Makale

ATATÜRK'ÜN HZ. MUHAMMED TASAVVURU

ATATÜRK’ÜN HZ. MUHAMMED
TASAVVURU

Doç. Dr. Seyfettin Erşahin
Ankara Üniv. ilahiyat Fakültesi

Atatürk, Türk halkının dinini daha iyi anlaması ve daha dindar olması için Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim, Peygamber’in hitabı Hadis ve bizzat Hz. Muhammed’i iyi bilmesini ve tanımasını istiyordu. Bu amaca yönelik olarak İslâm’ın temel kaynakları olan Kur’an ve Hadisler yanında Hz. Muhammed’in hayatına dair bir kitabın da Türkçe ‘ye
çevrilmesini emretmiştir.

Bir İslâm dünya gücü olan Osmanlı Devleti’nden modern lâik Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Atatürk’ün Hz. Muhammed (s.a.s.) hakkındaki düşünceleri Türkiye, İslâm dünyası ve dünya açısından önem taşımaktadır. Milletini çağdaş dünya ile kuçaklaştırmayı hedefleyen Atatürk, onların peygamberi Hz. Muhammed’i gerçek hüviyeti ile tanımaya ve tanıtmaya gayret etmiştir.
I. Hz. Muhammed’i Doğru Tanıma ve Tanıtma Çabaları
Atatürk’ün Hz. Muhammed’i tanıma vasıtalarını ailesi, çevresi, okulu ve kendi merakı ile okuduğu kitaplar olarak tasnif edebiliriz. O konu hakkında hem Müslümanlar hem de gayri müslimler tarafından kaleme alınan eserlerden bazılarını tetkik etmiştir.
Atatürk, Afetinan Hanımefendi’nin kayıtlarına göre, Hz. Muhammed ile ilgili çocukluğundan beri aldığı bilgilere ilâveten, esasen Sakarya Meydan Savaşı ile Büyük Taarruz arasındaki zaman diliminde İslâm tarihi hakkında kitaplar okumuş, karşılaştığı uzmanlara bu hususta sorular sormuştur.0’ Millî Mücadele yıllarında Atatürk’ün karargâhına yakın olan Halide Edip (Adıvar) da onun bu yıllarda İslâm tarihinin özellikle ilk yıllarına dair çok kitap okuduğunu belirtmektedir/2’ Atatürk’ün bu konuda okuduğu başlıca kitaplar Şehbenderzade A. Hilmi’nin (1865-1914) İslâm Tarihi, L. Caeteni’nin (18691935) İslâm Tarihi ve H. G. Wells’in (18661946) Dünya Tarihi’dir/3’
Atatürk, Türk halkının dinini daha iyi anlaması ve daha dindar olması için Allah’ın kitabı Kur’an-ı Kerim, Peygamber’in hitabı Hadis ve bizzat Hz. Muhammed’i iyi bilmesini ve tanımasını istiyordu. Bu amaca yönelik olarak İslâm’ın temel kaynakları olan Kur’an ve Hadisler yanında Hz. Muhammed’in hayatına dair bir kitabın da Türkçe’ye çevrilmesini emretmiştir.’4’ Bunun hangi kitap olduğu araştırılmaya muhtaçtır.
Hz. Muhammed’in bilimsel zihniyetle objektif olarak tanıtılmasından yana olan Atatürk bu sahada taraflı olarak yazılan eserleri paçavra şeklinde nitelendirmiş ve karşı tavır almıştır. Bu konuda Prof. Dr. M. Şemseddin Günaltay’ın önemli bir anısı bulunmaktadır. Olay şöyle geçmiştir: "Münevver geçinen tanınmış bir zat da, yanlış kanaata düşerek, güya Atatürk’ün gözüne girmek gayretine düşmüş ve mutaassıp bir İslâm düşmanı tarafından, İslâmiyet ve Hz. Muhammed aleyhine yazılmış bir eseri tercüme edip Atatürk’ün mütalâa ve tasvibine arzetmiştir.
