Makale

Fıkıh Tarihi ve İslam Hukuku

Kitap Tanıtımı

Fıkıh Tarihi ve İslâm Hukuku

Osman Keskioğlu, Fıkıh Tarihi ve İslâm Hukuku, Diyanet İşleri
Başkanlığı Yayınları,
Halk Kitapları Serisi, 5 inci Başkı,
Ankara, 1999,336 sayfa.

Yaşar ÇOLAK

Bu sayımızda, Başkanlığımız yayınları arasında yıllar önce yayınlanmış ve isabetli bir kararla bu yıl yeni baskısı yapılmış olan Din İşleri Yüksek Kurulu emekli ve müteveffa üyelerinden Osman Keskioğlu’nun, Fıkıh tarihi ve İslâm Hukuku isimli eserini tanıtmaya çalışacağız. El kitabı mahiyetindeki söz konusu kitap, İslâm Hukuk Tarihi ile bu hukuk sisteminin sistematik konularına temas etmektedir. Gerek içeriği ve gerekse konuların sunuluşu bakımından eseri fevkalade faydalı bulduğumuzu hemen belirtmek istiyoruz.
Şu ana kadar İslâm Hukukunun nazarî ve amelî önemini vurgulayan pek çok şeyler yazılmış ve söylenmiştir. Biz burada sadece İslâm‘a dışarıdan bakan birisi olarak ünlü şarkiyatçı ve İslam Hukukçusu Joseph Schacht’ın bu konuda söylediklerini nakletmekle iktifa edeceğiz: Schacht İslâm Hukuku ile ilgili Anlntroduction to Islamic Law(İslâm Hukukuna Giriş) isimli eserinde şöyle diyor:
“Kutsal İslam hukuku, dini ödevlerin hepsini içine almaktadır. İbadet ve dinî merasimlerle ilgili esasları ihtiva ettiği gibi, aynı şekilde siyasî hukukî sası, İslâmî hayat tarzının entipik izahı, İslam’ın kendisinin esası ve özüdür. İlk devirlerde İslam, kutsal hukuk ilmini yüksek bir ilim olarak kabul etmekte idi. kaideleri de kapsamaktadır. İslami düşüncenin hülaKelam ilmi, İslam’da hiçbir zaman onunla kıyaslanabilecek bir önem kazanamamıştır. Bundan başka Müslümanların bütün hayatı, Arap edebiyatı, Arabi- yat ve İslâmî ilim dalları tamamıyla İslam Hukukuna ait fikirlerle doludur. İslam Hukukunu anlamadan İslâm’ı anlamak imkansızdır.” (s. 9)
Bu derece önemi haiz bir alanla ilgili yapılacak çalışmaların hem nazarî hem de amelî açıdan önemi fevkalade büyüktür. Merhum Fuad Köprülü bakınız neler söylemektedir: İnsanlık tarihinin büyük hukuk sistemlerinden biri olmak itibarıyla fıkıh tetkikleri, hukukî ehemmiyetini daima muhafaza edecektir. Bundan başka, hukukî hayatları üzerinde asırlarca müessir olması bakımından bütün müslüman milletlerin hukuk tarihlerini vücuda getirebilmek için de fıkhın gerek sistematik ve gerekse tarihi bakımlardan tetkiki daima İlmî bir zaruret kalacaktır (İslam Ansiklopedisi, fıkıh md. c.ıv.s.620).
Gerek fıkhın ve gerekse bu alanla ilgili yapılacak tetkiklerin önemini bu şekilde birkaç cümle ile vurguladıktan sonra sözü, yukarıda belirtilen ve önemini büyük ölçüde konu ve üslubundan alan kitabın muhtevasına getirmek istiyoruz.
Müellif kitabının önsözünde İmam-ı A’zam Ebu Hanife adlı tercüme ve telif iki eseriyle; İmam Şafi’î adlı tercüme kitabından sonra bütün fıkıh konularını içine alan bir eser yazmayı faydalı bulduğunu belirtmektedir. Buradan anlıyoruz ki yazar, böyle bir telife girişirken, İslâm Hukuku ile ilgili şumullü ancak derli toplu bilgiler sunmayı ve bu suretle okuyucuya global bir perspektif kazandırmayı düşünmüştür.
