Makale

Bir Damla Aydınlık

BİR DAMLA AYDINLIK

Abdulbaki İŞCAN

Dışarda sert bir rüzgâr esiyor. Ağaçların sararmaya yüz tutmuş yapraklan son çırpınışlarını yaşıyor. Yol kenarındaki meyveleri yenmemiş armut ağacı, babayani dallan ile sallanıp duruyor rüzgârda. Kasvetli bulutların taşıdığı rahmet çisil çisil yağıyor. Cadde ve sokaklardaki insanlar adımlarını hızlandırıyorlar. Islak gözlük camlarının ardından puslu görünüyor dünya gözüme.
Baba ve annelerin yüzlerinde tatlı bir tebessüm var. Yeni bir hayata başlamanın heyecanını duyan küçük insanlar, sıkıca sarılmışlar annelerinin ellerine. Sırtlarında çanta, siyah ve mavi önlüklerle san renge bezenmiş halı misali yollarda, güle oynaya koşturuyorlar okula.
Bu yollar bilmem ki kaç yıldır küçük ayaklarla aşınır? Bu ağaçlar bilmem kaç yıldır yollara yapraklar serer? Ve bu yollar bilmem kaç yıldır geleceğin büyüklerine bir bağ olur, umutlarımıza taşır?
Biz de çocuktuk. Biz de aşındırdık bu yollan. Arkadaşlarımız, okulumuz, öğretmenlerimiz vardı. Severek okuduğumuz kitaplarımız, masallarını coşku ile dinlediğimiz ninelerimiz, dedelerimiz şimdi anılarda kaldı.
Hayat bazen renkli, bazen siyah-beyaz akar anıların saklı olduğu meskenlerde. Geçmişi hatırlatır dikili bir ağaç ya da solmuş bir yaprak. Şimdi siyah-beyaz bir filmin kahramanları canlanır gözlerimde..
Biz de çocuktuk. Kardeşlerimiz ve arkadaşlarımızla ortak hayallerimiz vardı. Karşı konmaz bir güce sahip olmak, bir vuruşta duvarları yıkmak, bir sıçrayışta apartmanların boylarını aşmak, görünmez olmak isterdik hep. Dinlediğimiz hikâyelerin, destanların akışına kapılır, kahramanlarla omuz omuza savaşır, onlarla yaşardık. Masalların havasına kapılır, bazen bir halı parçası ile göklere uçar, altından kapılan açar, gümüşten direklere tırmanırdık. Çiçekleri elmastan, yaprakları altından, toprağı zümrütten olan bahçelerde dolaşır, sihirli gücümüzle harika şeyler yapardık. Rüyalarımızda Keloğlanla arkadaş olur, Bogaçhanla yumruk tokuşturur, Karacaoğlan’la at yarıştırırdık.
Bugünkü çocuklar bir başka. Onlar da tabiki hayal kuruyor. Ama bizim harika hayal ve özlemlerimiz onlarınkinin yanında oldukça sönük kalıyor.
Biz, kuş olur uçardık. Onlar uzay gemileri ile seyehat ediyorlar. Biz, çelik çomak oynardık. Onlar, bilgisayarlarla haşır-neşir oluyorlar. Bizlerin düdüt dediği arabaların, onlar şeceresini sayıyorlar.
İnsanları anlamak için onların başlangıçlarını incelemek, bunun için de çocuğun dünyasına girmek gerekiyor. Çocuk büyürken onun hareketlerini izlemek ve anlattıklarını dinlemekle kendi çocukluğumuza döner, bugünkü yetişkin halimizle çocukluğumuz arasında bir bağ kurmaya çalışırız. Bir kaç haftalık çocuğun açıkladığı duygular bile büyükler tarafından anlaşılabilmektedir. Çünkü onların duygulan da, bir zamanlar çocuk olan büyüklerinkiyle aynı özden kaynaklanmaktadır. Bir zaman yaşanmış çocukluk, yetişkinlerin içinde yaşamaya devam etmektedir. Biz ondan ayrılsak bile o bizden ayrılmamaktadır. (D
Onlar ebeveynlerinin yanında bir emanettir. Temiz kalpleri de her çeşit nakış ve suretten A uzak, saf, kıymetli bir cevherdir. Onlar bir hamur gibidir, m Anne-babanın diledikleri | şekli vermeye muktedir oldukları bir hamur.
Onlar "Annelerinin ^ karnında hiçbir şeyi bilmezler olarak dünyaya gelirler." (2)
Onlar sevgi isterler.
Onların zayıflıklarından kaynaklanan güçleri vardır. Çaresizlikleri ile insanları kendilerine çekerler.
