Makale

TEMEL HÜRRİYETLER BAĞLAMINDA DİN VE VİCDAN HÜRRİYETİ

TEMEL HÜRRİYETLER BAĞLAMINDA
DİN VE VİCDAN HÜRRİYETİ

Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ / Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

Yüce Allah; insana vicdan ve akıl vermiş, bununla yetinmemiş örnek ve önder olması için peygamberler ve rehber olması için kitaplar göndermiştir. Ancak Yüce Allah-, insanı, peygamber ve kitaplarla gönderdiği dini kabule ve ibadete zorlamamıştır. Çünkü insanı ölümü ve hayatı (67/2), malı ve evladı (8/28)", hayır ve şer (21/35), iyilik ve kötülük (7/168), doğruluk ve yalan (29/3), Allah yolunda çalışıp çalışmama (47/3) ve verilen nimetler*21 ile “imtihana” tabi tutmuştur (67/2).
İmtihan halinde olanın inanıp inanmamakta, ibadet edip etmemekte hür olması gerekir. Nitekim yüce Allah;
“(Ey Peygamberim!) De ki: Hak Rabb’inizden (gelmiş)dir. Öyle ise dileyen iman etsin dileyen inkar etsin" buyurmuştur. (18/29).
Vakıa da böyledir. İnsanlardan kimi iman ediyor, kimi de inkar. Kimi itaat ediyor kimi de isyan. Bu husus bizzat Allah tarafından bildirilmiş bir gerçektir.
“O Allah ki sizi yarattı. Böyle iken kiminiz kafir kiminiz de mü’mindir." (63/2)
Eğer Ailah insanları imana ve ibadete zorlamış olsaydı yeryüzünde iman edip ibadet ve itaat etmeyen bir tek insan kalmazdı. Bu gerçeği yüce Allah ne güzel beyan etmiştin “(Ey Peygamberim!) Eğer Rabb’in dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. 0 halde sen iman etmeleri için insanları zorlayacak mısın?” (11/99) Peygamber insanları dine zorlamak için değil öğüt vermek, dini tebliğ ve tebyin etmek (dini kuralları sözlü ve uygulamalı olarak açıklamak) için görevlendirilmiştin “(Ey Peygamberim!) Sen öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt vericisin (müzekkir). İnsanların üzerinde bir zorba (müsaytır) değilsin.” (88/21-22)
"...Sen onların üzerinde bir zorlayıcı (cebbar) değilsin. Sadece tehdidimden korkanlara öğüt ver." (50/45)
“(Ey Peygamberim!), eğer (iman ve ibadetten) yüz çevirirlerse (bil ki) seni onların üzerine koruyucu (hafiz) olarak göndermedik. Sana düşen sadece (gerçekleri) tebliğ etmektir." (42/48)
"Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin ve (kötülüklerden) sakının. Eğer (itaatten) yüz çevirirseniz bilin ki Rasulümüzün vazifesi ancak tebliğ etmektir." (5/92) Doğru yola gelen de sapan da kendisi için yapmıştır. Yüce Allah;
“Kim doğru yola gelirse yalnız kendisi için gelmiş olur, kim de saparsa (ey Peygamberim!) ona de ki “ben sadece uyarıcılardanım" büyümüştür. (27/92)
Peygamber insanları, dine zorlamaz. "Çünkü dinde zorlama yoktur.” (2/256). Zorla ne iman olur ne de ibadet. İmana zorlanan insan “mü’min” değil “münafık"; ibadete zorlanan insan ise “muhlis” (samimi, ihlaslı insan) değil “mürai” (gösteriş yapan, ihlaslı olmayan insan) yapılır. "İman" ve “ihlas" kalp işidir. Kalbe Allah’tan başka kimse hakim olamaz ve baskı yapamaz. Allah da din konusunda insanlara baskı yapmamaktadır. Eğer baskı ve zorlama yapsaydı, insanlar melekler gibi olur. (66/6), Allah’a asla isyan etmezlerdi. Halbuki Allah insanı yeryüzünde imtihana tabi tutmuştur. İmtihanda başarılı olabilmesi için de kendisine akıl ve vicdan vermiş, peygamber ve kitaplarla rehberlik etmiştir. Ancak insanı zorlamamış, iman ve ibadeti iradesine bırakmıştır.
“Zorlama/ikrah"; bir kimseye hoşlanmadığı bir işi tehdit ile rızası hilafına yaptırmaktır. Bir fiili zorla ve gönülsüz olarak yapan insanın bu fiili, ihlas bulunmadığı için sevabı mucip olmadığı gibi cezayı da gerektirmez. Hatta küfre zorlanan bir insan, gönlünü küfre açmadıkça diliyle inkarı gerektiren bir söz söylemesi bile imanına zarar vermez. (6/106). Peygamberimiz (s.a.s.), şöyle bildirmiştin
"Allah, ümmetimin zorla yaptırıldığı şeyler ile göğüslerinin kendilerine vesvese verdiği şeylerden bunlarla amel etmedikleri veya bunları (başkalarına) konuşmadıkları takdirde (kendilerini cezalandırmaktan) vazgeçmiştir."’31
