Makale

Vergi ve Zekat

Prof. Dr. HAYREDDİN KARAMAN
Marmara Üniv. İlahiyat Fak. Öğretim Üyesi

Zekât ve vergi birbirlerinden ayrı ve farklı şeylerdir. Zekâtın bir ibadet ve sembol olarak var olması gerekir.
Vergi ve Zekât
Vergi ve Devlet:
Asırlardan beri fert toplumsuz, toplum da devletsiz olmamıştır. Toplumda istiklâli güveni, adaleti ve düzeni sağlayan devlet, bu fonksiyonlarını ancak, işe uygun insan ve maddî imkanlarla yerine getirebilmektedir. Günümüzde devletlerin, başka millet ve devletlerden ganimet, haraç ve toprak alarak gelir sağlama imkânları ortadan kalkmış gibidir. Başka devletlerden ancak, iktisadî ve ticarî anlaşmalar, yahut kredi ve yardımlar yoluyla gelir sağlanabilmektedir. Devletlerin dahilî gelirlerinin önemli bir kısmı vergilerden sağlanmaktadır. Vatandaşından az veya çok vergi almayan bir devlet yok gibidir.
Verginin Meşruiyeti:
Genel olarak verginin meşruiyeti nimet-külfet dengesine ve zarurete dayanmaktadır. Toplum devletten belli hizmetleri yerine getirmesini istemekte ve bundan yararlanmaktadır. Devletin hizmeti bir nimet ise bundan istifade edenlerin gerekli külfeti yüklenmeleri tabîdir, denge ve adalet prensiplerine uygundur. Ayrıca devletin, vazifelerini îfa için gerekli bulunan maddî imkânları başka bir kaynaktan (petrol, önemli miktarda kıymetli maden vb.) sağlıyamaması halinde vergi kaynağına başvurması bir zarurettir. Verginin meşruiyeti için ileri sürülen sosyal mukavele ve akit teorileri zayıf bulunmuş, hâkimiyet ve zaruret teorileri ise daha tutarlı görülmüştür.
Tarihî uygulama itibariyle vergi servet, gelir ve şahıstan alınmış olmakla beraber sonraları şahıs ve servet kaynaklarından verginin sınırlandırılması gelirden ise prensip olarak ve makul ölçülerde alınması cihetine yönelinmiştir.
İslâm âlimleri erken devirlerden itibaren, müslümanlardan vergi almanın cevaz ve meşruiyetini tartışmışlardır. Müslümanlardan, zekât dışında, vergi adıyla bir şey almak caiz değildir diyenler:
a) Müslümanın servetinde zekâttan başka bir hakkın bulunmadığı;
b) Mülkiyetin dokunulmazlığı prensiplerinden ve,
c) Vergiyi yasaklayan hadîslerden destek almışlardır.
Gerektiğinde devletin, müslümanlardan vergi almasının caiz ve meşru olduğunu savunan çoğunluk ise şu delillere dayanmışlardır:
a) İslâm, müslümanları kardeş ilân etmiş ve aralarında dayanışmalarını emretmiştir.
b) Zekâtın harcanacağı kalemler belli ve sınırlıdır; devletin giderleri ise sınırsız denilecek kadar çok ve çeşitlidir.
c) "Zararı ve kötülüğü önlemek fayda sağlamaktan önce gelir", "Genel zararı önlemek için özel zarar göze alınır", "Çok iyi az iyiye, az zarar çok zarara tercih edilir" gibi genel kaideler vardır.
d) Zekâtı harcama kalemleri içinde yer alan "Allah yolunda" faslı dışında müslümanlar, malları ile cihada teşvik edilmişlerdir. Mal ile cihâd, zekât dışında ödemeleri gerekli kılmaktadır.
e) Devletin hizmet ve nimetlerinden istifade edenlerin, bunların var olmasını ve devamını sağlayacak olan külfete de katlanmaları gerekir.
