Makale

PEYGAMBER ve EVRENSEL DEĞERLER

PEYGAMBER
ve EVRENSEL DEĞERLER

Prof. Dr. İbrahim Sarıçam
Ankara Üniv. ilahiyat Fakültesi

İslâm in evrensel değerlerinin kendi insanımıza ve çağdaş dünyaya tanıtılması, tüm insanlığın istifadesine sunulması gerekir.

Hz. Peygamber’in tebliğinde en fazla dikkati çeken hususlardan birisi, mesajın yoğun bir değerler sistemi içermesi ve bu değerlerin evrensel niteliğe sahip bulunuşudur. Bir başka deyişle mesaj, evrensel değerlerin mesajıdır. 23 yıllık vahiy sürecinin Mekke döneminde, başta inanç olmak üzere adalet, doğruluk, istişâre, dayanışma gibi, hayatın çeşitli alanlarıyla ilgili temel değerler zıtlarıyla birlikte ortaya konulmuş; Medine döneminde de bunlar üzerinde tekrar tekrar durularak bireysel ve toplumsal düzeyde uygulaması sağlanmıştır. Bu değerler, bütün insanları kuşatan, çağdan çağa, ülkeden ülkeye değişmeyen, her coğrafyada, her toplumda ve her zaman geçerli olabilen, her ortamda davranış ve uygulamalara yansıtılabilen niteliktedir. Onun mesajının evrensel oluşu, bizzat Kur’an-ı Kerim’de "Biz seni yalnız ve yalnız bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik"1 "De ki Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan Allah’ın elçisiyim"’2’ ve ayrıca "Bütün dinlere üstün kılmak üzere Resulü nü hidayet ve hak üzere gönderen Odur"3 şeklinde ifadesini bulmuştur. Hz. Peygamber’in İslâm’ı yayma ve genişletme faaliyetleri bir bütün olarak dikkate alındığında, mesajı evrensel kabul ettiği ve uygulamayı bu yönde gerçekleştirdiği görülmektedir.
Bu değerlerin kaynağı, göklerin ve yerin sahibi olan, tüm insanları yaratan ve Rahman sıfatı onların hepsi için geçerli olan Allah’tır. O, birleştirici bir kaynaktır. Allah’ın bütün insanları uymakta zorunlu tuttuğu ahlakı mutlak olarak kabul etmeyenlerin değerler sistemi ise, ister istemez birtakım tarafgirliklerden, biyolojik ve sosyal bencilliklerden, sapkınlıklardan ve kendini aldatmalardan kurtulamaz. Bu ölçü dikkate alınmazsa, olaylar ilginç çeşitliliklerin biyolojik bencilliklerin curcunası ve gereksiz bir kör dövüşü olur.<4) Dolayısıyla Allah’ın elçisinin getirdiği mesaj evrenseldir. Ancak bu evrensellik, mesajın, önce Hz. Peygamber’in içinde yaşadığı topluma yönelik olmasıyla hiç bir surette çelişmez.
Hz. Peygamber’in çeşitli alanlarda hayata geçirdiği değerlerin hepsini kaydetmek ve üzerinde ayrı ayrı durmak bu yazının kapsamını aşar. Ancak ana hatlarıyla bir göz atmak için şunlar kaydedilebilir: inanç, aile, sevgi, saygı, can, mal, ırz güvenliği, özgecilik, dayanışma/yardımlaşma, doğruluk, ehliyet, adalet, eşitlik, istişâre, hürriyet, çalışma, cömertlik/ih- san/isâr/infak, dostluk/arkadaşlık, cesaret/şecaat, merhamet, iyilik duygusu, haklar, affedici- lik, sabır, tevekkül, hoşgörü, barış, edep/hayâ, tevazu... Hz. Peygamber bu değerleri işlemiş, bizzat kendisi yaşayarak ve uygulayarak çevresine örnek olmuş, herkesin anlayabileceği bir dille yaygınlaşmasını, topluma yerleşmesini ve gelecek için de yol gösterici olmasını sağlamıştır. Bu suretle iyi örnek alan, iyi öğrenen, işini iyi yapan, her durumda dürüstlükten ayrılmayan ve işinin ehli insanların yetişmesini hedeflemiştir. Bu değerlerin her biri bireysel ve toplumsal açıdan çok önemlidir. Bunlar her şeyden evvel, kişiliği oluşturucu ve geliştirici, insanları birleştirici, çatışmayı ve kavgayı önleyici, toplum üyelerinin hepsini kapsayıcı ve ruhunu sarıcı özelliğe sahiptir. Durum ve çeşidine göre değerlerde i’tidal, yani denge unsuru da ihmal edilmemiş ve hatta korunmuştur. Değerler üzerinde aşırılıklar, ifrat ve tefrit, yani fazlalık ve eksiklik yönündeki sapmalar kötülenmiştir. Değerlerin zulüm, yalan, bencillik gibi olumsuz yönleri, zıtları ve bunların toplum ve birey düzeyinde yol açacağı tahribat üzerinde dikkatle durulmuş, gerektiğinde müdahele edilmiştir.
