Makale

CAMİLERİN TOPLUM EĞİTİMİNDEKİ YERİ

CAMİLERİN TOPLUM EĞİTİMİNDEKİ YERİ

Şükrü ÖZBUGDAY
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

İslâm’ın ilk yıllarında cami, idare, eğitim ve öğretim merkezi gibi değişik amaçlar için kullanılmışsa da onun asıl fonksiyonu bir mabed oluşudur. Nitekim âyetlerde geçen, "Allah’ın adı anılan, sabah-akşam teşbih edilip namaz kılınan evler"(l); "İlk günden takva temeli üzerine kurulan mescid, içinde namaz kılman daha uygundur." (2) "Eğer Allah insanların bir kısmını bir kısmıyla defet-meseydi içlerinde Allah’ın adının çokça anıldığı mescidler... Yıkılıp giderdi" (3) vb. ifadeler buna delalet eder. Hz. Peygamber, bir kişinin mescide girip kayıp devesini sormasını hoş görmeyerek, mescidlerin ibadet yeri olduğunu ima etmiş (4) ve yapılış maksatlarına uygun olarak kullanılmalarını istemiştir.©
Bu arada, İslâm eğitim ve öğretiminde uzun yıllar, mescidin önemli bir yerinin olduğunu görüyoruz. İslâm’da ilk eğitim faaliyetlerine Mekke döneminde Dârul-erkamda başlanmış, Medine’de Mescid-i Nebevi’nin inşasından sonra burada devam edilmiştir Hz. Peygamberin bir-gün Medine Mescidi’ne girdiğinde, cemaatin bir kısmını duâ zikirle, diğer bir kısmını ilimle meşgul halde görüp "Ben muallim olarak gönderildim." diyerek, ilimle meşgul olanların yanına oturması (6) Asr-ı Saadette mescidin eğitim ve öğretim alanındaki fonksiyonunu göstermektedir.
Mescitteki öğretim faaliyetleri "meclis" kelimesiyle ifâde edilmektedir. Hz. Peygamberin Mescid-i Nebevi’deki derslerine "Meclis’ul-ilim" denilmiştir ki bu, ilk asırda hadis derslerini ifade ediyordu. Bu meclislerde Hz. Peygamberin etrafında içice daire şeklinde oturan dinleyici grubuna "halka" denilmiştir. (7) Halkalara ders vermede bazı sa-habiler kendisine yardımcı olmuştur. Ubade b. Sâmit bunlardan biriydi ve mescidde Kur’an ve okuma-yazma öğretiyordu. (8)
Mescidde barınan ve sayıları zaman zaman 400’e kadar çıkan ashâb-ı suffe, vakitlerinin büyük bir kısmını öğrenimle geçiriyordu. En çok hadis belleyen ve rivayet eden Ebu Hureyre (R.A.) da bunlardan birisidir.(9)
Mescidde eğitim ve öğretim sadece erkeklere münhasır değildi; kadınlar için de Mescidi Nebevi’de birgün tahsis edilmişti. Kadınların dînî konulardaki geniş kültürleri, kendilerine Hz. Ömer gibi sertliğiyle tanınan bir halifeye çekinmeden itiraz edebilme cesareti vermiştir. Nitekim Hz. Ömer, mehirlere sınırlama getiren kararından bir hanımın itirazı üzerine vazgeçmiştir.
Mezhep imamları camide yetişmişler ve buralarda ders okutmuşlardır. İmam Şafii küçük yaşlarda mescidlerdeki ders talebelerinin mescidde yüksek sesle müzakere yapmalarına müsaade ederdi. İmam Malik Mescid-i Nebevi’de; Hasan-ı Basri Basra Camii’nde; matematik, cebir, tıp alanlarında oldukça bilgi sahibi olan Taberi gününün bir kısmını mescidde ders vermeye ayırırdı.
Mescidler sadece dînî eğitim ve öğretimin yapıldığı yerler değildi. Kur’an ve hadisi anlamadaki öneminden dolayı daha ilk asırlardan itibaren edebiyat, bilhassa eski Arap şiiri de bu derslerin konuları arasına girmiştir. Tabiinden Saîd b. Müseyyeb, Mescid-i Nebevfdeki meclisinde sık sık Arap Şiiri üzerinde dururdu. Daha sonra camilerde nazarî tıp dersleri dahî verilmiştir. Mesala II. yüzyılda Hâkim-Biemrillâh devrinde İbnü’l Heysem Ezher Camii’nde tıp dersleri veriyordu.
Bunun yanında hat meşki, Kur’an tâlimi ve hıfzı gibi uygulamalı derslerin camilerde verildiği de bilinmektedir. Hatta o dönemde İstanbul’da bazı camiler geleneksel olarak yerleşmiş dersleriyle meşhur olmuştur. Meselâ Nuruosmaniye ve Amasya Beyazıt gibi bazı camilerde hat meşkedilirdi. Nitekim Arif Efendi Nuruosmaniye’de verdiği hat dersleriyle tanınmıştır.
Camilerin eğitim ve öğretim mahalli olarak kullanılması geleneği Osmanlılar’ da da devam ettirilen bir uygulama olmuştur. Osmanlı medreselerinde mevcut odalarda (hücreler) öğrenci ikamet etmekte, medrese dershanesinde belirli dersleri görmekte, bunun dışında genel dersleri camilerde takip etmekteydi. Takrir şeklinde halka açık olarak verilen bu dersler için 17. yüzyıldan itibaren dersiamların tayin edildiği bilinmektedir. Osmanlı Devleti’nin yıkılmasına kadar aralıksız süren bu usûle Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında da devam edilmiştir.(10)
