Makale

HAYALİMDEKİ CAMİ

HAYALİMDEKİ CAMİ

Ahmet Onay

İslâm Dini’nde sadece ibadetlerin bile, sosyal ve toplumsal yönleri vardır. Kelime-i tevhid, namaz, oruç, zekat, hac, iyilik, itaat, dürüstlük vs. gibi. İyiye, güzele, doğruya, Allah’a yönelen sosyal ve beşeri münasebetlerin de bir ibadet yönü vardır. Kişinin helal yönden geçimini temin etmesi, sınırda nöbet beklemesi, insanlara zarar verebilecek olan şeyleri ortadan kaldırması, hayvanlara iyi muamele etmesi, güzel bir şekilde eğlenmesi, çoluk çocuğunu eğlendirmesi vs...
Bir toplumdaki dinî inanç ve sosyal anlayış seviyesi, kültür ve medeniyet düzeyi ile orantılı olarak, bunlar birbirine yaklaşır ve birbirini kapsar. Bu da, Islâm’ın toplumsal ve sosyo-psikolojik yönü ile anlayış ve hoşgörü sınırlarının ne derece geniş olduğunu ortaya koymaktadır.
Nitekim bir hadis-i şerifte, cemaatle kıla- nan bir namazın, ferdi olarak kılınan namazdan 27 derece daha fazla iyi (faziletli) olduğu ifade edilmiştir. Yani toplum, birbirine yaklaşmaya, kaynaşmaya neticede cemaate ve camiye davet edilmiştir. Peygamber Efendimiz (S.A.S.) bu daveti yaparken salt sözde kalmamış, bilakis bunun için günün şartlarına göre gerekli ortamı da hazırlamıştır.
Ben bir cami hayal ediyorum. Hepimizi her yönüyle kucaklayan. Bana, ben olarak hitabeden. Salt bir mabed olma yanında, "İslâm" kelimesinin ifade ettiği mana genişliğinde sosyal pratikleri de olan bir cami.
Bir tatil günü evdeyim. Okula giden çocuklardan birisi kütüphaneye gitmek istiyor. Küçük kardeşini, ağabeyini ve annelerini de alarak, hep birlikte camiye gitmeliyiz. Ağabeyleri, caminin halı sahasına veya kapalı spor salonuna gitmek için eşofmanlarını alıp ayrılırken, öbür kardeşi caminin kütüphanesine, biz de annesiyle birlikte en küçüklerinin elinden tutarak çocuk bahçesine doğru ilerlemeliyiz. Onların neşeli ve çocuksu oyunlarında bizler de çocukluk günlerimizin anılarını tatlı tatlı canlandırırken, namaz vakti olunca, caminin mescid kısmına geçip hep birlikte ibadetimizi, cemaatle yapmalıyız. Allah’ a kulluk vazifemizi yerine getirmenin huzuru içerisinde mescitten çıkıp, şef garsonların itina ile sen/is yaptıkları lokanta kısmına geçmeliyiz. Ailece hep birlikte yemeğimizi yiyip meşrubatlarımızı ferah bir ortamda içtikten sonra caminin market kısmından gerekli ihtiyaçlarımızı alarak evimize dönmeliyiz.
Evden ayrılıp başka bir il veya ilçeye gittiğim zaman öncelikle camiyi arayıp bulmalıyım. Zira o caminin, temiz ve huzurlu misafirhanesinde kalıp, lokantasında yemeğimi yiyip, çay salonunda çayımı içme- li, bu arada yeni dostluklar kurmalıyım. Sonra da odama çıkıp, ılık bir duşla yol yorgunluğunu üzerimden atmış bir vaziyette kendimi kuşlar gibi hafif hissederek daha ezan okunmadan camiye girip ön saflarda yerimi almalıyım. İş görüşmelerimi caminin uygun salonlarında yaparak, gerekli takipleri yaptıktan sonra geri dönerken de; "Piyasaya göre oldukça ucuz. Verilen hizmet ve konfor gayet iyi. Üstelik huzur içindeydim ve oldukça da rahat ettim." düşüncesiyle evime gelmeliyim.
Her namaz vaktinde ben camiye koşmalıyım. Orada namazımı kılıp, caminin çok amaçlı salonunda konferanslar, paneller, sergiler izlemeliyim. Yine o caminin salonunda yapılan düğünlerde, mahallemin mürüvete eren ailelerinin sevinçlerine ortak olmajıyım. Dünya evine camiden girilmeli ve hep birlikte camide hoşça vakit geçirip eğlenebilmeliyiz. Oturma salonunda sohbet etmeli, günlük gazeteleri okumalı, konuşmalı, dertleşmeli, ülkemi ve dünyayı izlemeliyim. Sevinçlere ortak olmalı, üzüntüleri paylaşmalıyım. Yardımlaşma sandığına üye olup, ihtiyaç sahiplerine yardımcı olabilmeliyim. İktisat sandığına üye olup, elimdeki parayı ve sermayeyi işletmeli, gerçek manada kârına da, zararına da ortak olmalıyım.
Yani cami, beni her yönüyle kucaklamalı. Günün şartlarına göre benim meşru olan her türlü ihtiyaçlarıma cevap vermeli. Benim hayatıma girmeli. İşte ben o zaman, camide ibadet edememekten, cemaatten ayrı kalmaktan, kıldığım her namazdan 27 derece daha fazla sevap alamamaktan kurtulmalıyım. Camiden bir vakit ayrı kaldığım zaman gönülden muzdarip olmalıyım.
İşte bu şartlarda geniş düşünen, İslam’ın özünü kavrayan, dinimizin esaslarını ve müsamaha sınırlarını bilen, birinci hedefi insanlara hizmet etmek olan, kapasitesi de buna müsait bir kardeşimiz bu caminin imamı, müezzini olmalı. Bu camiyi imam yönetmeli, namazları o kıldırmalı, hutbeleri o okumalı. Cemaatini vaazlarıyla o yönlendirmeli ve bilgilendirmeli. O yerde, en saygın ve örnek insan onlar olmalı.
Tekrar ben düşünüyorum ki; bugün hangi imam veya müezzin kardeşim cemaatinin azlığından şikayet ediyorsa, şu veya bu sebeple halinden memnun değilse, kendisini bu caminin imamı veya müezzini olmaya hazırlamalı. Hangi mimar, mühendis, tekniker arkadaşım böyle bir camiyi özlüyorsa, hatta daha iyisini düşünüyorsa, projelerini hazırlamalı. Yine hangi ekonomist, pazarlamacı, psikolog, işletmeci vs. bu camiyi, hatta daha güzelini düşünüyorsa, plânlarını hazırlama-
Ben de bir cemaat olarak, hayalimdeki bu caminin gerçek olacağı günü iştiyakla bekliyorum. O bizi her yönüyle kucaklayacak, şefkatle okşayacak, mutlu bir yüzle Huzuru llâhî’ye çıkmamıza vesile olacaktır.