Makale

SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZİN MESCİDİ ve EVİ

SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZİN
MESCİDİ ve EVİ

Doç. Dr. Yılmaz Can
Ondokuzmayıs Üniv. İlahiyat Fakültesi

Sevgili Peygamberimiz beraberindeki Müslümanlarla birlikte Mekke’den Medine’ye hicret edince, bir süre Ebû Eyyüb el-Ensari adında Medineli bir müslümanın evinin ait katında ikamet etmiştir. Ebû Eyyüb el-Ensari, bugün, İstanbul’da Eyüp Sultan diye bilinen bölgeye ismini vermiş olup, halen ecdadımız Osmanlılar tarafından adına inşa edilmiş olan Eyüp Sultan Camii yanındaki türbede medfundur. Bu mübarek zat ilerlemiş yaşına rağmen,
Emeviler zamanında Müslüman- lar tarafından gerçekleştirilen İstanbul’un kuşatılması seferine katılmış ve Eyüp sırtlarında şehit düşmüştür. Ebû Eyyüb el Ensari ısrarla iki katlı evinin üst katını tercih etmiştir. Ebû Eyyüb, içlerinde bir kerevetin (somya, divan) de bulunduğu ^ bir kısım ev eşyasını Peygamberimizin kulla nımına sunmuş ve ailesini de Peygamberimizi rahatsız etmemeleri konusunda sıkıca uyarmıştır. Peygamberimiz, Ebû Eyyüb el-Ensari’nin evinde yaklaşık 7 ay kadar kalmıştır. Bu zaman içinde Peygamberimiz için yeni bir ev yapılmış ve Hicret’ten bir müddet sonra Peygamberimiz kendi evine taşınmıştır.
Peygamberimiz için yapılan ev, onun adını taşıyan bir mescitle (Mescidü’n-Nebi) birlikte inşa edilmiştir. Birlikte ve birbirine bitişik olarak inşa edilen bu iki yapı, bir avlu ve avlunun gü- ney-doğu köşesinden başlayarak, doğu cephesi boyunca dizilmiş odalardan oluşmaktadır. Ölçüleri itibariyle oldukça büyük tutulmuş olan avlu, mescit olarak tasarlanmıştır. Sıra odalar ise Peygamberimiz ve eşlerine aittir. Mescit ve Peygamberimize ait evin yerini, Peygamberimizin Hicret yolculuğunda üzerine bindiği deve tayin etmiştir. Olay şöyle gelişmiştir. Peygamberimiz Medine’ye ulaşınca Medineli Müslümanlar, Peygamberimizi evlerinde misafir edebilme konusunda yarışa girmişlerdir. Tercihiyle kimseyi incitmek istemeyen Peygamberimiz, misafir olacağı evi tayinde çok ilginç bir yöntem kullanmış ve devesini salıvererek, deve kimin evine yakın bir yerde çökerse o kişide misafir olacağını belirtmiştir. Deve yukarıda zikrettiğimiz üzere, Ebû Eyyüb el-Ensari’nin evinin yakınında çökmüş ve Peygamberimiz i de onun misafiri olmuştur. Devenin çöktüğü boş arsaya da, Peygamberimize ait ev ve mescit inşaatına başlanmıştır.
Ev ve mescidin planlanması ve inşa işi bizzat Peygamberimiz tarafından r yürütülmüştür. Her iki yapı, f Peygamber ve ashabının birlikte gerçekleştirdikleri imece usulü bir çalışmayla kurulmuş ve ashabının ısrarına rağmen Peygamberimiz, inşa işinde bir amele gibi çalışarak taş ve kerpiç taşımıştır. Mescit olarak tanzim edilen avlunun, bir kenarı yaklaşık 30 veya 35 m. olan kare bir forma sahip olduğu bilinmektedir. Mescidi oluşturan duvarlar temelden belirli bir yüksekliğe kadar taştan, diğer kısımları ise kerpiçten inşa edilmiştir. Mescidin kuzey cephesi hariç olmak üzere, diğer üç cepheye yerleştirilmiş üç kapısı vardır. Bu üç kapı düzenlenmesi daha sonra bir gelenek halini almış ve İslâm dünyasının büyük camileri genellikle üç kapılı olarak inşa edilmişlerdir.
Mescidin kıblesi kuzeye, Kudüs’e bakmaktadır. Zirâ Hicret’ten sonra yaklaşık 18 ay kadar, Müslümanlar Kudüse dönerek namaz kılmışlardır. Kâbe putlarla dolu olduğu için Peygamberimiz, diğer iki büyük dinin (Hıristiyanlık ve Yahudilik) kıblegâhı olan Kudüs’e dönmeyi tercih etmişti. Daha sonra kıble değişimini yani Kâbe’ye dönmeyi emreden ayetle birlikte tekrar Kâbe’ye dönülmüştür. Mescidin kıblesi, kıble duvarına sokulmuş ahşap bir kazıkla belirtilmişti. Kıble duvarı önüne, hurma ağaçları, dal ve yapraklarıyla teşkil olunmuş iki sıradan oluşan bir gölgelik yapılmıştı. Mescidin güney cephesinde de