Makale

ÖZÜRLÜLER DE BİZİM İNSANIMIZ

ÖZÜRLÜLER DE BİZİM İNSANIMIZ

Veysel ÇAKI

Vücudunda, doğuştan veya sonradan meydana gelme, arızası bulunanlara özürlü diyoruz. Zihinsel, ortopedik özürlü insanlar olduğu gibi, görme ve işitme engelli özürlüler de vardır.
Konu, özürlü şahsı etkilediği gibi, onun ailesini de etkilemektedir. Olaya, hem özürlünün kendisi, hem de ailesi açısından bakmak lazımdır.
Özürlü çocuğu olan aileler gerçekten büyük bir üzüntü içindedirler. Bunu sözle ifade etmek çok güçtür. Sanki topluma karşı suç işlemiş, özürlünün bu durumda oluşunun sebebi kendileriymiş gibi yanlış bir düşünceye sahiptirler. Topluma sağlıklı, faydalı bir insan bıraka mamanın ızdırabını yaşamaktadırlar. Eğer bu tür ailelerin manevi dünyaları da zayıfsa, olay daha da büyümekte, ailenin üzerine bir kabus gibi çökmektedir. Halbuki özürlü insanı da yaratan Allah’tır. Dileseydi onu sağlıklı da yaratabilirdi. Allahtan gelen bir sıkıntıya sabredip, bunun mükafatını beklemek gerekir.
Çoğu aileler özürlü çocuklarını toplumdan gizlemeye çalışmaktadırlar. Halkın içine çıkarılmayan, devamlı evde tutulan bu tür çocukların uyumsuzlukları, davranış bozuklukla n artmakta, kişilikleri gelişememekte, içine kapalı, insanlardan kaçar duruma düşmektedirler. Ailesi tarafından hareketleri sınırlandırılan, tüm ihtiyaçları başkaları tarafından karşılanmaya çalışılan bu çocukların, şahsi kabiliyetleri de yeterince gelişmemektedir. Halbuki bu insanların, kendi kendilerine yeter, başkalarına muhtaç olmadan yaşamalarını sürdürebilir hale gelmeleri esastır.
Bu konuda toplumu meydana getiren fertlere de büyük görevler düşmektedir. Bu tür insanlar ve aileleri çok hassastırlar. Çevrelerindeki insanların meraklı bakışlarından, lüzumsuz sorularından rahatsız olmaktadırlar, özellikle zihinsel özürlü çocuklar, çevrelerine rahatsızlık verebilmektedirler. Bunları anlayışla karşılamak, bu tür çocuktan dışlamadan, alay ve eğlence vesilesi yapmadan, onlara sevgi ve şefkatle yaklaşmak gerekir. Zihinsel özürlü çocuk babası olarak burada hafızamdan hiç silinmeyen bir hatıramı anlatmak istiyorum: Tahsil sebebiyle İstanbul’un bir semtinde ikamet ediyordum. Akşam eve geldiğimde, çocuğumun komşumuzun penceresine taş atarak camını kırdığını öğrendim. Kırılan camı taktırmak için ölçüsünü almak üzere komşuma gittiğimde, komşumun hanımının şu sözlerini hiç unutmam" Bu çocuğunuzun aklı erseydi bu camı kurnazdı. Bu sadece sizin değil hepimizin çocuğudur. Sizin ona karşı sorumluluğunuz olduğu gibi, benim de ona karşı bir takım sorumluluklarım var. Ben kırılan camı taktırırım. Siz bundan ötürü en ufak bir üzüntüye kapılırsanız hakkımı helal etmem."
Devlet Memurlarını tayin eden, Kamu Kurum ve Kuruluşları da personelinden özürlü çocukları olanları tesbit etmelidir. Bu tür çocuklan olan bir kamu görevlisi tabiat şartlarının ağır olduğu, özel eğitim imkanlarından yoksun kalacağı yerlere isteği dışında verilmemelidir. Zaten yorucu, sıkıntılı olan hayatları daha da ağırlaşmaktadır. Bu tür aileler her evde oturama-makta, özellikle lojmanı olmayan yerlerde, kalabalık muhitlerde kiralık ev bulamamaktadır. Çoğu zaman çevreleri ve ev sahipleri tarafından anlayışla karşılanmaları mümkün olmamaktadır.
Tatil beldelerinde, dinlenme tesislerinde, özürlüler ile aileleri için kolaylıklar sağlanmalı, üzerlerindeki stresi giderecek, bir nebze de olsa onları rahatlattıracak organizasyonlar yapılmalıdır.
Özürlülerin eğitim ve rehabilitasyonu için, özel eğitim görmüş elamanlara ihtiyaç vardır. Bu konuda gönüllü kuruluş ve vakıfların da katkısı sağlanıp, eğitim merkezleri artırılmalı, farklı ücret ile takviyeli, yeterince özel eğitim görmüş elemanlar görevlendirilmeli, her türlü sosyal ihtiyaçları karşılanmalıdır. Bütün bunların maddi güce dayandığı doğrudur. Onun için hayırseverlerin bu konularla ilgilenmesi, Ahiret hesabına çok kazançlı olur.