Makale

TOPLUM KALKINMASINDA DİN VE DİN ADAMI

DİN ADAMİ TOPLUMUN MANEVİ ÖNDERİ.
SAVAŞTA VE BARIŞTA
DÜNDE, BUGÜNDE...

Seyfettin ERŞAHİN

TOPLUM KALKINMASINDA DİN VE DİN ADAMI

PROF. DR. MEHMET KAPLAN, "Büyük Türkiye Rüyası" adlı eserinde bir “Gazi-Veli” tipi çizer ve insanımızı bu gazi-velî tipiyle adeta özdeşleştirir. "Romana olsaydım" der, "İşte bu veli tipi insanı işlerdim "Prof. Dr. KAPLAN, Türkiye’nin bu halk adamı, maneviyat adamı insan tipiyle kalkınacağına inanır. Allah’a olan inancını, insana hizmet olarak pratik hayata geçiren bu insan tipiyle...
Prof. Dr. N.ERDENTUĞ, "Türkiye’de Çağdaşlaşma, Eğitim ve Kültür Değişmeleri" eserinde, çeşitli yörelerde gerçekleştirdiği alan araştırmalarından örnekler verin Yol, su, elektrik gibi altyapılarda, hatta ailevî problemlerde köy toplumu "İmam"a öğretmen ve muh-tardan daha çok danışıyor. Muhtar ve öğretmenle birlikte danışıyor. Erden-tug, aynı eserinde, köylünün kültür kalıplarını en iyi "İmam’ın bildiğini belirtir ve köylünün alışamadığı, tanışmadığı yenilikler karşısındaki tereddüdünün, ancak din adamı tarafından giderilebileceğini ifade eder.
Prof. Dr. Orhan TÜRKDOCAN "Türki-yede Köy Sosyolojisinin Temel Sorunla-n" adlı eserinde dinî hayatın, toplum kültürünü oluşturduğuna işaret eder. "Köylünün günlük hayatında din, hakim rol oynar" der ve ilâve eden "Bu bakımdan din, zirai faaliyetler ile, ekim çeşitleri ile, toprak ve tabiat şartlan ile, şu veya bu şekilde bağlantılı görülür". Doğrudur: Toplum bir değişimi kabul etmiyorsa, onu kabul ettirmek, toplum kültürünü bilmeyi gerektirir.

BİR GELENEK Kİ...
Türk insanı "Din"i ile, din adamı ile içicedir. Hâlâ öyledir. Hamdi MERT’in "Bizi Yaşatanları ve Rıza AKDEMİR’in "Yunus Hoca "sı bu temayı işler...
Milletimiz için bu bir gelenektir. Anadolu’nun kilidini açan siyasî iradenin yanında, onu yönlendiren Sarı Hoca’lar, Saçlı Hafızlar vardır. Bu "Yesevî Erenler" geleneği, Osmanlı’nın kurulmasında şeyh EDEBALİ; Anadolu’nun Türkleşmesinde-Müslümanlaşmasında Hacı Bayram Veli, Hacı Bektaş Veli, Emir Buharî, Mevlâna Celâleddin Rumi ve Yunus Emre; İstanbul’un fethinde Akşemsettin-, İstiklâl Savaşımızda ise Sütçü İmam, Ahmet Hulusi Efendi ve nice hoca, İmam, müftü olarak millet irfanımıza nakşedilmiştir.
BUGÜN DE...

Bugün de, ülkemizde sağlıklı bir toplum kalkınması hedefleniyorsa, bunda din adamlarının emeği olmalıdır. ’
Resmî din eğitimi ve din hizmeti personeli, cemiyet olarak 100 binlere ulaşmıştır. Bu 100 bin kişilik maneviyat ordusu, maziden aldığı hizmet geleneği ve anlayışı ile, yeni bir bütünleşme ve 4 kalkınma hamlesi başlatabilir. Sosyal yapımız buna muhtaç, toplum buna hazır, din eğitimi ve hizmeti personeli : bu potansiyele sahiptir.
Tanzimat ve daha öncesinden bu yana din adamımız toplum hayatında- j ki aktif rolünden uzaklaşmış, uzaklaştı-nlmıştır. Bunun sebebi nedir?
Roman-hikâye ve tiyatro eserlerinde belli bir dönemde din adamları kötü- işlenmiştir. Aynı dönemde bir yandan , da "İmam-öğretmen" çekişmesi işlenmistir. Hem de ısrarla... Din adamımız, ! haksız olarak karanlığın, cahilliğin, dur- | günlüğün ve geri kalmışlığın sebebi olarak gösterilmiştir.
Prof. Dr. Yahya AKYÜZ’ ün "Türkiye’de öğretmenlerin Toplumsal Değişmedeki Etkileri" adlı eseri başta olmak üzere, "öğretmen"imiz olumlu bir yaklaşımla ilmi araştırmalara konu olurken, "om adamı" mız "Vurun Kahpeye" ve’ "Hamza Abi" tipleriyle biteviye kötülenmiştir. Ya geriliğin, karanlığın sembolü veya bir ağanın, işgalcinin uşağı olarak gösterilmiştir.
Şimdi insaf ile düşünelim: "Din adamı" bu mudur?... Doğduğumuzda kulağımıza ezan okuyan-, bizi dualarla askere uğurlayan; hastalandığımızda başucumuzda dua eden; küsleri barıştıran; Cuma-Bayram-Kandillerde hep "iyi olun" diyen din adamı "Vurun Kahpe"deki, "Hamza Abi" tipindeki insan mıdır?
Olgun eskiler değil belki ama, yeni yetişen din personelimiz bu olumsuz; kasıtlı yaklaşımdan etkilenmiş; o da yer yer reaksiyoner olmuştur.
Son yıllarda, her alanda olduğu gibi, bu konuda da bir durulma vardır. Yazar-çizerimiz, demode olmuş karalamalara artık fazla iltifat etmiyor; genç din adamı ve din adamı adaylarımız da bilmezlerin bilmezliklerine reaksiyoner değil, tashih edici bir anlayışla yaklaşı-yorlar. Bu olumlu bir gelişmedir.
İslâmiyet bu-milletin hayat tarzı, din adamlarımız ise, millet bütünlüğümüzün yapı taşlarıdır. Cemiyetteki zaafların suçlusunu aramak değil, zaaflarını tamir etmek.. Din adamına düşen budur..
Eski "rol’üne kavuşmanın da, sosyal itibar ve sosyal tırmanışın da yolu, "selef"in olgunluğuna ulaşmakla mümkündür..
Dünyanın ve bölgemizin bugün geldiği noktada, tarihî ve aktüel potansiyelimizi sonuna kadar kullanmak zorundayız.