O esnada Dolmabahçe Sarayı’nda oturmakta olan Atatürk, bu esere şöyle bir göz gezdirdikten sonra, hemen Şemseddin Günaltay’ın Erenköy’deki köşküne telefon ettirerek kendisini acele saraya davet etmiş ve mahut tercümeyi ona vererek inceleyip hakkındaki mütalâasını vermesini istemiştir. Kısa süre sonra tekrar alelacele saraya çağırarak kanaatini sormuştur. Orada zamanın başbakanı İsmet Paşa da bulunmaktadır.
Günaltay biraz da çekinerek tercümeyi Atatürk’ün önüne koyup -Ele alınacak şey değil, bir facia Paşam! diye tam içinden geçirdiği cevabı vermeye hazırlanırken Atatürk -Bu paçavrayı toplatın ve tercümeyi yapan... Bey’i de Devlet hizmetinde kullanmamak üzere Hükümet kapısından uzaklaştırın emrini verir."(5)
II. Hz. Muhammed Hakkındaki Değerlendirmeleri
Atatürk Hz. Muham- med’i son peygamber, örnek ve önder insan, terakkiperver ve yenilikçi ve askeri deha/büyük komutan kabul etmektedir.
1. Hz. Muhammed Hatemü’l-En- biya/Son Peygamberdir
Atatürk her şeyden önce peygamberlik ku- rumuna iman etmekte ve Hz. Muhammedi peygamber olarak tanımaktadır. TBMM’de saltanatın kaldırılması ile ilgili 30 Ekim 1922 tarihli oturumda Atatürk Allah’ın peygamber gönderme ve Hz. Muhammed’i hatemü’l-enbiya olarak görevlendirme hikmetini şöyle açıklamaktadır:
"Ey arkadaşlar! Tanrı birdir, büyüktür. Adât-ı ilahiyyenin tecelliyatına bakarak diyebiliriz ki, insanlar iki sınıfta, iki devirde mütâlaa olunabilir, ilk devir, beşeriyetin sebâvet ve şebâbet devridir, ikinci devir, beşeriyetin rüşd ve kemal devridir. Beşeriyetin, birinci devrede tıpkı bir çocuk gibi, tıpkı bir genç gibi, yakından maddi vasıtalarla kendisiyle iştigal edilmeyi iltizam eder. Allah, kullarının lazım olan nokta-ı tekâmüle vüsülüne kadar, içlerinden vasıtalarla dahi kullarıyla iştigali, lâzime-i ulûhiyyeten addeylemiştir. Onlara Hz. Adem as’- dan itibaren mazbut ve gayr-i mazbut bildirilen ve bildirilmeyen nâmütenâhi denecek kadar çok nebiler, peygamberler ve rasûller göndermiştir. Fakat Peygamberimiz vasıtasıyla en son hakâyık- ı diniyye ve medeniyyei verdikten sonra artık beşeriyetle bilvasıta temasta bulunmağa lüzum görmemiştir. Beşeriyetin derece-i idrak, tenevvür ve tekâmülü, her kulun doğrudan doğruya ilhâmât-ı ilahiyye ile temas kabiliyetine vâsıl olduğunu kabul buyurmuştur. Ve bu sebebledir ki, Cenâb-ı Peygamber, hâtemü’i-enbiyâ olmuştur ve kitabı, Kitab-ı Ekmeldir..."(6)
Hz. Muhammed’in hayatı hakkında bilgi verdikten sonra peygamberlik görevini üstlenmesine şöyle değinmektedir:
.. Hz. Muhammed çocukluk ve gençlik günlerini geçirdi. Fakat henüz peygamber olmadı. Yüzü nurânî, sözü ruhanî, rüşd-i rü’yette bedelsiz, sözünde sadık, hilmi mürüvvetçe başkalarına üstün olan Muhammed Mustafa, evvela bu hususi ve mümtaz vasıfları ile kabilesi içinde ‘Muhammedü’l- emin’ oldu. Ondan sonra ancak kırk yaşında nübüvvet ve kırk üç yaşında risâlet geldi. Fahr-i alem Efendimiz nâmütenâhi tehlikeler içinde, sonsuz mihnetler karşısında yirmi sene çalıştı ve İslam dinini kurmaya ait peygamberlik vazifesini ifaya muvaffak olduktan sonra vâsıl-ı a’lâ-yı ılliyyin oldu ’7
Balıkesir Zağnos Paşa Camii’nde 7 Şubat 1923 tarihinde yaptığı konuşmasında da bu hususu şöyle ifade etmektedir: "Ey millet Allah birdir, şanı büyüktür. Allah’ın selameti, âtıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenâb-ı Hak tarafından insanlara ha- kayık-ı diniyyeyi tebliğe memur ve resul olmuştur. "
Bu düşünceler açıkça, İslam tarihinin başlangıcından beri bazı çevrelerin Hz. Muhammedi kendi başına ortaya çıkarak bir din kuran olarak gösterme çabalarının tersine, onun Allah tarafından peygamber olarak görevlendirildiği gerçeğinin ifadesidir.