Hz. Peygamber’in getirdiği mesajın gerek teoride ve gerekse pratik alanda yanlı olmadığını da vurgulamak gerekir. Bu husus, mesajın evrensel oluşunun bir başka göstergesidir. Çünkü bu mesaj, kendinden olmayanları dışlayarak değil, bütün insanlığı kucaklayarak evrensel olma özelliği taşımaktadır. Hz. Peygamber, getirdiği değerleri yanlı değil, evrensel olarak uygulamıştır. Bu noktayı bir örnekle, onun çocukların can güvenliğine vermiş olduğu önemi detaya girmeksizin kaydederek açıklamak istiyoruz. Çocukların can güvenliği üzerinde Mekke döneminin ilk yıllarından itibaren durulmuş, bu konuda ayetler nâzil olmuştur. Medine döneminde Hz. Peygamber, savaş ortamında bile bu ilkenin uygulanmasını sağlamıştır. Sözgelişi Huneyn savaşında çocukların öldürülmesini yasaklamıştır.® Halbuki Hu- neyn’de öldürülmesi yasaklanan çocuklar müşriklerin çocuklarıydı. Mûte’ye gönderdiği orduya, sözlerinde durmaları, aşırı gitmemeleri; çocukları, kadınları, yaşlıları ve manastırlara çekilmiş kimseleri öldürmemeleri; hurmalıklara zarar vermemeleri, ağaçları kesmemeleri ve binaları yakmamaları konusunda talimat vermiş- tir.<6) Bu talimatta üzerinde durduğu hususların hepsi çok önemlidir ve herbiri, bir veya birden fazla değerin hayata geçirilmesi konusunda mükemmel örneklerdir. Burada özellikle bir konunun, çocukların can güvenliğinin korunması hususunun altını çizmek istiyoruz. Her şeyden önce bu talimat, çocukların öldürüldüğü bir cahiliye ortamının akabinde, çocuk haklarının en başında yer alan can güvenliğini içermektedir. Bunun yanısıra, orduyu ehl-i kitabın, özellikle Hristiyanların oturduğu bölgelere gönderirken bu talimatı vermesi ayrıca anlamlıdır. Buradan anlaşılıyor ki, onun nazarında, ebeveyni hangi ırk ve dine mensup olursa olsun, çocukların can güvenliği değerlidir, önemlidir ve bu sağlanmalıdır. Bu uygulamanın çağımızda çocukların karşılaştığı dramla bir karşılaştırmasını yaparsak, değerlere bakış tarzı
ve uygulamadaki fark kolayca anlaşılacaktır. Acı bir gerçektir ki, 2001 yılı itibarıyla, son 10 yıl içinde dünyada savaşlar yüzünden 2 milyon çocuk katledilmiş, 6 milyon çocuk da yaralanmış, ya da ciddi bir şekilde sakatlanmıştır.(7) Bu son husus, günümüzün egemen uygarlığının evrensel değer anlayışının olumsuz cihetini de yansıtmaktadır.