Vergiye karşı olanların delilleri de tutarlı ve yeterli değildir; çünkü:
a) Müslümanların servetinde başkalarının zekât dışında da hakları vardır. Bu haklar içinden:
aa) Yakınlık derecesine göre sıralanan akrabalar arasındaki nafaka yükümlülüğü,
ab) Aç, açık ve çıplak kalan bir insanın asgarî ölçüde de olsa yiyecek, giyecek ve barınak sahibi kılınmasıyükümlülüğü,
ac) Kullanılacak kap, âlet ve eşyaya zaruret derecesinde muhtaç bulunan komşulara bunların âriye-ten verilmesinin gerekliliği üzerinde ittifak vardır.
b) Mülk Allah’ındır, insanların mülk üzerindeki tasarrufları ve vekâlet sıfatı iledir, kanun vâzıı da Allah Teâlâdır. İmdi Allah Teâlâ kendi mülkünden bir parçanın belli bir yere verilmesini vekiline emredince vekilin bunu vermeye mecbur olması, vermediği takdirde kamu vekilinin (devletin devlet yetkilisinin) bunu zorla olması mülkiyet ilkesine ve hakkına aykırı değildir.
c) Hz. Peygamber’den nakledilen ve vergi (meks) alınmasını me-neden hadîsler câhiliye devrinden kalma haksız ve ölçüsüz vergilerle ilgilidir.
Meşru verginin şartları
Devletin gerektiğinde müslümanlardan vergi almasının caiz olduğu hükmünü benimseyenler, meşruiyet için bazı şartların gerçekleşmesini de zaruri görmüşlerdir:
1. Israfsız işletilen devlet maliyesinin vergiye ihtiyacı bulunacak, başka bir kaynaktan bu ihtiyacı gidermek mümkün olmayacaktır.
2. Vergi yükü vatandaşlara adaletle dağıtılacak, vergi ihtiyaç fazlası maldan ve gelirden âdil ölçüler içinde alınacaktır.
3. Toplanan vergi gelirleri, İslâm’ın meşru gördüğü, cevaz verdiği amme menfaatlerine ve hizmetlerine sarfedilecektir.
4. Verginin konması, toplanması ve sarfına ait esaslar ve kaideler usûlüne uygun danışma yoluyla tesbit edilecektir.
Bu şartlar dahilinde vatandaşlardan vergi toplamak caizdir, meşrudur; çünkü âdildir ve zaruridir.
Zekât ve verginin birbiri yerine sayılması
a) Verginin zekat sayılması:
Geçmişte ve günümüzde sayıları az da olsa bazı âlimler, devletin, sultanın, haklı veya haksız olarak vatandaştan aldığı vergilerin, ödenirken niyet edilmesi halinde zekât yerine geçebileceğini ileri sürmüşlerdir. Bu görüşün sağlam bir delili yoktur.
Ibn Hacer el-Heysemî, Ibn Âbi-dîn, Şeyh Uleyş, R. Rızâ, Şeltût, Ebû-Zehra, Kardâvî gibi âlimlere katılarak biz de verginin şu sebeplerle zekât yerine geçemiyeceği hükmünü benimsiyoruz:
1. İbâdet ve niyet
Zekât bir ibâdettir, bu ibâdeti yerine getiren mükellefin niyet etmesi ve ibâdeti usûlüne uygun olarak edâ etmesi gerekir. Vergide ne böyle bir niyet, ne de usûlüne riâyet vardır.
2. Miktarlar
Zekâtın hangi mallardan, ne zaman ve ne kadar alınacağı, kimlere nasıl verileceği, kimlere verilmeyeceği ilgili naslarla belirlenmiştir.
Bunlara riâyet edilmediği takdirde verilen ve alınan zekât olmaz. Vergide bu miktarlara uyulmadığı gibi alınacak mallar ve malların (matrahların) miktarları da zekât sınırları dışına çıkmaktadır.
