99) İslâm dini başka dinlerin kutsallarına saygısızlığı, savaş anında bile yasaklamıştır. Bu yasakların başında ise, başkalarının ilâhlarına sövmek gelir. Savaşlarda ibadethaneler ve din adamlarına dokunmak da yasaklanmıştır. Kur’an’ın yasakladığı barışı bozucu davranışlardan biri de bozgunculuktur: "İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın." (Şuara, 183)
"...Allah’ın sana iyilik ettiği gibi sen de iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuk (fesad) peşinde koşma; Allah bozgunculuk yapanları hiç sevmez." (Kasas, 77) Bilgisizce davranmak (Hucu- rat, 6), dedi kodu yapmak (Hucu- rat, 129), iftira etmek (Ahzab, 58) vb. davranışlarda önemle kaçınılması gereken davranışlar arasında gösterilir ki, bu tür davranışların insanlar arasındaki barışı ne kadar tehlikeye soktuğu malumdur.
Haksızlık ve adaletsizlik de bozgunculuk kapsamında değerlendirilmekte ve yasaklanmaktadır: "Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların eşyalarını (mallarını ve haklarını) eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın." (Hud, 85)
"...Ey iman edenler! Adaleti titizlikle tatbik ediniz." (Nisa, 58)
Kur’an, adalet ve adil davranma üzerinde ısrarla durmaktadır. Hiçbir mazeretin adaletli davranmayı engellememesi gerektiği konusunda uyarıda bulunmaktadır. Şu ayetler bunu anlatır: "...Herhangi bir kimseye karşı nefretiniz, sizi adaletten sapmaya itmesin. Adil olun!..." (Maide, 8) "Siz ey imana ermiş olanlar! Kendinizin, ebeveyninizin ve de akrabalarınızın aleyhine de olsa, Allah rızası için şahitlik yaparak adeleti gözetmeye azmedin. O kişi zengin de olsa, fakir de olsa, Allah’ın hakkı onların her birinin (hakkının) önüne geçer. Öyleyse, kendi boş arzu ve heveslerinize uymayın ki adaletten uzaklaşmayasınız..." (Nisa, 135)
Bir cana kıymak bütün canlara kıymakla, bir canı kurtarmak da bütün canları kurtarmakla eş değer gösterilmiştir. (Maide, 32)
Mülkiyete saygı ve haksız, haram lokma yememenin, cana kıymama ile birlikte ele alınması da dikkate değerdir. İnsanların haklarına saygısızlığın barışı tehdit edici olduğunu düşünürsek, Kur’an’ın bu konudaki öğüt ve yasaklarının barış için değerini daha iyi anlayabiliriz. Şöyle denilmektedir:
"Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın..." (Isra, 33)
"Ey inananlar! Mallarınızı aranızda haksızlık yaparak değil, karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle yiyin. Kendi kendinizi öldürmeyin. Allah size karşı çok merhametledir." (Nisa, 29)
"Birbirinizin malını haksızca yemeyin..." (Bakara, 188)
Anlamı barış, amacı barış olan ve barışa götüren yolları öğreten dinin görevlilerinden beklenen katkı elbette bu barışı gerçekleştirmede öncülüktür. Bu dinin ilk görevlisi, Allah’ın seçip görevlendirdiği Peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.) bir barış elçisi olmuştur. İnsanları kendileriyle, Allah’la ve yaratılmışlarla barıştırmıştır. Medine’deki düşman kabileleri, hatta farklı dinlere mensup olanları bile barıştırarak barışçı bir toplum oluşturmuştur. Din görevlileri de tarih boyunca barışın öğreticisi, savunucusu ve sağlayıcısı rolünü üstlenmişlerdir. Kişiler arası, gruplar ve toplumlar arası dargınlık, kırgınlık ve çatışmalarda danışılan, aracılığı istenen ve güvenilen olmuştur din görevlileri.
Günümüz din görevlilerine de benzer roller düşmeye devam etmektedir. Zaman içinde din görevliliğinin statüleri, görevleri, rolleri değişikliğe uğrasa da, İslâm’ı, barışı öğretme, barışa aracı olma ve barış numunesi olma rolü özünü korumaya devam etmektedir. Sadece bu rolü oynamak biraz daha zorlaşmış gözükmektedir. Din görevlisinin toplumsal statüsü, görev alanları, görev yaptığı kurumların işlevleri değiştikçe, her bir din görevlisinin yeni şartlara uyum için sürekli yenilenmesi gereği ortaya çıkmaktadır. Bu yenilenme başarılabildiği ölçüde, toplumsal barışa katkı da devam edebilecektir.
Dinin ve din görevlisinin toplumsal barışa katkılarını aşağıdaki kavram haritası ile görselleştirmek mümkündür.