Makale

İslamofobi ile mücadelede sivil toplumun rolü

İslamofobi ile mücadelede sivil toplumun rolü

Cihangir İşbilir
İslam Dünyası STK’ları Birliği (İDSB) Genel Koordinatörü

İslamofobi: Tehdit mi, fırsat mı?
Bir arada kullanılmalarının bile ürkütücü olduğu ‘İslam’ ve ‘korku’ kelimelerinden ‘korku’nun ‘irade’siz olanı denilebilecek ‘fobi’ kelimesine inkılap etmesiyle oluşturulan terkip, ‘İslamofobi’, bugünün en ciddi tehditlerinden birisi gibi görülür oldu. İslam karşıtı siyasi tavırlar, yazılı ve görsel medyadaki yayınlar, hatta edebiyat ve sanat mahsulleriyle zihinlerde inşa edilen İslam imajı sebebiyle ortaya çıkan bu nevzuhur ‘fobi’, şayet doğru tanımlanıp stratejik bir çalışma ile mücadele edilmezse, çok daha büyük tehlikelerin habercisi olarak okunabilir.
Hiçbir şeyin, şartlar olgunlaştığında ve gerekli muamelelere tabi tutulduğunda ‘yerel’ kalamayacağı günümüzde İslamofobi türü tehditler, fırsatlara da dönüş(türül)e- bilir. Bunun öncelikli yolu ise en az bu ‘mevhum korku’yu körükleyenler kadar sistemli, yaygın, doğru ve sürdürülebilir çalışmaları yapmaktır.
Gücünü toplumdan alan ve faaliyetleri doğrudan topluma yansıyan, toplumla iletişimi resmî kurumlara kıyasla daha kuvvetli olan sivil toplum kuruluşlarına bu konuda hayati denebilecek vazifeler terettüp etmektedir. Bu vazifeleri üç kısımda incelemek mümkündür: Birincisi, ‘doğru tebliğ’; ikincisi, ‘etkin temsil’; üçüncüsü ise, ‘hak müdafaası’.
1- Doğru tebliğ
İslamofobi ile ilgili yapılan araştırmalar ve yayınlar dikkatle incelendiğinde, ‘İslam karşıtı’ mihrakların, İslamofobik politika ve yayınları cesaretlendirip körüklemelerinde, zemindeki ‘doğru bilgilendirme’ eksikliğinin ciddi payı kolaylıkla tespit edilebilir. Sadece Müslüman olmayan ülkelerde değil, İslam ülkelerinde bile bu ‘cehaletin’ ve neticesinde oluşan ‘peşin hükümler’in veya ‘yanlış hükümler’in çok ciddi boyutlarda olduğunu gösteren önemli çalışmalar vardır.
İslam hakikatlerinin veya Kur’ani ve nebevi mesajların zamanın ilcaatına ve devrin sakinlerinin anlayışına uygun bir tarzda ve yine zamanın meşru araçlarının etkin kullanılmasıyla temin edilebilecek ‘doğru tebliğ’ seviyesi, boşluk bırakmayacak kuvvette olduğu ve toplumun tüm katmanlarına nüfuz ettiği nispette İslamofobik fikir ve eylemlerin panzehiri olacaktır.
Davet (tebliğ) üzerine odaklanan sivil toplum kuruluşlarının gerek Müslüman olmayan ülkelerde gerekse Müslüman ülkelerde ‘doğru tebliğ’ sistemlerine sahip olmaları İslamofobik yaklaşımlara alan ve mecal bırakmayacaktır. Esnek, manevra alanı geniş, karar alma süreçleri kısa ve etkili olan sivil toplum kuruluşları doğru usullerle gönüllülük ruhunu birleştirdiklerinde ortaya çıkacak netice, harcanan fikrî ve amelî sermaye ile kıyaslanamayacak boyutta büyük olacaktır.
Sivil toplum kuruluşlarının ihtisaslaşamaması, alan daraltamaması ve fakat hemen her sahada tebliğ çalışmaları yapması da bu konudaki zaafı ve enerji israfını artırmaktadır. Tüm sahalarda tebliğ faaliyetleri yapan ve toplumun tüm kesimlerine yönelik çalışmalar yürüten sivil toplum kuruluşlarından daha çok bir konuya ve bir kesime odaklı kurumların başarı ve derinlik kazandığı gözükmektedir. Zira unutulmamalıdır ki zaman uzmanlaşma zamanıdır.
2- Etkin temsil
İslam dünyasının bugün her sahada ve her ölçekte ‘temsil sorunu’nun olduğu aşikârdır. İlim, medya, sanat, ekonomi, siyaset ve din düzleminde temsil sorununun olması büyük oranda İslam ülkeleri ve Müslüman toplumlar arasındaki suni yabancılaşma ve ittifaksızlığın acı bir neticesidir.