cephenin yarısına, yani kapıya kadar uzanan ikinci bir gölgelik bulunmaktaydı. Suffa diye anılan bu mekanda, barınacak konut bulamamış fakir Müslümanlar yerleştirilmiş ve bu insanlar kaldıkları yere izafeten Ashabü-s-Suffa ismiyle meşhur olmuşlardı. Kıble değişimini emreden ayetten sonra, kıble duvarı önündeki gölgelikle suffa yer değiştirmiş, güney cephedeki kapı da kuzey cepheye alınmıştır. Mescidin ilk yıllarda günümüz camilerdekine benzer bir minberi yoktur. Peygamberimiz, bir kütüğün üzerine çıkarak hutbelerini okumuştur. Hicretin 8. yılında gerçekleştirilen genişletmede, üç basamaklı bir minber yapılmıştır. Peygamberimizin zamanında Mescidü’n-Nebi’nin minaresi de yoktur. Ezanın, Mescidü’n-Nebi’nin damına çıkılarak okunduğu bilinmektedir. Mescit ihtiyaca binaen hicretin 8. yılında genişletilmiş ve ölçüleri 50x50 m.’ye ulaşmıştır.
Mescidin güneydoğu köşesinden başlayarak doğu duvarı boyunca, kuzeye doğru sıralanan Peygamberimiz ve eşlerine ait odalar, hu- curat ismiyle anılmaktadır. Bu odaların başlangıçtaki sayısı 2’dir. Peygamberimizin evliliklerine pareler olarak zamanla oda sayısı artmış ve toplam oda sayısı 9’a ulaşmıştır. Oda sayısının 9 olması, Peygamberimizin aynı anda bu sayıda hanımla evi olduğu anlamına gelmemektedir. Arap örfüne göre evlenen her kadın, kocasının daha önceki hanımıyla paylaştığı odada kalmak istemezdi. Her yeni eş için yeni bir oda tahsis edilmesi adettendi. Odalardan 4 tanesi kerpiçten yapılmıştı. Diğer 5 oda ise hurma ağaçlarının dal ve liflerle örülmesiyle oluşturulmuş ve her iki yüzü çamurla sıvanmış duvarlarla teşkil edilmişti. Tüm odaların üstü hurma dal ve yapraklarıyla örtülmüş, bu örtünün üzerine de çamur tabakası yayılmıştı. Odalar yaklaşık 3 x 4 veya 3.5 x 4.5 m. ebatlarında yapılmıştı. Hepsinin ayrı ayrı kapısı olup, kapılar mescide açılıyordu. Kapılar kıldan örülmüş kalın, çul benzeri bir örtüyle kapatılmıştı.
Peygamberimiz ve eşleri için başlangıçta yapılan ilk 2 odadan biri Hz. Sevde’ye, diğeri ise Hz. Aişe’ye aitti. Peygamberimiz hayatının büyük bir kısmını Hz. Aişe’nin odasında geçirmiştir. Hz. Aişe’ye ait oda, iki odaya yakın büyüklükte olup, tam ortasından hurma dal ve yapraklarının örülmesiyle oluşturulmuş bir ara bölme ile ikiye ayrılmıştı. Bölümlerden birinde Hz. Aişe, diğerinde ise Peygamberimizin kızları ikamet ediyordu. Ara duvar üzerinde perdeli küçük bir pencere bulunuyordu ve bu pencere vasıtayla Peygamberimiz ihtiyaç duyduğunda kızlarıyla görüşüyor, sohbet ediyordu.
Odaların tabanlarına hasırlar serilmişti. Uyumak içinde bu hasırlar kullanılıyordu. Hz. Aişe’nin odasında fazladan bir kerevet bulunuyordu. Duvarlara da içinde bal, süt ve yağ bulunan tulumlar asılırdı. Hasırlar üzerinde, yer sofrasında yemek yeniyordu. Yine Hz. Aişe’nin odasında, içinde topraktan yapılmış kaplar, tas, maşraba ve bazı mutfak eşyalarının bulunduğu ahşap bir sandık vardı. Odanın bir köşesinde zemini çakılla kaplı, bezle tecrit edilmiş bir mekan banyo olarak kullanılıyor, tuvalet ihtiyacı ise dışarıya boş sahaya çıkılarak sağlanıyordu.
Peygamberimiz vefat edince, Hz. Aişe ile paylaştığı bu odanın zeminine defnedilmiştir. Bilindiği üzere Peygamberimizin yanına daha sonra, Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer Defnedilmiştir. Emeviler zamanında Mescid’ün-Nebi genişletirken, Peygamberimizin eşlerine ait odaların tümü yıkılmış ve Peygamberimiz ile iki halifeye ait kabirler, türbeye benzer özel bir yapı içine alınarak Mescidü’n-Nebi içinde kalmıştır. Peygamberimiz ve ilk iki halifenin mezarını muhtevi yapı, daha sonraları defalarca yeniden inşa ve onarım faaliyetlerine tabi tutulmuştur. Mescidü’n-Nebi içinde yatan Sevgili Peygamberimize ve yanında bulunan ilk iki halifesine kucak dolusu selamlarımızı gönderiyor, onları saygıyla selâmlıyoruz.