Sevgi her güzellik gibi paylaşıldıkça güzelleşiyor ve artıyor. Bu sevgi normaldir ki ilgiyi doğuruyor, seven ile sevilen arasında bir bağ oluşturuyor.
Islak gözlük camlarından bakarken bu ilgiyi arıyorum insanlarda. Yüce Allah onlara sevgisinden vermiştir. Bizleri etkileyen de bu ilâhi sevgidir. (3) Bu sevgiyi arıyorum kalabalıklarda.
Sert bir rüzgâr esiyor dışarda... Dallardan kopmuş kimi san yapraklar, halı gibi serilmiş yollara... Yağan yağmur çocuklan ıslatıyor. ..
Armut ağacının meyvesinin acı tadı, çevredeki mahalle sakinlerinin damağında. Yerlerdeki san yapraklar soluk tebessümleri ile anne ve babalara her sonbahar gülümsüyor. Çocuklar ise sevgi bekliyor, ilgi bekliyor insanlardan.
Şöhret sahibi olmak, para kazanmak, güçlü kuvvetli olmak için o kadar zaman harcarız da, nedense sevmek için sevilmek için kısacası sevgiyi öğrenmek için ne vakit ayırır, ne de güç sarfederiz.
Rüzgârın sertliği devam ediyor hâlâ. Yağmur şiddetini azaltıyor. Çocuklar güle oynaya okula koşuyor. Islanan gözlük camlarının ardından siyah beyaz görüyorum dünyayı...
Çocukluğumu hatırlıyorum.
Benimle bu yollarda yürüyen arkadaşlarım aklıma geliyor... Beni anlayan ve anlamayan büyük insanlar hafızamda yer etmiş. Bazen derin ve kederli bakıyorum koşuşan çocuklara. Hüzün veriyor çocukluk yıllarım bana.
Bazen de sevinç ve neşeyle, parlayan gözlerle seyrediyorum onları.. Mutlu oluyorum yarınlara baktıkça.
Çocukluğumda beni meşgul eden sorular geçiyor kafamdan; Neden insanlar konuşur, hayvanlar konuşmaz? Neden dağlar, denizler, yer, gök var? Ağaçlar neden yapraklarını döküyor, sonra tekrar yeşeriyor?.. Neden kötü insanlar var, dünya hep iyilerle dolu değil? Savaşlar neden oluyor? İnsanlar neden birbirlerini öldürüyor?... Neden ay ve güneş var, yıldızlar var? Neden ben varım?... Çocukluk çağını yaşayan küçük insanları anlamamız gerekiyor. Hiç olmasa anlamaya gayret etmek, onların minik dünyalarına girebilmek biz yetişkinlerin görevi.
Onlar bizlerin geleceği... Bizler mutluluğu gelecekten bekleriz hep. Umutlarımız büyür, dağ olur. Çocuklarımızdan çok büyük başarılar bekleriz. Onlar için içimizde renkli bir dünya kurarız. Hayatımızın coşku kaynağıdır onlar. Bizlerin yapamadığını onlar yapsın, yaşayamadığımız özlemleri onlar yaşasın isteriz. Hayallerimizin gerçekleşmesini hep çocuklarımızın geleceğine bağlamışız. Kendi dünyamızda daha çocuğu tanımlamadan onları bir yetişkinin küçük görüntüsü olarak görmüş, yetişkinlere özgü şeyler beklemişiz. Kısaca onlardan çok şey istemişiz. Çocuklarımızı kendimiz için değil de gelecek için, toplum için yetiştirmemiz gerektiğini hep unutmuşuz. İnsanlığın varlık sebebi, yaratılış sebebi düşüncelerimizin hep gerisinde kalmış.
Sert bir rüzgâr esiyor dışarda. Kimi yapraklar sararmış yollarda. Babayani dallan ile armut ağacı sallanıyor rüzgârda.
Çocukluğumuz ile çocuklarımız. Anılarımız ve umutlarımız. Düşüncelerimiz, davranışlarımız. Onlara verdiğimiz her türlü eğitim ne kadar iyi, ne kadar kötü ölçmemiz, tartmamız ve ona göre de bu küçük insanlara yol göstermemiz başta gelen görevlerimizden.
Şimdi biraz düşünün. Geçirmiş olduğunuz hayat tecrübelerinizi, doğrulan, yanlışları, okumuş olduğunuz bütün kitaplan beyninizde sıkın ve körpe fidanlara, geleceğimizin varislerine bir damla aydınlık süzün.
Kaynaklar:
1- İslâm ve Çocuk, Prof. Dr. Beyza BİLGİN s. 11.
2- Nahl, 78.
3- İslâm ve Çocuk, Prof. Dr. Beyza BİLGİN, s. 36
***