Makale

SÜNNETE UYMA: TAKLİT DEĞİL ÖRNEK ALMAK

SÜNNETE UYMA:
TAKLİT DEĞİL ÖRNEK ALMAK

Prof. Dr. İ.Hakkı Ünal
DİB Din işleri Yüksek Kurulu Üyesi

Hz. Muhammed (s.a.s.)’in, Allah’ın elçisi olması sıfatıyla, bütün Müslümanlara örneklik ve önderliğinin bir ifadesi olan Sünnet, asırlar boyu, hem mahiyeti, hem de anlaşılması açısından ihtilaflara konu olmuştur. Evrensel bir dinin Peygamberi olan Hz. Muhammed’in mesajı ve örnekliği de evrensel olmak durumundadır. Esasen, Hz. Ademle başlayan ve diğer peygamberlerle devam eden ilahi vahyin temel ilkeleri, bütün insanlığı muhatap almaktadır. O yüzden bütün peygamberlerin ilk muhatapları kendi kavimleri olsa da, getirdikleri inanç, ibadet ve ahlâk ilkeleri bütün insanlığa yöneliktir. Hz. Muhammed’in örnekliği, içinden çıktığı toplumla sınırlı olmadığına göre, bu örnekliğin, diğer bir deyişle O’nun sünnetinin işlevselliğini sürekli kılmanın yolu O’nun nasıl örnek alınacağını bilmekten geçer.
Hz. Peygamber’e itaati emreden(1)ve O’nda bizim için güzel bir örnek bulunduğunu vurgulayan® ayetler ışığında, Hz.
Muhammed’e tabi olup O’nu örnek almanın gerekliliği konusunda hiçbir müminin şüphesi olamaz. Ancak, örnek almak nedir ve bu nasıl gerçekleşecektir? Örnek almakla taklit etmek arasında ne gibi farklar vardır ve bu ikisi zaman zaman birbirine karıştırılmakta mıdır? Din açısından matlub ve makbul olan hangisidir? gibi sorulara verilecek cevaplar konunun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.
Örnek almak, bilinçli bir faaliyettir. Örnek alan kişi, örnek aldığı obje (kişi veya davranış) yi niçin örnek alması gerektiği bilinciyle hareket eder. O’nda örnek alınması gerekli olan özellikler ve nitelikler bulunduğunu ve bunları benimsemesi halinde kendisi için faydalı olacağını düşünür. Taklit ise genellikle bilinçsiz bir davranıştır. Kişi çoğu kez taklit ettiği şeyi ya da kimseyi niçin taklit ettiğinin ayırdında olmaz. Dilimize yerleşen "körü körüne taklit etmek" deyimi bu durumu açıklamaktadır.
Örnek almada, örnek alınan davranışı benimsemek ve içselleştirmek amaçlanırken, taklit etmede böyle bir amaç yoktur. Başka bir deyişle, örnek almak öze ilişkin bir faaliyetken, bir şeyi, altında yatan illet, sebep, amaç, hikmet ve ilkeye bakmadan olduğu gibi tekrarlamak demek olan taklit şekilsel ve biçimsel bir eylemdir.
Örnek alınan obje değişse bile, örnek alma faaliyeti- örnek almaya elverişli unsurlar olduğu sürece- bir devamlılık arzeder. Halbuki, genellikle bilinçsiz bir faaliyet olan taklidin objesi ve konusu değiştiğinde taklit eden, taklidine son verir veya değişimin farkında olmazsa taklit etmeye devam eder.
Örnek almak, insanın kişilik ve davranışlarında ciddi ve kalıcı değişimlere yol açar. Taklit ise kişinin sadece davranışlarında yüzeysel ve biçimsel bir değişim doğurur.
Hz. Peygamber’in sünnetini doğru anlamak ve O’nun örnekliğini iyi kavrayabilmek için yukarıdaki farkların dikkate alınması kaçınılmazdır. Çünkü Kur’an-ı Kerim, atalarının yolunu körü körüne taklit eden insanların bu tutumlarını kınarken taklidin kötülüğüne işaret etmekte, dolayısıyla bizden Hz. Muhammed’i taklit etmemizi (teşebbüh) değil, örnek almamızı (ittiba, teessî) istemektedir, insan olması itibariyle Hz. Muhammed’in maruz kaldığı bazı yanılmalara işaret etmesi de(4) Onun bütün davranışlarını olduğu gibi taklit etmememiz gerektiğini göstermektedir.
Kur’ân-ı Kerim, Hz.Muhammed’in üstün ahlâkî kişiliğine, insânî erdemlerine temas ettiği halde, fizikî özelliklerine, gi- yim-kuşamına, yeme-içmesine, dünyevî becerilerine temas etmemiştir. Örneğin Kur’ân-ı Ke- rim’de, "O’nun yüce bir ahlâk sahibi olduğu"’5’, "müminlere karşı şefkatli ve merhametli ol- duğu"<6), "utangaç olduğu"17’, "nazik ve yumuşak kalpli olduğu"® ifade edilmiş, ancak sıradan beşerî faaliyetlerine fazla değinilmemiştir. Çünkü onun beşerî yönü örnekliğe konu teşkil etmemektedir. Bu yüzden Kur’ân-ı Kerim, O’na itaat edilmesini isterken peygamberlik misyonuna, örnek gösterirken de ahlâkî meziyetlerine dikkat çekmiştir.
