Makale

Değerler ve değerlerin istismarı

Değerler ve değerlerin istismarı

Prof. Dr. Ertuğrul Yaman
Yıldırım Beyazıt Üniv.
(eyaman62@yahoo.com)

Değer, bireylerin herhangi bir kişi, varlık, olay, durum vb. karşısında ortaya koyduğu duyarlıklarıdır. Diğer bir söyleyişle değer; insanı değerli kılan, onu yücelten her türlü üstün özellik ve niteliktir. Durumlar ve olaylar karşısında takınılan bu tavırlar “değer” adıyla bireysel bir unsur olarak temayüz etmektedir. Bireylerin aidiyet, mensubiyet, kişilik, karakter vb. duygu ve değerlere sahip olabilmesi; ahlaki, kültürel, ruhsal, bireysel, etik değerlerin kazanılması ile mümkün olabilmektedir. Sebebi, sayısı ve niteliği ne olursa olsun, kazanılan/kazandırılan her değer, bireye yeni bir değer de katar.
İnsani, ahlaki, kültürel, ruhsal, toplumsal ve evrensel boyutlarda oluşabilen bu duyarlıklar, insanın bireysel ve toplumsal hayatına kalite getiren, yaşamaya anlam katan değerlerdir. Sevgi, saygı, adalet, cesaret, doğruluk, yardımlaşma, temizlik, nezaket, hoşgörü vb. genel kabul görmüş toplumsal değerlerdir. Sayılan bu değerlerin merkezinde hep insan vardır. İnsan ise, fıtrat üzere yaratılmıştır. Değerlerin oluşumu ve kazandırılması “Fıtrat Kanunu”na uygun olmalıdır. İnsanın yaratılışı, doğallığı ve itidali gerektirir. Nitekim Aristo: “Her şey vasat üzeredir.”diyerek bu gerçeğe işaret eder.
Sahip olunan değerler, bireyin gelecekte kişiliğini, bakış açısını, davranışlarını, hatta hayatını belirleyecek etkenler olduğu için, bireyin belli başlı değerlerin farkına varması, gerekli değerleri kazanması, yeni değerler benimsemesi; bütün bu değerleri kişiliğinin temel taşları hâline getirerek davranışa dönüştürmesi gerekir. Neredeyse hayat boyu devam eden bu değer kazanma/kazandırma süreçlerine “değerler eğitimi” denilmektedir. Her türden değerin kazanılması, özümsenmesi ve benimsenmesi süreci, değerler eğitiminin esasını teşkil eder.
Bireylerin değerle karşılaştıkları ilk ortam çocukluk dönemlerinin geçtiği aile kurumudur. Değerlerin kazandırılması hususunda aile birincil derecede önemlidir. Bireyin kişilik ve karakter gelişimi aile temelli kurgulandığı için, değerler eğitimine aile boyutuyla yaklaşmak ve burada sağlıklı bir zemin oluşturmak bir zorunluluktur. Ailenin asli işi kişilik ve karakteri sağlam, iyi ve faydalı çocuklar yetiştirmektir. Bunun yolu da çocuklara olumlu değerleri kazandırmaktır.
Değer eğitiminde başarılı olabilmek için öncelikle, uygun değerleri oluşturmak ve bu değerleri davranış hâline getirmenin yollarını aramak gerekir. Değerleri özellikle çocuklara ve gençlere benimsetmenin ve özümsetmenin yolu, sözlü uyarılardan daha çok, söz konusu değerleri yaşamakla ve örnek olmakla mümkündür. Ebeveynler, eğitici ve yöneticiler, bu noktada örnek modeller olabilirlerse, değerler eğitimi süreci doğal mecrasında ve daha hızlı ilerler.
Bu bağlamda, değerler eğitiminin hedef kitlelerine değer vermek, serbest ortamlar oluşturarak onları dayatma, baskı ve şartlandırma duygularının dışında tutmakta yarar vardır. Bu süreç, çok erken yaşlarda aile içinde başlatılmalı; örgün eğitim basamaklarının değişik süreçlerinde duygu oluşturma ve değer kazandırma etkinlikleriyle desteklenmelidir. Ailede, okulda, toplumda ve medyada Türk milletinin ortak değerleri olan “sevgi, saygı, hoşgörü, sorumluluk, vakar, adalet, aileyi önemseme, bağımsızlık ve özgür düşünebilme, iyimserlik, diğerkâmlık, duyarlı olma, dürüstlük, vefa, temizlik, yardımseverlik, konukseverlik, vatanseverlik” gibi birçok değerin yapılacak etkinlikler ve uygulamalarla hayata geçirilmesi davranışa dönüştürülmesi çok önemlidir.
Doğuştan itibaren, gerek ailemizden gerekse çevreden edindiğimiz birçok değer mevcuttur. Bu değerlerin sayısı, cinsi, niteliği büyük oranda yaşadığımız çevre ve sahip olduğumuz kültürle ilgilidir. Birçok özel ve genel sebep, kazandığımız değerlerin niteliğini etkilemektedir. Bu yönüyle değerler, hem kişisel hem de yereldir; yani, kişiden kişiye, toplumdan topluma değişkenlik gösterebilir. Bir kişi veya toplum için değer kabul edilen bir özellik, başka bir kişi veya toplumca değer kabul edilmeyebilir. Değerler, öznel ve değişkendir.
Değer eğitimi veya değerler eğitimi ile ilgili temel sorun, öznellik ve bir ölçüde yerellik tarafı bulunan değer yargılarının toplumca ortaklaştırılmasının zorluğudur. Çünkü kişilerin ve toplumların doğru/güzel/faydalı algıları farklılık arz edebilir. Bu durumda, değerler eğitimini sağlıklı bir zemine oturtmak bir hayli zorlaşmaktadır.