"Allah benim için ümmetimi, hata, unutma ve zorlanarak yaptırıldığı şeylerden sorumlu tutup cezalandırmaktan vazgeçmiştir.”14’
Zorlama, insandaki rıza ve iyi niyeti yok eder. Rıza ve iyi niyet olmayınca hiçbir amel, ibadet olmaz. Dinen yapılması istenen şeylerin hepsi zorlamasız, iyi bir niyet ve rıza ile yapılmalıdır. Zorlama ile inanç mümkün değildir. Zorlama ile gösterilen iman gerçek iman değil, zorlama ile kılınan namaz, gerçek namaz değil, zorlama ile tutulan oruç, gerçek oruç değil, zorlama ile yapılan hac, gerçek hac değildir. (Diğer görevler için de aynı şey söz konusudur). Ayrıca bir insanın, bir başkasına tecavüz edip herhangi bir işi, bir görevi zorla yaptırması da dinen caiz değildir. Herkes görevini isteği ve rızası ile yapmalı ve dinini zorlamasız yaşamalıdır.’5lOnun için Kur’an’da: "Kim salih amel işlerse kendisi için, kim de kötü amel işlerse kendi aleyhine işlemiş olur." (41/46)
"Kim (şirk, küfür ve isyandan) arınırsa kendi nefsi için arınmış olur." (35/18)
"Kim (Allah için) çalışırsa (cihad) kendi nefsi için çalışmış olur." (29/6)
Yapılan bir fiilde zorlama olursa bu, ihtiyarı/ rızayı yok eder veya ifsat eder. Bir görev rızasız yapılırsa, bu fiil, failin müktesebi olmaz ve fiil sonunda oluşan hayır veya şerrin sorumluluğu fiili yapana değil zorlayana ait olur. İrade dışı zorlama ile yapılan fiilden sorumlu olmak şöyle dursun "hata" ile yapılan fiillerden bile insan sorumlu tutulmamıştır. (33/5). Ayrıca zorlama/ikrah, cezayı gerektiren bir suçtur.161
İslam’da inanç özgürlüğü vardır. Dileyen miislüman olur, dileyen müşrik, kafir, Hıristiyan, Yahudi ve Mecusi olarak yaşar.171 Peygamberimiz ( s.a.s.)’in devrinde de böyle olmuştur. İslam’daki “cihadın" amacı da insanları baskıdan korumak, baskıyı kabul etmeyen hak dini hakim kılarak ilaikelimetüllah etmek (Allah’ın yüce kelimesini/ tevhit inancını yüceltmek), hak dini kendi isteği ile kabul etmek isteyenlere, dinin anlatılmasına ve yaşanmasına mani olanlara, zorlama yapanlara engel olmak ve doğru yolu insanlara anlatmaktır. Dolayısıyla İslam’da savaş; intikam, öldürme ve din değiştirmeye zorlamak için yapılmaz.’8
“Dinde zorlama yok" demek, teklif ve ceza yok demek değildir. Allah, insanları ibadetle sorumlu tutmuş, ancak bu görevi yapıp yapmamayı insanın iradesine bırakmıştır. Kulluk görevini yapanlara mükafat, terk edenlere ise ceza olduğunu bildirmiştir. Dünya imtihan yeridir, ceza yeri değildir. Asıl ceza yeri ahirettir. Onun için Yüce Allah Kur’an’da iman edip salih amel işleyenlerin cennete (2/82), inkar edip isyan edenlerin cehenneme (2/39) gideceklerini bildirmiştir. Hatta Allah, iman ettiği halde namaz (19/59) ve zekat (9/34-35) gibi imanın gereği olarak yapılması zorunlu olan amelleri yapmayanlara ve insan öldürme ( 4/93) gibi suç olan fiilleri işleyenlere de ahirette ceza olduğu bildirmiştir.
Peygamberlerin tebliğ ettiği tevhit dini; beş şeyi (dini, malı, canı, aklı ve nesli) korumayı amaç edinmiştir. Bu beş şey, temel insan haklarıdır. Toplum düzeninin temelini teşkil eder. Dolayısıyla kamu düzeninin sağlanması ve temel insan haklarının korunması amacıyla bu beş ilkeyi ihlal ederek suç işleyenlere dünyada da ceza-i müeyyide konulmuştur.
Dinde zorlama değil dini anlatma/tebliğ etme vardır. Bütün peygamberler dini tebliğ ve tebyin etmekle görevlendirilmişlerdir. Peygamberler bu görevlerini ifa ederlerken zorlama yapmamışlar ikna etme metodunu kullanmışlardır. Allah onlara bu görevlerinde başarılı olabilmeleri için “mucizeler” vermiştir. Bütün peygamberler insanlara; Allah’tan aldıkları vahyi anlatmışlar (tebliğ), dinin kurallarını sözlü ve uygulamalı olarak açıklamışlar (tebyin), inkar ve isyan edenleri ilahi azapla uyarmışlar (inzar), iman edip salih amel işleyenleri cennet nimetleri ile müjdelemişler (tebşir) ve iyilikleri emredip kötülükleri men etmişler ve (emr-i bilma’ruf ve nehy-i ani’l-münker), Kitabı, Sünneti ve insanlara bilmediklerini öğretmişlerdir. (2/155)
