Makale

Din Hizmetine Bakışımız

Başyazı

Din Hizmetine Bakışımız

Mehmet Nuri YILMAZ
Diyanet İşleri Başkanı

Diyanetimizin 78 inci kuruluş yıl dönümüne kavuşmanın sevinç ve gururunu hep birlikte yaşıyoruz. Bu vesile ile kuruluşundan bu yana teşkilatımıza emeği geçen herkesi yürekten kutluyor, vefat edenlere Yüce Allah’tan rahmet niyaz ediyorum.
Diyanet İşleri Başkanlığı mensupları olarak toplumun selameti açısından son derece önemli görevler icra etmekteyiz. Sunduğumuz hizmetin önemini herkesten önce kendimizin iyi kavraması gerekiyor. İnsanları maddenin esaretinden kurtarıp ruhun derinliklerine yükseltmenin, insanlara sonlu olan dünyamızda sonsuzluğa çıkan yolları göstermenin, onları varoluş gerçeğinden haberdar ederek hayatın anlamını çözmelerine katkıda bulunmanın son derece değerli ve şerefli bir uğraş olduğu, her akl-ı selimin rahatlıkla kabul edebileceği bir gerçektir.
Toplum her zaman, fertlerini maddenin aşırı bağımlılığından çekip çıkararak erdemli bir yaşama doğru yönlendirecek ve ruhlara ferahlık verecek gayretlere ihtiyaç duyacaktır. Ülkemizin güzel insanları bu ihtiyacı her zaman hissetmekte ve gelecekte de hissedeceklerdir. Bu anlamda misyonumuzun oldukça ağır olduğunu takdir edeceğinizden eminim.
Ülkemizde dini hayatımızı ilgilendiren önemli-önemsiz pek çok sorunun temelinde bilgi eksikliği gibi bir sebep yatmaktadır. Ülkemizde din alanındaki bu eksikliğin gerçekte hangi boyutlarda olduğunu, son zamanlarda basın yayın organlarında yapılan dini muhtevalı tartışmalarda bütün çıplaklığı ile görme fırsatını elde ettik. Anladık ki insanımızın bir kısmı dini yaşantıyı, hayattan kopmak ve dünyaya yüz çevirmek olarak değerlendirmekte; diğer bir kısmı da inanç, tecrübe, ibadet, bilgi ve ahlaki davranış boyutunun ötesinde, dindar olmayı sadece bazı ritüellerin icrasından ibaret saymaktadır. Bunun yanı sıra, dinin en temel kavramlarını dahi doğru telaffuz etmekten aciz olan bazı kişiler de. büyük bir cesaret (!) örneği sergileyerek, tartışmalarda aktif bir şekilde rol alarak dini hayatımızın krize sürüklenmesine katkıda bulunmaktan geri durmamaktadırlar.
Bu durum karşısında bizlere din eksenli yoğun münakaşa ortamında, zihni karışmış insanımızın problemlerini çözmek için önemli görevler düşmektedir. İnsanlarımız bu konuda Başkanlığımızdan çok şeyler beklemektedir. Bu beklenti, teşkilatımızın halkımızın gönlündeki tarihin derinliklerinden günümüze taşıdığı müstesna yerin somut bir delili olarak algılanmalıdır. Halkımızın güvenine layık olabilmek ve teşkilatımıza beslediği sevgiyi daha da derinleştirmek için, görevlilerimizin asgari bazı özelliklere sahip bulunmaları gerekmektedir.
Her şeyden önce din görevlilerimiz topluma kendilerini kabul ettirebilmek için, karizmatik şahsiyet geliştirmek durumundadır. Karizma (başkalarını etkileme gücü) ise, ancak bilgi, mütevazi bir hayat sürmek ve insanlara sevgiyle yaklaşmakla kazanılabilecek bir haslettir. Dinin ferdi ve toplumsal hayatta yaşanması için temel kaynaklarda yer alan bilgileri yorumlayarak insanlara dinin hayat pratiğinin gösterilmesi, din görevlilerinin sorumluluk alanına giren bir görevdir. Bu sorumluluğun ifası, ancak İslâm’ın temel kaynaklarına vukufiyet ve İslâm kültür mirasını yeterince tanımakla mümkün olur. Dinin temel kaynaklarına ve İslâm kültürüne vakıf olmayan, bunlardan fikir üretebilecek gücü olmayan, inancını her kesimden insana idrak edebileceği bir üslup ve muhtevada anlatma becerisinden yoksun bulunan, din ile kültürü birbirinden tefrik edemeyecek bir durumda olan din görevlilerinin karizmatik şahsiyet tesis etmeleri hayli zordur. Din görevlileri, bilgisel donanımlarını tamamlamanın yanısıra, aynı zamanda aksiyon adamı da olmak durumundadırlar. Kendilerini hiçbir zaman başkalarının üstünde görmemeleri, insanların maddi ve manevi selameti uğrunda yalnız nefislerinin ihtiraslarını değil, bütün birikimlerini feda etmeye ve ruhlara hayat aşısı yapmaya hazır hissetmelidirler. Her sahada mücadelelerini sevgiyle yapmayı alışkanlık haline getirmeli, herkesi kucaklayabilecek gönül zenginliğine sahip olmalıdırlar. Nefislerinin bayağı duygularını bastırmaktan aciz, maddi hedeflerin ötesine geçememiş, görevlerini sadece beş vakit namaz kıldırmaktan ibaret sayan din görevlilerinin, insanlara dinin gerçek ruhunu tattırması mümkün olabilir mi? Din adamları topluma faydalı ve insanların bunalan ruhlarını kurtarmaya matuf her mücadelenin içinde, fikir, söz, yazı ve eylemleriyle yer almalıdır.
Burada son devrin münevverlerinden Nureddin Topçunun idealindeki din görevlisiyle ilgili olarak söylediklerini aktarmak istiyorum. Topçu diyor ki, “din görevlisi ahlakı ile örnek olan kimsedir. Onun en başta görevi, insanların sefaletlerinin yanında yaşamak, ister vücutta ister ruhta gözüksün, lâkin her halde ruhu sefalete sürükleyecek olan acıların yıktığı varlıklara uzanıp onları yerden kaldırmaktır. Din görevlisi ruhların kurtarıcısı, ahlak yaramızın doktorudur. Kin ile kibirden temizlenmiş, menfaatlerden sıyrılmış, nefsini unutmuş, kalbi ve kafasıyla Allah’ın bütün kullarının imdadına koşmak isteyen, dünya gözüyle gönülsüz, Allah gözünde kahraman hizmet eridir. Ayin, terennüm, teganni. temcit onun işi değildir. Böyle bayağı hareketler, ruhları selamete kavuşturma mesuliyetini omuzlarına yüklenen, ruhlarımızın sahibi olan insanların işi olmaktan uzaktır”. (İslâm ve İnsan, sh. 64-65).
Kanaatim odur ki, günümüz halk ve aydın kesiminin de görmek istediği din görevlisi, Nureddin Topçunun ortaya koyduğundan farklı değildir. Bu vesile ile son olarak bütün görevlilerimize şunu söylemek istiyorum: Görev yerlerimizde halkımızın dînî ihtiyaçlarını ve beklentilerini karşılamak için bütün gücünüzle çalışın. Kapasitenizi buna müsait hale getirmek için gece-gündüz durmadan gayret edin. Eğer biz. bir hizmet boşluğu oluşturursak, bu boşluk tabi kanunlar gereği, birileri tarafından muhakkak doldurulacaktır.
Hepinize güvenimin tam olduğunu belirtiyor, sizlere bu ulvi hizmette başarılar diliyorum.