Makale

İnsanca Yaşamak

İnsanca Yasamak

Zafer YAMAN

Bir umman ki, uçsuz bucaksız; alabildiğine engin... Berraklığın en muhteşemi; billûrluğun en nâdidesi derinliğin sonsuzluğu, mavinin en güzeli, kısacası; dayanılmaz hazla- rın en hası, en zirvesi, en mükemmeli ve en erişilmezi...
Anlaşıldığı üzere ne hissedilenleri anlatmak, ne de tarif etmek mümkün... Lâ-mekan şehrinde hayat bulmak, maneviyat dünyasında sırra ermek, hilkât ateşiyle yanıp Ledün Bahri’ne dalmak, Cezbe-i Rahman’a tutulup, Mansur misali Vahdet-i Vücûd’a erip Vâsılı ilallah’a ulaşmak, Lâ-yezâl sırrıyla Fe- nâ-fillah’a yükselmek vel-hâsıl; benliğiyle bütün izzet ve gururuyla, her alâ külli hâl üzere Kün-Fe- yekûn olmak gibi bir şey...
İşte insan, yakaladığı bu mânevi hazlarla yerle bir olmalı, toprak gibi yayılmalı insanlığın altına, su gibi yerlerden sürünerek fakat; çağlayarak akmalı insanlığa...
Sevgi yüklü, umut yüklü, bereket yüklü akmalı...
Büyüklerin “Su gibi aziz ol” temennisiyle azizler makamına yükselirken, bütün mütevaziliğiyle gönlünü alçaltarak, insanlara hoşgörü ile eğilmeli...
Yunus, Mevlâna, Hacı Bektaş, Akşemsettin misali...
İnsanlığa sevgi, saygı, hoşgörü ve mütevâzilikle yaklaşan kişi, hem yüce Allah’ın, hem de insanların yanında değer bulur. Fikriyatını iyi niyet ile, davranışlarını güzelliklerle şekillendiren özü, sözü bir olan, doğruluktan ayrılmayan, ih- lâs, samimiyet ve kul olmanın şuurunda olan herkese; Allah, sayısız nimetler bahşeder. Hem dünya hayatını, hem ahiret eyler. Akla hayale gelmeyen rızık ve nimetlerle mükâfatlandırır. Bütün bu güzel hasletlerinden dolayı; Allah, kişinin kalbinde dayanılmaz ve doyulmaz manevî hazlar yaratır.
Mâneviyat dünyasının hikmetlerini seyretmek, uçsuz bucaksız ummanlarda manevî hazlarla kucaklaşmak; hem dünya, hem ahiret saadeti istemek, bu isteklere ulaşmak yapınacak sevgilerle, hırs ve ihtiraslarla, yalancılık ve sahtekârlıklarla, menfaat, çıkarcılık ve dolandırıcılıkla değil; iyi insan, iyi müslüman olmaya bağlıdır.
Nebiler nebisi Hz. Muhammed (s.a.s.) buyurur ki; “İslâm güzel ahlâk üzere bina edilmiştir." İlmin ışığında, Peygamberin öncülüğünde, Kur’an-ı Kerim’in mürşitliğinde, Allah’a kul olmanın bilincinde ve insan olmanın gayretinde olduğumuz zaman dünya ve ahiretin saadeti kendiliğinden temin edilecektir.
Fert ve toplum olarak huzur ve güven istiyorsak en başta ruhumuzu, kalbimizi, gönlümüzü tatmin etmeliyiz. Nasıl mı?... Tabiiki iman, ahlâk ve salih amel, iyi niyet ve samimiyet... İşte, peygamberlerin ve ilmî düşünürlerin asırlardır bildirdiği saadet formülü...
İman
Allah ile insanın manevî bir bağla bağlanması, kalbi boşluktan kurtarıp, tatmin, dayanma, sığınma ve teslim olma duygusudur. Kalbine imanı nakşedemeyen, ruhundaki fırtınayı dindirememiş, iç huzuru bozuk, boşluk içersinde, şüpheler ve olmazlar tereddüdünde bocalayıp durmaktadır. Keşmekeşlik ruhuna işlemiş, ümitsiz, çaresiz, başıboş, kendisinin de bir türlü anlam veremediği girdap içersindedir.