Hz. Peygamber’in mesajı, İslâm tarihi boyunca, az da olsa eksiklik ve istisnalar bulunmakla birlikte, onun gösterdiği çizgide ve faaliyetleri ışığında uygulanmıştır. Meselâ insana, insanların can, mal ve ırz güvenliğine verdiği değerin yansımalarını ele alalım. Klasik dönem İslâm tarihinde Kudüs’ün iki fetih ve bir işgal karşısındaki durumuna karşılaştırmalı bir bakış, hem bu hususun, hem de Batı uygarlığının benzer konudaki uygulaması arasındaki farkın net bir şekilde anlaşılmasını sağlayacaktır. Hz. Ömer Kudüs’ü barış yoluyla fethetmiş, gayr-i müslim halkın can ve mal güvenliğini, kararlaştırılan bir vergi karşılığında antlaşma ile güvence altına almıştır. Ama şehrin 492/1099 yılında Haçlılar tarafından işgalinde ise, tüm müslümanlar öl- dürülmüş8, yahudiler, müslümanlara yardım ettikleri gerekçesiyle, sığındıkları sinagoglarla birlikte yakılmış, cesetler, sokaklarda, dize kadar yükselen kan gölünün içinde kalmıştır.
Haçlıların elindeki Kudüs’ün Selahaddin-i Eyyûbî tarafından 583/1187 yılındaki fethinde kimsenin burnu kanamamış, Haçlılar fidye karşılığında serbest bırakılmıştır.10 Bu karşılaştırmayı yapmaktaki amacımız, asla iki uygarlık arasındaki çizgiyi kalınlaştırmak veya netleştirmek değil, değerlere bakış ve pratikteki uygulama konusundaki farkı yansıtmaktır.
İslâm medeniyetinin doğuşunda ve gelişmesinde İslâm’ın değerler sisteminin etkisi büyük olmuştur. Çünkü bu sistem sayesinde birey ve toplum, rûhî yönden gelişir, dinamiklik kazanır, güçlü ve yapılandırıcı hale gelir. Aynı zamanda kendisi için neyin değerli, neyin değersiz, neyin gerekli, neyin gereksiz ve neyin zararlı, neyin zararsız olduğunun bilincine varır. Değerler, Müslümanların bilimi çok kıymetli bir uğraş olarak görmelerine ve önemli bir kurum olarak sosyal yapıya yerleştirmelerine vesile olmuştur. Onlara öteki kültürleri araştırma, bu kültür öğelerinden işine yarayanları seçme, elde edilenleri değerlendirme ve özümseme gücü ve yeteneği kazandırmıştır. Daha sonra da bunları kendi potasında eriterek, yüksek düşünce ürünlerini ortaya çıkara- bilmelerine ve yeni bir medeniyet kurabilmelerine vesile olmuştur.
Hz. Peygamber’in getirdiği değerler sisteminin günümüzdeki ve gelecek yıllardaki önem ve değerini, bir kısım güncel olumsuzlukları sıralayarak açıklamaya çalışalım. Tüm dünyada ırkçı davranışlar artış göstermektedir. Çocuklar, gençler, hanımlar, güçsüzler fiziksel şiddete maruz kalmaktadır. Aile içi şiddet hiç azımsanmayacak ölçüde uygulanmaktadır. Aile hayatında zayıflamalar, çözülmeler ve dağılmalar meydana gelmektedir. Sosyal ve ekonomik dengesizlikler, bencil eğilimler, fakire merhametsizlik, güçten başka hiçbir şeyi saygıya değer bulmayan anlayış, acımasız ve hak tanımayan rekabet, saldırganlık artış göstermektedir. Hak ve hürriyetlerin tanınmasında olumsuzluklar yaşanmaktadır. Bedensel haz tutkunluğu, içki, kumar, uyuşturucu kullanımı... çoğalmaktadır. Böylesine bir ortamda Hz. Peygamber’in getirdiği değerlere ne ölçüde ihtiyaç bulunduğu ortadadır. Bütün bunlara ek olarak, günümüz dünyasında, değerlerle ilgili olumlu uygulamaların genellikle teknolojik gelişmelere eşlik