Daha sonraki yıllarda duyulan ihtiyaçlar sebebiyle eğitim ve öğretim hizmetleri için muhtelif kademeleri ile okulların açılması ve kültür saraylarının kurulması, camilerin eğitim-öğretimdeki fonksiyonunu tamamen ortadan kaldırmamıştır. Günümüzde camiler özellikle yaygın eğitim kurumlan olarak eğitim ve öğretim faaliyetini sürdürmektedirler. Halen camilerde va’z, hutbe ve isteyenlere dînî bilgiler verme yoluyla milyonlarca insan din konusunda aydınlatılmaktadır. Din görevlilerinin va’z, hutbe ve diğer yollarla telkin ve eğitimde bulundukları kitle, yani cemaat her yaş ve kültür seviyesinden insanlardan oluşan bir topluluktur. Bu itibarla camiler birer toplu halk eğitim merkezleridir.
Memleketimizin nüfusunun altmış milyonu bulduğu şu günlerde, yapılan istatistiki bilgilere göre, Cuma ve bayram günlerinde camilere gelen cemaatın sayısı yaklaşık on milyon civarındadır. Cami sayısı ise yetmiş bin’e ulaşmıştır. Bu rakamlar yaygın eğitim-öğretim mekanları olarak camilerin ve eğitilecek kitle olarak cemaatın büyük bir potansiyel oluşturduğunu göstermektedir.
İslâm toplumunun ayrılmaz bir parçası olan camiler, müslümanların inanış ve yaşayışlarına ahlâk ve âdetlerine yön veren, toplumumuzda birlik ve beraberliği huzur ve sükunu temin eden bir tevcih mekanizması rolünü ifâ etmelidirler. Şüphesiz bunu sağlamada, müftü, vaiz ve imam-hatiplerimize büyük hizmetler, büyük vazifeler düşmektedir.
Günümüzde nüfus artışı, teknolojik ve sosyal alandaki hızlı gelişmeler, değişmeler kişileri ve toplum hayatını büyük ölçüde etkilemiştir. Gelişme hızlanmış, karmaşık hale gelmiş, hemen hemen hiçbir topluluk, sosyal değişmelerin dışında kalmamıştır. Değişme ve gelişme beraberinde problemleri de getirmiştir.
Ailelerde çöküntü, yalnızlık, kargaşa, yabancılaşma, kuşakla-rarası kopukluk, kuşak çatışması, sosyal ilişkilerin zayıflaması, zararlı madde kullanma alışkanlığının artması, geleneklere karşı çıkma vb. Böyle fırtınalı bir dönem yaşayan günümüz insanına yüce dinimizin ve inanılan değerlerin nasıl yardım edeceği, dini anlatmak ve sevdirmek demek olan irşadın hangi me-todlarla yapılması gerektiği üzerinde ciddi olarak düşünülmesi gerekir.
Her konuda en güzel örnek olan Hz. Muhammed (A.S.)ın irşad ve hitabetteki metodu gayet iyi bilinmelidir. O’nun, muhatabın ilgi ve ihtiyaçlarını gözönüne alma açısından metodu incelendiği zaman o devre göre her çeşit imkân ve malzemenin değerlendirildiği görülmektedir. Hz. Peygamber önce muhatabını tanımış ve onun sosyal, psikolojik ve kültürel durumuna göre hitabetmiş, kendisine yöneltilen benzer sorulara ayrı ayrı cevaplar vermiştir.
Bilgiyi yerinde kullanabilmek cemaatin seviyesine göre konuşabilmek, sâde bir dille, sıkmadan, kısa ve özlü biçimde, hitabet kurallarına dikkat ederek konuşmak bir hüner, bir sanattır. Bu hüneri ve bu sanatı edinebilmek, hem teorik metod bilgisini, hem ferdi ve toplumu iyi tanımaya ve iyi anlamaya bağlıdır. Günümüzde ise toplum gelişip başkalaşmakta, eğitim seviyesi giderek yükselmektedir. Kişiyi ve toplumu anlama imkanı da bu yeniden yapılanma nedeniyle zorlaşmaktadır. Durum böyle olunca vaiz veya hatibin hitabedeceği halkı anlamasını sağlayacak yöntemlere başvurması, kendisini devamlı olarak yenilemesi ve yetiştirmesi kaçınılmazdır.(ll)
İnanıyoruz ki, toplumumuzun kalkınması ve dinimizin istediği bir toplum haline gelmesi çok iyi yetişmiş, dini, vatanı ve milleti için hizmet aşkıyla çırpınan gayretli, ihlâslı görevlilerimiz eliyle olacaktır.

1-Nâr Suresi, Ayet: 36
2- Tevbe Suresi , Ayet :108
3- Hac Suresi, Ayet: 40
4- tbn-i Mâce, Mesacid:
5- T.D.Vakfı islam Ansiklopedisi; Cami Maddesi, C: 7. S; 49-50
6-Ibn-iMâce, Muk. 17
7- Bkz. Buhar i; Ilim:8
8- T.D.Vakfı islâm Ansiklopedisi Aynı Madde
9- Geniş bilgi için bkz. Prof. Dr. Muhammed Hamidul-lah; islâm Peygamberi C: 1; S:114; A.H.BERKl; Osman KESKİOĞLU; Hz. Muhammed ve Hayatı: s. 179
10- T.D.Vakfı islâm Ansiklopedisi Aynı Mailde
11- Dr. Mualla SELÇUK; Dini Hitabet uygulamalarımız., islâm’ı Araştırmalar Dergisi, Cilt: 5; Sayı:3
***