İman etmiş, yüce yaratıcıya boyun eğmiş olan; iç alemi ile barışık, ümitkâr, azimli kendini bencil duygulardan kurtarmıştır. Kalbi tatmin noktasına ulaştığı için, fert olarak düşünsel problemlerini bitirmiş, başkalarına yardım edebilme konumuna gelmiştir.
Ahlâk ve Amel
Dinimiz İslâm, hâl ve hareketlerimizi salih amel doğrultusunda yapmamızı ister. Salih ameli; davranışlarımızı iyilikler üzerine kurmak, kötülük ve günahtan sakınmak diye tanımlayabiliriz. Kur’an-ı Kerim ve hadisler bizlere davranış biçimlerimiz hususunda yol gösterir. İyilik ve güzellik adına yaptığımız herşey; (Allah’a ibadet etmekten tutunda, insanların faydasına olan, en ufak bir davranış şekli) salih amel ve ibadetten sayılmış; mükâfaatlandırılmıştır. Toplum içerisinde güzel ahlâk diye bildiğimiz veya genel anlamda salih amel dediğimiz davranışlarımız, kişiliğimizin dışa yansıması, kalbî, ruhî güzelliklerin, ferdin ve toplumun yararına sunulmasıdır.
İyi Niyet ve Samimiyet
Yine dinimizde niyet, herşeyin başı sayılmış, ibadetler ona göre şekillendirilmiştir. Bir anlamda kalp temizliğini de ifade eden iyi niyet; saflığı berrâklığı, doğruluk ve namuslu olmayı da içine alır. Samimiyet ise; yaptığımız her davranıştan sorumlu olduğumuzu bilerek, gerek toplum içinde, gerek kendi halimizde- bir tenhada iken- birinin (Allah’ın) bizi göze 11 e d i ğ i n i unutmamaktır.
Bu saadet formülünü kişiliğine oturtan, güzellikler üzerine kurulu hayatını bu minval üzere devam ettiren, dünya ve ahiret saadetini yakalamış, insan olmanın onuruna ermiş demektir. Örnek yaşayışla dünyasını mutlu ve anlamlı kılmış, manevî ve hissî düşüncelerinde ahiretin sonsuzluğunu yakalamıştır. İnsanoğlu, bu duygu ve düşüncelerle donatıldığı zaman, fert ve toplum düzeyinde beklenen huzur ve güven ortamı oluşacak, yaşam daha anlamlı, kolay olacaktır. Her türlü kötülüğü kalbinden silip, bütün samimiyeti ve mütevazi- liğiyle, insanlığa sevgi, saygı, şefkat merhamet ve hoşgörü ile yaklaşan Yunus misali “Yaratılanı hoş- gör, yaratandan ötürü...” prensibiyle hareket edildiği zaman dünya daha yaşanılır olacaktır. Ufuklarımız, avuçlarımız, sevgi dolacak; beklenen saadet asrına kavuşmak yeniden mümkün olacaktır.
Maneviyat dünyasının hikmetlerini seyran etmek, hilkât sırrına ermek, ruhî dünyamızda yeni inkişaflar keşfetmek, doyumsuz manevî hazlarla tanışmak istiyorsak, samimiyetle insanlığın kapısını çalalım. Ruh ve ceset olarak tam bir uyum içersinde; insan olmanın, insanca yaşamanın, onuru ve gururuyla, davranışlarımızla topluma medenice örnek olalım. Böylece; medenî ve İnsanî toplumun oluşumunda katkıda bulunmanın huzur ve mutluluğunu hep birlikte tatmış olalım.