edemediği, medeniyetin temeli olan değerlerin hayata geçirilmesinde çoğu zaman yetersiz ve zayıf kalındığı da gözlemlenmektedir. Bunlardan bir kısmı günümüzün hâkim uygarlığının âdetâ simgesi haline gelmiş, bir kısmı çeşitli etkenlerle bizim toplumumuza da sirayet etmiş ve bu sirayet halen devam etmektedir. Şüphesiz bizdeki olumsuz gelişmelerde değerlerimizden uzaklaşılmasının, bunların örselenmesinin ve yıpratılmasının da büyük çapta etkisi olmuştur. Böylesine bir ortamda İslam’ın evrensel değerlerinin kendi insanımıza ve çağdaş dünyaya tanıtılması, tüm insanlığın istifadesine sunulması gerekir. Bu, insanlığın evrensel kurtuluşuna da katkıda bulunmak demektir. Çünkü Hz. Peygamber’in hayata geçirdiği değerler, sadece İslam dünyasının değil, bütün insanlığın özlemlerine cevap verebilecek niteliktedir. O nedenle bunların evrensel boyutta ihya edilmesi ve ortaya konulması önemlidir. Bunu yaparken, bütün dünyanın olumlu düşünce ürünlerinden yararlanılabileceği de unutulmamalıdır. Çünkü esasında Hz. Peygamber de insanlığın olumlu birikimlerinden faydalanmaya açıktı. Olumsuz gelişmelerin önlenmesinde Hz. Peygamber’in getirdiği değerlerin öncülük yapacağını düşünmek, hiç de işin kolayına kaçmak veya hayal kurmak değildir. Sözgelimi, alkolizm sorunuyla sadece İslam’ın başa çıkabileceğini batılı düşünürler bile kabul etmektedir. Prof. Julius Hirsch, Hz. Peygamber’in bu konudaki başarısını şu sözleriyle takdir etmektedir: "Hz. Muhammed Kur’an aracılığıyla içkiyi yasaklamış ve yüzyıllarca büyük insan kitlelerini içkinin zararlarından koruyabilmiştir. Bu netice, XX. yüzyılda Amerika’da her çeşit propagandaya ve bilimsel ilerlemeye rağmen elde edilememiştir"01’
Hz. Peygamber’in getirdiği değerler sistemi, islamiyeti kabulünden bu yana Türk Mille- ti’ne azim aşılamış, amaçları hususunda yol gösterici olmuş, ruh enerjisi vermiş, kamu bilinci ve medeniyet çerçevesi oluşturmuştur. Türk milletinin bilim ve düşünce hayatının gelişmesine ve şekillenmesine katkıda bulunmuş, gerçekleştirdiği yüksek düzeyli çalışmalara yön vermiş, meydana getirdiği büyük sanat eserlerine ve kurumlara ilham kaynağı olmuştur. Bireysel huzurun ve toplumsal istikrarın sağlanmasına vesile teşkil etmiştir. Bugün bu değerleri iyice anlayıp özümseyerek yaşanan kültürün parçası haline dönüştürebilirsek, insan ilişkilerine yansıtabilirsek, küreselleşen dünyada ve Batı’nın değerlerine her zamankinden çok açık hale geldiğimiz bir ortamda, hem kimliğimizi koruyabilir, hem de başkalarının değerlerini doğru bir şekilde anlamlandırıp, onlarla sağlıklı ilişkilere girebiliriz.

1. Sebe’, 28.
2. A’raf, 158.
3. Fetih , 28.
4. Yılmaz Özakpınar, İnsan Düşüncesinin Boyutları, Ankara 2002, s. 161.
5. ibn Hişâm, II, 458; Ibn Sa’d, II, 151.
6. Vâkıdî, Meğâzî, tah. Marsden Jones, London 1966, II, 757758.
7. Bk. Ramazan Özey, Günümüz Dünya Sorunları, İstanbul 2001, s. 123.
8. Taberî, Târih, tah. Muhammed Ebü’l-Fazl İbrahim, Beyrut, ts. Ill, 609
9. İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Târîh, Beyrut 1966, X, 283.
10. İbnü’l-Esîr, XI, 549.
11. Alpaslan Özyazıcı, Alkollü İçkiler, Sigara ve Diğerleri, Ankara 1996, s. 14-16.