3. Sarf yerleri
Zekâtın kimlere verileceği, nerelere sarfedileceği ve kimlere verilmeyeceği âyet ve hadislerle tesbit edilmiştir. Zekât: Yoksula, geliri giderini karşılamayanlara (dar gelirlilere), şahsı için borçlanmış kimselere, azâd edilecek köleye ve gurbette parasız kalmış kimselere, Al-lah yolunda savaşanlara, İslâm’a kendisi veya yardımı kazandırılmak istenen kimselere, zekât memurlarına ve topluluk menfaati için borçlanmış, külfete girmiş kimselere verilir. Zekât gayri müslimlere, kişinin nafakalarını teminle yükümlü akrabaya, zenginlere... verilmez.
Devletin vergi gelirlerini harcadığı başlıca kalemler şunlardır:
Personel, savunma, sağlık, eğitim ve kültür, ulaşım, enerji, sulama, çevre, koruma, güvenlik ve asayiş, sosyal güvenlik ve bütün bu hizmetler için gerekli binalar, tesisler, araçlar...
Zekâtın sarf kalemleri ile verginin harcama kalemleri mukayese edildiğinde, arada bazı tedahüller bulunmakla beraber, birbirinden ayrı ve farklı oldukları açıkça görülmektedir. Zekâtın vergi yoluyla ödendiği düşünülerek ortadan kaldırılması halinde yalnızca İslâmın temel ibâdetlerinden biri ortadan kaldırılmış olmayacak, aynı zamanda onun baş hedeflerinden biri olan sosyal adalet, sosyal refah ve tebliğde de gerçekleşmemiş, yukarıda sıralanan sarf yerleri muhtaçlar ve hizmetler mahrum ve âtıl kalacaktır. Dünyada herhangi bir İslâm ülkesinin topladığı vergilerle, zekâtın bütün amaçlarını gerçekleştirdiğini varsaysak bile zekâtın bir ibâdet ve sembol olarak varolması, rahmetini yakından uzağa- milli sınır tanımadan bütün ümmete yayması gerekmektedir; islâm’ın amacı budur.
4. Örnek uygulama:
Rasûl-i Ekrem (S.A.S) ve O’nun Raşid Halifeleri zekâtı, devletin diğer gelirlerinden titizlikle ayırmışlar, onun için ayrı bir bütçe ve hazine oluşturmuşlar, Kuran-ı Ke-rim’de öngörülen yerlere sarfet-mişlerdir. Bu uygulamanın örnek alınması aynı zamanda bir dînî ve-cîbedir.
b) Zekatın vergi sayılması:
Bilhassa laik ülkelerde yaşayan müslümanların bir kısmı ya "bu gibi ülkelerde devlete vergi vermek caiz değildir" diyerek, yahut da "devlet, bizden topladığı vergilerle zekâtın amaçlarını ger-çekleştirmiyor, bunu biz gerçekleştirmeliyiz" şeklinde düşünerek devletten vergi kaçırmakta ve bunu zekât olarak sarfetmekte-dirler. Başka bir ifade ile "ödedikleri zekâtı vergi sayarak" vicdanen rahatlamaktadırlar. Biz bu mânada zekâtın da vergi yerine geçmeyeceği kanaatindeyiz. Çünkü verginin meşruiyet gerekçesi zekâtınkinden farklıdır; vergi daha ziyade nimet-külfet dengesine, adalete ve zarurete dayanmaktadır. Herhangi bir ülkede yaşayan, bu ülkede toplanan vergilerle sunulan hizmet, nimet ve güvenliklerden faydalanan insanların ödeme güçleri bulunduğu takdirde- bunun bedelini ödemeleri bir borçtur; aksi halde milyonlarca insanın hakkını üzerlerine geçirmiş olurlar, hakları olmayan hizmet ve menfaatlerden yararlanmış olurlar, ödeyenlerin yüklerinin artmasına sebep olurlar.