Aynı görevler, mü’minler için de söz konusudur. Yüce Allah; "Siz insanlar için ortaya çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz..." (3/110)
"Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun." buyurmuştur. (3/104)
Müminlerin özelliklerinden birisi de iyiliği emretmek ve kötülüğü nehyetmektir. (9/71). Bu görevin; "hikmet”, “güzel öğüt",“en iyi mücadele" (16/125) ve “yumuşak bir üslup
ile yapılması emredilmiştir.
Dine girmekte ve dini kuralları uygulamakta zorlama olmadığı gibi, dini kabul etmek ve dinin kurallarını uygulamak isteyen kimseye mani olmak da yoktur. Din ve vicdan hürriyeti, din seçme ve din kurallarını uygulama hürriyetini de ifade eder.
Kur’an’da insanların Allah yolundan men edilmesi şiddetle kınanmaktadır:
“Şiddetli azaptan dolayı kafirlerin vay haline. Onlar dünya hayatını ahirete tercih ederler, (insanları)
Allah yolundan alıkoyarlar ve onu (dini) eğriltmek isterler. İşte bunlar derin bir sapıklık içindedirler." (14/2-3)
Allah, insanların dinlerini yaşamalarına mani olanları fesatçılık/bozgunculukla nitelemektedir:
“İnkar edip insanları Allah yolundan alıkoyanlar var ya işte onlara yapmakta oldukları bozgunculuklar sebebiyle azaplarını kat kat artıracağız." (16/88)
Bir müslümanın, İslam’ı kabul etmek ve İslam’ın kurallarını uygulamak isteyen kimseye herhangi bir şekilde engel olması düşünülemez. Böyle bir davranış, iman gerçeği ile bağdaşmaz. Müslümanın kendisi, dinin birtakım kurallarını hayatında uygulayamasa bile başkalarını dindar olmaya teşvik eder fakat asla onların dini yaşamalarına engel olmaz ve insanları kötülüklere teşvik etmez. Yüce Allah Kur’an’da, ancak kafir"01 ve münafıkların (63/2-3) insanları Allah yolundan alıkoyduklarını bildirmiştir. İyilikleri men etmek ve kötülükleri emretmek münafıkların vasfıdır. (9/67)
“Din ve vicdan hürriyetinden söz edilebilmesi için şu dört şeyin birlikte bulunması gerekir:
1- İnanç hürriyeti:
a- Kişinin inancı konusunda herhangi bir baskı bulunmamalıdır. (Herkes vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. (1982 Anayasası, m. 24)
b- İnanan insana inancından ötürü baskı olmamalıdır, (kimse dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz, dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz. 1982 Anayasası m.24) Birleşmiş Milletler Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi (1948), Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (1950) aynı hükümleri içermektedir.
2- İnandığı değerleri hayata geçirme hürriyeti, (ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir. (1982 Anayasası, m. 4)
3. İnandığı değerleri öğrenme, öğretme ve anlatma hürriyeti, (din ve ahlak eğitimi ve öğretimi devletin denetimi ve gözetimi altında yapılır. 1982 Anayasası m. 24)
4. Aynı değerlere inanan insanlarla birlikte olabilme hürriyeti.
Din ve vicdan hürriyetinin kapsamı Evrensel İnsan Hakları Beyannamesinin 18. maddesinde şöyle ifade edilmiştir: “Her şahsın, fikir, vicdan ve din hürriyetine hakkı vardır, bu hak, din veya kanaat değiştirmek hürriyetini, dinini veya kanaatini tek başına veya topluca, açık olarak veya özel surette öğretim, tatbikat, ibadet ve ayinlerle açıklama hürriyetini gerektirir."

1 - Eğik çizgiden önceki rakamlar, Sure; sonraki rakamlar ayet numarasıdır.
2- Bakara, 155; Maide, 48; Kehf, 7.
3- İbn Mace, Talak, 16. No: 2044. (1, 659).
4- Taberani, Fi Mu’cemi’l-Kebir, bkı. Münavi, Feyzü’l-Ka-
dir, II, 219. No: 1705.
5- Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, II, 861. Eser neşri
yat, İst. 1971.
6- Yazır, II, 862.
7- Yazır, II, 863.
8 Yazır, II, 864-865 .
9- Al-i Imran, 3/159. Musa ve Harun (a.s.)’a, Naziat, 24;
Tâha, 43-44.
10- Muhammed, 1. Bu konu ile ilgili bkz. Enfal, 36, Nisa, 167-168. Muhammed, 32.