Eser, iki kısım (kitap) halinde kaleme alınmıştır. Birinci kısımda başlangıcından günümüze kadar İslâm Hukuk Tarihinin gelişim safhalarına, ikinci kısımda da İslâm Hukukunun belli başlı konularına temas edilmiştir. Girişte fıkıh ve usul-i fıkıh ilminin tarifleri ile İslâm Hukukunun bölümleri üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda yazar, İslâm Hukukunun dinî, şahsî, medenî, İçtimaî ve ahlâkî olmak üzere hayatın bütün dallarına şamil olduğunu, bu haliyle konusunu yalnız beşerî münasebetlere yani insanların birbirleriyle olan ilişkilerine hasreden bugünkü hukuktan farklılık arzettiğini vurgulamıştır.
Daha sonra yazar bu kısımda İslâm Hukukunun geçirdiği devreleri ana başlıklar halinde işlemiştir. Yazar hukuk tarihçilerinin fıkhın geçirdiği devirleri altıya ayırdıklarını belirtmektedir. Birinci devir vahiy, bir başka ifade ile, Hz. Peygamber devridir. Bu devir daha sonraki dönemlere örnek ve kaynak olması bakımından fıkıh dönemlerinin en önemlisidir. Bu devirde, teşri’ (yasama) vahiy yoluyla gerçekleşmiştir. Kur’an esas kabul edilmiştir. Hz. Peygamber de sünnetleriyle Kur’an’ı izah ve beyan etmiştir. Ayrıca Hz. Peygamber, bazı meselelerde kendi re’y ve içtihadıyla da hüküm vermiştir. Yazara göre fıkhın bu dönemde beş temel özelliği vardır: 1. Maslahatı temin; yani insanların faydasına ve yararına olan şeylerin emrolunması; 2. Adaletin sağlanması; 3. Güçlükten kaçınılması; yani teşri’ ve uygulamada insanın tabiatını, yaratılıştan gelen özelliklerini ve ihtiyaçlarını göz önüne alarak dinle muhatabı arasına zorluk ve engelin kaldırılması; 4. Az vazife yüklenmesi, insanların yığın yığın teklifler ile boğulmaması; 5. Tedrice riayet edilmesi, hükümlerin zamana yayılarak peyderpey konulması, böylece yeni hükümlerin toplum tarafından özümsenmesine imkan verilmesidir.
İkinci devir sahabe devridir. Bu devirde sahabe nesli, özellikle hulefa-i raşidin fıkıh açısından belirleyici olmuştur. Bu dönemin kendisine has özellikleri bulunmaktadır. Sahabiler fetva verir veya içtihat yaparlarken bazı kural ve ilkelere riayet etmişlerdir. Yazar bunları şu şekilde özetlemektedir: Sahabiler şura esasına riayet ederlerdi, vahye başvurmadan içtihat etmezlerdi, kibar-ı ashab bir arada bulunduğundan icma’ kolaydı, hadis rivayeti azdı, Hz. Ömer ve Hz. Ali hadis rivayetini gayet sıkı tutarlardı, ancak hadisin sahihliğine karar verdiklerinde ona sımsıkı sarılırlardı, nazarî fıkha itibar etmezlerdi.
Üçüncü devir tabiin tevridir. Bu devirde teşri’, kitap, sünnet, icma ve kıyasa dayanarak gelişmiştir. Fıkıh meseleleri bu devirde detaylanmıştır. Hadis rivayeti çok şuyu bulmuş ve fıkıh tarihi bakımından önemli kabul edilen gruplaşma, yani ehl-i hadis ve ehl-i re’y ayrışması, bu devirde gerçekleşmiştir. Yazar bu dönemi temsil eden başlıca alimleri sıralamış ve hayat hikayelerine kısa kısa temas etmiştir.