2. Hz. Muhammed Usve-i Hasene/Örnek ve Önder İnsandır
Atatürk, ölümünden kısa süre önce yayınladığı son mesajında Hz. Muhammed’in bu niteliğini şöyle söylemiştir: "Bütün dünyanın Müslümanları Allah’ın son peygamberi Hz. Muhammed’in (s.a.s.) gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm müslümanlar Hz. Muhammedi örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli, islâmiyetin hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkına- bilirler."(8> Balıkesir Zağnos Paşa hutbesinde de"Arkadaşlar! Cenâb-ı Peygamber, mesaisinde iki dâra, yani iki haneye malik bulunuyordu. Birisi kendi hanesi, diğeri Allah’ın evi idi. Millet işlerini Allah’ın evinde yapardı."ifadesi ile bu gerçeğin altını çizmektedir.
Bir konuşmasında Hz. Muhammed’in büyüklüğünü "O, Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir; fakat sonuca kadar o ölümsüzdür "(9> sözleri ile dile getirmiştir.
3. Hz. Muhammed Terakkiperver ve Yenilikçidir
Atatürk, Hz. Muhammed’in tarihte büyük yeniliklere imza attığına, insanlığın terakkisine önemli katkılar sağladığına, yüzünü geçmişe değil geleceğe döndüğüne, gericilik ve taassuptan uzak durduğuna vurgu yapmaktadır. Caeteni’nin İslâm Tarihi’ni okurken şu cümlelerin altını çizmişti:
"Hz. Muhammed son derece terakkiperver bir ruha malikti. Sisteminin gereklerini daima muhitin gereklerine göre ıslah ve tadil etmeye âmâde idi. Gerek dini meseleler gerekse sosyal konularda bir düzeltme yahut düzenleme lazım geldiği zaman mazideki bir hata ile hiçbir zaman kendisini bağlı görmemiştir. Hz. Muhammed’in en büyük meziyetlerinden biri sisteminin esnekliği içinde kendi kendisine oluşan değişiklik ve yeniliği izleme hususunda gösterdiği kolaylıkltır. Her zaman çağı He bir seviyede bulunmuştur. Zaman ve toplum sorunlarının gerçek yönünü berrak bir intikal ile takdir etmiştir. "n0)
Atatürk’ün başkanlığında liseler için hazırlanan tarih kitabının Hz. Muhammed ile ilgili bölümünde de bu yaklaşım görülmektedir.11
Büyük bir devrim yapan ve ıslahat hareketine girişen Atatürk için Hz. Muhammed’in bu yönü çok önem taşımakta idi. Atatürk onun bu niteliklerini topluma ne kadar iyi anlatılabilirse toplumun ıslahatı kabullenmesi ve benimsemesi o denli kolay olabilirdi.
