Makale

Kur'an ve Sünnetin Işığında Kur’an VE HİKMET Peygamberi

Kur’an ve Sünnetin Işığında
Kur’an VE HİKMET Peygamberi

Doç. Dr. Halil Altuntaş
DİB Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

Yüce Allah Hz. Peygamber’e, "Kur’an ve hikmeti öğreten bir peygamber" olarak özel bir konum ve değer atfetmekte, müminlere böyle bir peygamberin ümmeti olmanın şuuruna varmaları yönünde pek çok ayetteki açık emirlerin yanında, yine pek çok ayette işaret ve teşvikte bulunmaktadır.

Allah, yarattığı insanı karanlıklar içinde bırakmayacağını, bu konuda ortaya çıkacak bütün engellerin ortadan kaldırılacağını şöyle dile getirmektedir: "Kafirler istemeseler de, Allah nurunu tamamlayacaktır" (Maide, 67). işte nübüvvet/peygamberlik kurumunun varlık sebebi bu İlâhî hükümdür.
Yüce Allah, bu kurumun son halkası olarak Hz. Muhammed (s.a.s)’i göndermiş, kıyamete kadar yaşanacak insanlık macerasının O’nun yol göstericiliğinde tamamlanmasını takdir etmiştir. Bu yol göstericiliğin önemini ve nasıl gerçekleşeceğini Allah, müminler üzerinden şöyle ortaya koymaktadır: "Andolsun, Allah, müminlere kendi içlerinden; onlara ayetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle, büyük bir lütufta bulunmuştur" (Nisa,!64).
Ayetin temel mesajı, Hz. Muhammed’i peygamber olarak göndermekle, Allah’ın müminlere genelde bütün insanlara- büyük bir nimet bahşetmiş olduğudur. Aynı husus Bakara sûresinin 129, Cumu’a süresinin ikinci ayetinde de vurgulanmaktadır.
Ayetin içeriği bu nimetin, Hz. Peygamber üzerinden ne şekilde gerçekleştiğini dile getirmektedir.
Hz.Peygam- ber’in, "(Allah’ın) ayetlerini okuyan" nitelemesi ile ön plâna çıkarılması, peygamberlik görevinin temel iki cephesinden biri olan ve Maide sûresinin 67. ayetinde açıkça ifade edilen tebliğ görevine işarettir.
Bilindiği üzere Hz. Peygamber, gelen ayetleri öncelikle okuyarak, İlâhî mesajı insanlara ulaştırıyordu. Bu mesajları kabul edip, inançlarına ve pratik hayatlarına, mesajların içeriğine göre şekil ve yön verenler, mümin ve müslüman olarak her türlü yanlış inanç ve davranıştan uzaklaşıyor, "arınıp tertemiz" oluyorlardı.
Peygamberlik görevinin ikinci cephesi de insanlara ulaştırılan İlâhî mesajların sözlü ve pratik olarak açıklanmasıdır (teybin görevi). Kur’an bir çok ayette bu görevin önemini vurgulamaktadır (Nahl,44). Ayette geçen "Kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber" ifadesi, işte bu göreve işaret etmektedir. "Kitap" Kur’an-ı Kerimdir. Vahy süreci devam ettiği için henüz bir kitap haline getirilmemiş olan Kur’an’dan "kitap" diye söz edilmesi, bunun gelecekte gerçekleşecek olması itibarı iledir. Kur’an bir çok ayette bu yönteme baş vurmaktadır.
Hz. Peygamber’in Kitab’ı/Kur’an’ı öğreten bir peygamber diye nitelendirilmesi, O’nun teybin (Kur’an’ı açıklama) görevine işarettir. Nitekim bu görev, "İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik" (Nahl, 44) ayetinde, açıkça ifade edilmektedir.
Resûlüllah’ın Kur’an’ı açıklaması, onun ayetlerinin mana ve maksatlarını açıklaması şeklinde oluyordu. Bunun temel yolu da, O’nun Kur’an merkezli bir hayat yaşaması, yani Kur’an’ı pratik hayatına uygulaması idi. Hz. Aişe’nin, "Allah Resû- lü’nün ahlâkı Kur’an’dan ibaret idi" (Müslim, Salât, 139) şeklindeki tespiti, bu gerçeğin ifadesidir. Bununla birlikte, yine de Kur’an muhataplarının, sahabilerin anlayamadıkları hususlar oluyor, bunları Hz. Peygamber’e sorarak öğreniyorlardı. Bazen de herhangi bir soru yöneltilmediği halde, yanlış anlaşılan bir hususu düzeltmek, ya da harici bir gerekçe olmadan sırf bilgilendirmek maksadıyla da ayetleri açıkladığı oluyordu.
Hz. Peygamberin Kur’an’dan başka, bir de "hikmet"i öğretmesi söz konusudur. Acaba O’nun öğrettiği bu "hikmet" ile ne kastedilmektedir? "Hikmet" kelimesi Arap- Iarca, "Nefsi kötülüklere karşı uyaran, iyiliği öğütleyen, mutluluk ve mutsuzluk yolunda kazanılmış tecrübeleri aktaran, ahlâkî düsturları içeren genel geçer sözler" anlamında kullanılıyordu. Kur’an’da- ki anlamı ile ilgili olarak, "Dini bilmek ve din konusunda derin bilgi ve anlayış ve ona tabi olmak" (Malik b. Enes), "Allah’ın, ancak Peygamberin açıklaması ile bilinebilen hükümlerini ve bunların delalet ettiği benzeri şeyleri bilmek" (Taberi, I, 607) gibi çeşitli açıklamalar yapılmıştır.
İmam Şafii ise "hikmet"in, Hz. Peygamber’in sünneti olduğunu ifade ederek, bunu Sünnet’in dinde hüccet (bağlayıcı delil) olduğuna delil olarak kullanmaktadır (er-Risale, s.78 ).
Durum ne olursa olsun, yüce Allah Hz. Peygamber’e, "Kur’an ve hikmeti öğreten bir peygamber" olarak özel bir konum ve değer atfetmekte, müminlere böyle bir peygamberin ümmeti olmanın şuuruna varmaları yönünde pek çok ayetteki açık emirlerin yanında, yine pek çok ayette işaret ve teşvikte bulunmaktadır.
Kur’an ve onun açıklayıcısı olarak Sünnet, Müslümanın hayatına yön veren birer pusuladır.
Pusulaya sahip olmak yetmez, onu kullanmasını bilmek ve kullanmak gerekir.