Böyle bir sorunu çözmek ve değerler eğitimini sağlıklı bir tarzda sürdürebilmek için, hemen hemen tüm toplumlarca kabul edilebilecek, toplumdan topluma çok fazla bir değişkenlik göstermeyecek değer yargılarını esas almakta yarar vardır. Bu tür genel kabul görmüş, doğruluğu benimsenmiş değerlere “erdem” adı verilmektedir. Değerler ve erdemler zaman zaman karıştırılmaktadır. Oysa değerler, olabildiğince öznel ve değişken; erdemler, “nesnel ve sabit”tir. Diğer bir ifadeyle değer, benim istediğim şey; erdem ise, beni daha iyi yapan davranıştır.
Garp filozofları (Tusî, Nasreddin, Ahlak-ı Nâsırî, Fecr Yay. Ankara, 2005. s.103.) ve Şark mütefekkirlerince (Tusî, a.g.e., s.124.) neredeyse ortaklaşa “erdem” kabul edilen belli başlı “nesnel değerler” Hikmet, Şecaat, İffet, Adalet’tir. İnsanlığın aradığı gerçek huzur ve mutluluk, ancak ve ancak bu dört temel erdemle mümkün olabilir. Dört ana başlık altında toplanan bu asli erdemler; hikmet (bilgelik), şecaat (cesaret), iffet (dürüstlük) ve adalet, Türk-İslam kültüründe “değer eğitimi”nin de temel taşlarıdır.
Değerlerin İstismarı
Hemen hemen bütün Dünya’da olduğu gibi, Türkiye’de de değerlerin değişmesi veya yitimi, devam eden bir süreçtir. Millî, manevi, ahlaki anlamda sahip olduğumuz tarihsel değerlerin bir kısmı, başka değerlerle yer değiştirmektedir. Örneğin yardımseverlik veya konukseverlik değerleri ya terk edilmekte veya onun yerine daha pratik değerler ikame edilmektedir. Bu cümleden olmak üzere, eski dönemlerde olduğu kadar yardımlaşmaya önem verilmemekte ve evlere pek fazla misafir kabul edilmemektedir.
Değerlerdeki bu değişme veya yok olmanın birçok sebebi vardır. Doğal olarak zemin, zaman ve insan, bir kısım değerleri aşındırmaktadır. Teknolojik gelişmeler ve küreselleşme de değerleri yıpratmaktadır. Değerlerin aşınıp kaybolmasında önemli bir başka etken de değerlerin istismarıdır. Birçok insan, değerler üzerinden suistimal edilmekte, böylelikle de maddi ve manevi açılardan zarara uğrayan bireylerde değerlere karşı güven bunalımı oluşmaktadır. Değerlere karşı güven bunalımına giren kişi ve toplumlar da değerlerden uzaklaşmaktadır.
Ticarette malını fahiş fiyata satmak için birçok kimsenin toplumsal uzlaşma değerlerini kullandıkları gözlenmektedir. İş yerlerine veya ürünlere ad verirken birtakım kutsal kavramları istismar edenler de az değildir. Diğer yandan özellikle gıda sektöründe “organik” sıfatını kullanarak her türlü gıdayı piyasaya sürmektedirler. Ticarette ciddi bir değer istismarı yapılmakta ve buna bağlı bir güven bunalımı yaşanmaktadır.
Birtakım değerlerin siyaset için de istismar aracı yapıldığı bir gerçektir. Halka hizmet amacıyla siyaset yapan kişilerin alametifarikası; hizmet maksatlı düşünce, proje, tasarı ve etkinlikleri olmalıdır. Zira değerler, herkeste olması gereken üstün vasıflardır.
Diğer bir istismar da “küresel değerler”le ilgilidir. Dünya çapında baskın kültürler kendi “öznel” değerlerini “nesnel” değerlermişçesine dayatmaktadırlar. Bu dayatmalar ise, değerlerin değişmesi ve istismarına yol açmaktadır. Günümüzde, neredeyse bütün dünyada, insanlığı kuşatan birkaç öznel değer ısrarla gündemde tutulmaktadır. Gerçekte bir ilke veya hak olan “özgürlük, demokrasi, eşitlik, barış, insan hakları…” gibi kavramlar dünyanın gündemini -ister istemez Türkiye’nin de- işgal etmektedir.
Ne yazık ki içi tam olarak doldurulmamış bu “güncel değerler”, kimi zaman da olumsuz yönleriyle suistimal edilmektedir. Söz gelimi; özgürlük, demokrasi, eşitlik, barış ve insan hakları kavramlarının bazı kesimlerce keyfe göre anlaşılıp uygulandığı gözlenmektedir.
Sonuç itibarıyla değerlerin istismarı, bugün toplumumuz için çok ciddi bir problemdir. Bu sorunun çözümü noktasında herkese görev düşmektedir. Bireysel olarak bizlerin bu konuda önce kendimizden başlayarak hassasiyet göstermemiz, istismarcılara prim vermememiz gerekiyor. Ailelerin özel ortamlarında değerlere karşı, çok üst düzeyde dikkatli davranmaları gerekir. Bilhassa çocuk yetiştirirken değerleri esas alıp “değerli çocuklar” yetiştirmeleri öncelikli işleri olmalıdır. Toplumun genel anlamda bu hususta bilinçlendirilmesi gerekir. Sivil toplum kuruluşları ve kamu kurumları, değerlerin yaşatılması ve korunması noktasında özel bir program uygulamalıdırlar.