İçtihatlar devri olan dördüncü devir fıkhın olgunluk çağıdır. Bu devirde fıkıh son derece gelişmiştir. Müctehit ve büyük imamlar bu devirde yetişmiş, mezhepler teşekkül etmiş, her mezhep imamı kendine göre hukuk sistemi kurarak hüküm istinbat yöntemleri belirlemiştir. Yazar bu bölümü oldukça geniş tutarak Hanefi, Maliki, Şafii ve Hanbeli gibi günümüze kadar hayatiyetini sürdüren sünni fıkıh mezhepleri ile diğer mezhep imamlarının, hüküm çıkarma usulleri, mezheplerin tarihi gelişimi ve ünlü şahsiyetleri ve belli başlı fıkıh kitapları hakkında kısa ancak özlü bilgiler vermiştir.
Beşinci devir taklit devri olup, mezhep imamlarının müçtehit talebelerinden sonraya tekabül etmektedir. Bu devirde mezhep münakaşaları ve taassubu ~ artmış ve herkes kendi imamını haklı çıkarmak için özel gayret sarfetmiştir. Yazara göre bu devirde ulemanın yaptığı, ahkamın ta’lili, yani hikmet ve sebeplerini araştırmak, muhtelif sözler arasından münasibini tercih etmek ve mezhepleri müdafaa etmektir.
Altıncı ve son devir ise duraklama devridir. Müellif, bu devir ulemasının içtihat yoluna gitmediğini, eskilerin eserlerini toplayıp, kitap yazma hevesine düştüklerini, yazılan kitapları şerh ve ihtisar etmeye çalıştıklarım belirtmektedir. ’
Kitabın ikinci kısmında, İslâm Hukukunun temel konularına girilmektedir. İlk olarak şahıs hukuku, ta- sarraf ehliyetini bozan haller, mülk ve mülk sebeple- ’ ri üzerinde durulmakta, bilahare sırasıyla akitler, ti- , caret hukuku, aile hukuku, miras hukuku, usul hukuku, cezalar ve devlet teşkilatı ile ilgili konulara temas edilmektedir. Konular fazla detaya boğulma- makta, ihtisar maksadıyla anlaşılmamaya veya yan- ’ lış anlaşılmaya sebep olacak derecede kapalı bir üslup da kullanılmamaktadır.
Mevcut haliyle kitap iki sınıf okuyucuya hitap etmektedir. Birincisi bir ihtisas alanı olarak İslâm Hukukunu tercih edenler veya karşılaştırmalı hukukla uğraşanlar; İkincisi ise, köklü ve derin İslâm kültürü hakkında bilgi sahibi olmak isteyen veya dinini diyanetini öğrenmek isteyenlerdir. Her iki okuyucu kitlesinin de eserden faydalanacağı muhakkaktır. Halkımıza din hizmeti sunan özellikle genç Diyanet personeli için ise bu kitap bir başucu kitabı niteliğindedir.
Eser ilmî ölçüler çerçevesinde hazırlanmıştır. Halk kitapları serisinden çıkışı enteresandır. Bize göre eserin ilmî seriden yayınlanması daha uygun olurdu. Kitabın sonuna konan bazı terimlerle ilgili sözlük, bu alanın kavramlarına aşina olmayanlar için son derece faydalı olmuştur. Esere müteakip baskılarda mutlaka kapsamlı bir indeks konulmalıdır. .
Hz. Peygamber bir hadisinde "İnsanlara faydalı ilim" bırakanların amel defterinin hiç kapanmayacağını buyurmaktadır. Köklü bir geleneğe tuttuğu aydınlatıcı ve güçlü ışıkla, gelecek nesle rehberlik eden ve bu suretle insanlığa faydalı olduğundan emin olduğumuz merhum hocamızın, amel defterinin sürekli kabardığı kanaatini taşıyoruz. Merhum hocamızı tekrar rahmetle anıyoruz. Ruhu şâd olsun.