4. Hz. Muhammed Askerî Deha/Büyük Komutandır
Atatürk, Hz. Muhammed’in hayran olduğu askeri dehasını onun peygamberliğine delil olarak gösterir. Bu hususu M. Şemseddin Günal- tay anlatmaktadır: "İslâmların, Kureyş kafilesine karşı en büyük ve mühim zaferi olan Bedir Cengi, peygamberlerin en büyüğü olan Hz. Muhammed’in, aynı zamanda pek büyük bir asker olduğunu ispat etmiştir. Atatürk Hz. Muhammed ile ilgili bir kitab hakkındaki değerlendirmelerini almak için Cünaltay’ı Dolmabahçe Sarayı’na çağırdığında ismet Paşa ile onu bir masanın etrafında karşılıklı otururken bulur. Masanın üzerinde Atatürk’ün kendi elleriye çizdiği bir askeri harita serilidir. Atatürk haritada Hz. Pey- gamber’in Bedir Gazası’nı adım adım göstermiştir. ’Hz. Muhammed ve O’nun peygamberliği kadar askeri dehasına hayran olan eşsiz Sakarya Galibi, Bedir Galibi’ni göklere çıkarırken -O’nun hak peygamber olduğundan şüphe edenler, şu haritaya baksınlar ve Bedir destanını okusunlar, diye heyecanlandı. Sonra şöyle devam etti: -Hz. Muhammed’in bir avuç imanlı müslümanla mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusunua karşı Bedir meydan muharebesinde kazandığı zafer, fâni insanların kârı değildir. Onun peygamberliğinin en kuvvetli delili işte bu savaştır’ diye gözlerini uzak çöllere ve kutlu topraklara çevirdi.
Sonuç
Atatürk’ün Hz. Muhammed tasavvuru gerçeğe çok yakındır. O Hz. Muhammed’i bir peygamber olarak kabul etmiş, onun beşeri üstünlüklerini vurgulamış, askeri dehasına hayran kalmıştır. Bunun yanında zaman içinde Hz. Muhammed’e atfedilen fevkalbeşer hayatla ilgili hiçbir işarette bulunmamıştır.


1. Afet inan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, Ank, 1968, 101.
2. Halide Edib Adıvar, Türkün Ateşle imtihanı, 1962, 146 vd.
3. Şerafettin Turan, Atatürk’ün Düşünce Yapısını Etkileyen Olaylar, Düşünürler, Kitaplar, Ank, 1989; Sabri Hizmetli, "Mustafa Kemal Atatürk’ün Islâm Tarihi Anlayışı", A.Ü. ilahiyat Fakültesi Dergisi Özel Sayı, Cumhuriyet’in 75. Yıldönümü Armağanı, 1999, 121, 128.
4. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, III, Ank. 1961, 85; Gürbüz D. Tüfekçi, Atatürk’ün Düşünce Yapısı, Ank, 1 981, 1 71.
5. Ahmet Gürtaş, Atatürk ve Din Eğitimi, Ank, 1982, 26-27.
6. Sadi Borak, Atatürk ve Din, İstanbul, 1962, 17; Enver Ziya Karal, Atatürk’ten Düşünceler, Ank, 1969, 65; Laiklik ve Atatürk’ün Laiklik Politikası, Gen. Kur. Bşk. Askeri Tarih ve Stratejik Etüd Başkanlığı, Ank, 1980, 49-50.
7. Bkz. Nutuk II, 1989, 1840; Ethem Ruhi Fığlalı, "Nutuk’ta İslâm Tarihi İlgili Motifler, Türk Kültürü, yıl XXXIX, Sayı, 343, ss. 696.
8. Nedim Sehbâî, Urduca Yayınlarda Atatürk, çev. Hanif Fa- uk, DTCF yay, Ank 1979, 102.
9. Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri Ank., 1971, 208.
10. Caeteni, I, 142; Tüfekçi, 112.
11. Tarih II, 1st, 1931, 118.
12. Gürtaş, 27-28.