Mezkûr sahalarda güçlü kurumların teessüsü, zaman zaman bu sorunu ‘geçici’ ve ‘kısmen’ gideriyor gibi görünse de daimi ve topyekûn bir şekilde ortadan kaldırmamaktadır. Koordinasyonsuzluk ve ittifaksızlığın getirdiği enerji ve kaynak israfı ve belki hepsinden de mühimi, yeterli ve gerekli tecrübe paylaşımının olmamasından kaynaklanan kapasite geliştirememe ve kurumsal ilerleyememe zaafı bu durumu açıklayan unsurlar olarak zikredilebilir.
Toplumlarla etkileşim hâlindeki sivil toplum kuruluşlarının ‘etkin temsil’ konusunda hassasiyetle durmaları zaruridir. Sahip olunan değerlerin kıymeti tek başına o değerleri başka toplumlara nakletmeye, tebliğ etmeye yetmemektedir. Sahip olunan değerlerin kıymet ve kuvvetine münasip ‘doğru tebliğ’ ve ‘etkin temsil’ mekanizmasının da tesis edilmesi şarttır.
3- Hak müdafaası
İslamofobi ve İslamofobiyi besleyen İslam karşıtlığı sonucunda ortaya çıkan fikir, yayın, politika ve kanuni düzenlemeler ve bunların sonucunda ortaya çıkan uygulamalar ve toplumsal refleksler, doğrudan doğruya Müslümanları rencide ve rahatsız ettiği gibi, Müslümanların temel haklarını engelleyici, hayat sahalarını kısıtlayıcı, sosyo-ekonomik statülerini sarsıcı bir fonksiyon icra etmektedir.
İslamofobik uygulamalardan ve yayınlardan bir şekilde etkilenen ve sırf Müslüman olduğu için ayrımcılığa maruz kalan, istiskal edilen, onuru ve hukuku çiğnenen Müslümanların haklarını savunmak ve siyasi ve hukuki sahalarda mücadele etmek ve çalışmalar yapmak için kurulan sivil toplum kuruluşlarının varlığı İslamofobi ve İslam karşıtlığı ile mücadelede hayatî önemi haiz bir husustur.
Bu tür ‘hak müdafaası’ için çalışan ve aslında kelimenin tam anlamıyla ayrımcılıkla mücadele eden Müslüman sivil toplum kuruluşlarının sayısı ve niteliği İslam ülkelerinde ve Müslüman olmayan ülkelerde henüz oldukça azdır. Müslümanların azınlıkta olduğu ülkelerde daha çok görüldüğü zannedilen ama bilinenin aksine İslam ülkelerinde de çokça yaşanan bu tür ayrımcılıklara karşı ‘hak müdafaası’ yapmak süreç ve sonuçları itibarıyla oldukça zor ve yüksek risk taşıyan bir faaliyettir.
Hak müdafaası ve insan hakları sahasında çalışma yapan Müslüman sivil toplum kuruluşlarının gücünü ve etkinliğini artıran önemli bir husus da ‘sivil’ yönlerinin kuvvetli olması ve siyasi yönlendirmelere olabildiğince kapalı olmalarıdır. Bu özellik her sivil toplum kuruluşu için geçerli olmakla birlikte özellikle hak müdafaası yapan, insan hakları sahasında çalışan sivil toplum kuruluşları için daha çok geçerlidir.
Sonuç
İslamofobi ile mücadelede kanuni düzenlemeler caydırıcı ve bir yere kadar engelleyici olsa da kalıcı, etkili ve sürekli bir çözümün formülü değildir. İslamofobi ve İslam karşıtlığına karşı mücadelede, en az siyasi çevreler, hükümetler ve medya kadar, bu çevreleri de etkileme kabiliyetine sahip sivil toplum kuruluşlarına görevler düşmektedir.
Yukarıda üç başlık altında incelenen bu görevlerin ifası ise üzerinde iyi çalışılmış projeleri gerekli kılmaktadır. Bugün maalesef, İslam dünyası bu sahada tam bir ‘kaht-ı proje’ hâli yaşamaktadır. Başta Kur’an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz olmak üzere İslam’ın her saha ve konusunda ‘doğru tebliğ’ ve ‘etkin temsil’ mekanizmalarının geliştirilmesine yönelik projeler geliştirilmelidir. İslam dünyasının güçlü sermayedarları ve iş çevreleri bu tür projeleri ve bu projelerde görev alacak yetişmiş insan gücünün eğitimine yönelik programları desteklemelidirler. Ayrıca, İslam ülkeleri hükümetleri ve toplumları ‘hak müdafaası’ ve ‘insan hakları’ sahasında faaliyetler yapıp ayrımcılıkla mücadele edecek kurumların kurulmasını ve güçlenmesini teşvik etmelidirler.
Sivil toplum kuruluşları bu sahalardaki mesuliyetlerine münasip faaliyetler geliştirdikleri ve bu faaliyetleri doğru usul ve vasıtalarla kitleselleştirdikleri nispette İslamofobi zayıflayacaktır.