Hz. Peygamber’in kendisi de davranışlarının körü körüne taklidini değil, bilinçli olarak örnek alınmasını istemiş, şekle ya da görüntüye değil, maksada önem verilmesini arzu etmiştir. Örneğin, ashabıyla birlikte kıldıkları bir namaz esnasında terliklerini çıkartan Hz. Peygamber, cemaatın da çıkarttıklarını görünce onlara bu davranışlarının sebebini sormuş ve sırf kendisi yaptığı için yaptıklarını öğrenince, "Ben terliklerimde pislik olduğunu fark ettiğim için çıkarttımdiyerek onların maksada dikkat etmediklerini ima etmiştir:
Hz. Peygamber; "Benim namaz kılışımı gördüğünüz gibi namaz kılınız"10 dediği halde, "benim gibi giyinin", "benim gibi yiyin-için", "benim gibi yatın-kalkın" dememiş, kısaca kendi kişisel zevk ve tercihini başkalarına empoze etmemiştir. Örneğin kendisine ikram edilen keler, yani bir nevi iguana etini, alışkın olmadığı için yememiş fakat yanındakilerin yemesine de engel olmamıştır.(11)
Hz. Peygamber’in etrafındaki seçkin arkadaşları da körü körüne bir taklit anlayışı içinde olmamışlardır. Örneğin Hz. Ömer, Hudeybiye antlaşmasının müslümanların aleyhine görünen şartlarını kabul etmesi üzerine Hz. Peygambere itiraz etmiş12>, yine Onun münafıkların lideri Abdullah b. Übey b. Selûl’ün cenaze namazını kılmasına karşı çıkmıştır.13’
Hz. Peygamber’in birçok konuda ashabıyla istişare ederek bundan çıkan sonuca göre hareket etmesi de, kendisinin bilinçsizce taklit edilmesini istemediğini ortaya koymaktadır. Bedir Savaşında, Müslüman tarafın mevziinin değiştirilmesi örneğinde görüldüğü gibil4 bazen O, ashabından gelen bir uyarıyı dikkate almış, mesela, kendi istemediği halde, arkadaşlarının arzusu üzerine Uhud Savaşında düşmanı şehir dışında karşılamıştır.05’ Hendek Savaşında, Medine meyvelerinin üçte biri karşılığında kuşatmayı kaldırmaları için Catafan Kabilesiyle anlaşma yapmak isteğine karşı çıkan ashabının bu tutumlarına saygı gösterip anlaşmadan vazgeçmiştir.16’
Hem Kur’ân-ı Kerim’den, hem de Hz. Peygamberin tatbikatından anlıyoruz ki dinde taklit hoş karşılanmamış, bunun yerine, bilerek, anlayarak, düşünerek, ibret alarak dinin hükümlerine uyulması istenmiştir. Bu yüzden inanç alanında bile taklîdî iman yerine tahkîkî (araştırmaya dayalı) iman tavsiye edilmiştir.17’Taklit ancak, ibadetlerin şeklî boyutunda söz konusu olabilir. Örneğin namazın kılınışı, Haccın eda edilişi ancak Hz. Peygamberin uygulaması izlenerek öğrenilebilir, ibadetlerin şeklî boyutu akılla, mantıkî çıkarımla, kıyasla tesbit edilemeyeceği için bu konuda sınırlı bir taklit söz konusudur. Ancak bunların hikmetleri ve amaçları da akılla kavranmak durumundadır.
Hz. Peygamber’in Sünnetini (örnekliğini) günümüzde işlevsel kılabilmek ve sonraki nesillere de canlı bir şekilde aktarabilmek için, O’nun söz ve davranışlarının arkasında yatan amaçları iyi tespit etmeli ve O’nu niçin örnek aldığımızın bilincinde olmalıyız.

1. Bkz. Âl-i Imran, 31-32; Nisâ, 13-14, 59, 64-65, 80; Nur, 5152, 54; Ahzab, 36.
2. Ahzab, 21.
3. Bakara, 170.
4. İlgili ayetler için bkz. Enfal, 67-68; Tevbe, 40, 80-85; Mü- nafıkûn, 6; Tahrim, 1; Abese, 1-10.
5. Kalem, 4.
6. Tevbe, 128.
7. Ahzab, 23.
8. Âl-i imran, 159.
9. Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 92. (Çağrı Yayınları, Istanbul- 1982).
10. Buhârî, el-Camiu’s-Sahih, Ezan, 18. (Çağrı Yayınları, Istanbul- 1981).
11. Buhârî, Et’ıme, 10.
12. Buhârî, Şurût, 15.
1 3. Buhârî, Cenâiz, 85. Bu konuda daha çok örnek için bkz. Bün- yamin Erul, Sahabenin Sünnet Anlayışı, 125-150. (Ankara- 1999)
14. Bkz. ibn Hişam, es-Sîretu’n-Nebeviyye, II, 192. (Kahire-1974)
15. Ill, 16.
16. Ill, 133.
1 7. Bkz. En’âm, 74-81.