Makale

Olaylara basiretle bakmak

Olaylara basiretle bakmak

Halil Sevgin
Diyanet İşleri Emekli Başkan Yardımcısı

Bir söz yazarı, “Göz gördü gönül sevdi, benim ne günahım var.” şeklinde bir güfte yazıyor, bir beste yapıcısı da bunu besteliyor ve ortaya güzel bir eser çıkıyor. Yazar burada sevme işini gözün görmesine bağlıyor, suçu (şayet ortada bir suç varsa) gözün üzerine atıyor ve kendisi aradan çekilmiş oluyor. Burada önemli olan, gözün görmesiyle kalbin sevmesi arasında bir bağlantının kurulması veya kurulabilmesidir.
Müşahede âleminde (görünen âlemde) bizler her an neler neler görüyoruz da bunlar arasında bir bağlantı kuramıyoruz. Eserden müessire, görünenden görünmeyene gitmeyi başaramıyoruz. Örneğin: Uçsuz bucaksız yeryüzünü, masmavi gökleri, koca koca denizleri, devamlı akan nehirleri görüyoruz da, bu görmeyi temaşa hâline getirip değerlendirme safhasına geçemiyoruz. Yüce kitabımızın önemle üzerinde durduğu tefekkürü, aklı kullanmayı bir türlü kuvveden fiile intikal ettiremiyoruz. Dünyada yavan olarak yaşıyor, taklit aşamasından bir türlü tahkik aşamasına yükselemiyoruz. Bu durum, hayatımızın her safhasında, her türlü işimizde bizi etkiliyor. Bu tutumumuz da bir yarış alanı olan şu dünyada bizi en son sıralara atıyor.
Peygamberine, “Rabbim ilmimi arttır, de.” (Taha, 20/114.) şeklinde emreden âdeta, benden bir şey isteyeceksen önce ilim iste önerisinde bulunan bir Allah’ın kulları olan bizler, hiç vakit geçirmeden durumumuzu gözden geçirmeli ve silkinmeliyiz. Ancak o zaman dinimize ve Kitabımıza layık kimseler olabiliriz.
Âişe validemizden nakledildiğine göre, bir gece Peygamberimiz kendisinden izin alarak namaza durdu ve bu esnada da ağlıyordu. Bu sırada Hz. Bilal geldi ve sabah namazının vaktini bildirdi ve Peygamberin ağladığını görünce dedi ki, ya Rasulallah! Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışladığı halde niçin ağlıyorsun? Peygamber (s.a.s.) ilk önce şöyle cevap verdi: Ya Bilal, ben şükreden bir kul olmayayım mı? Peygamber devam ederek buyurdu ki: Nasıl ağlamayayım! Allah Teala bu gece şu ayeti inzal buyurdu… “Bu ayeti okuyup da, bu konuda tefekkür etmeyene yazıklar olsun.”
İnzal buyrulan ayet-i kerimede şöyle buyrulmaktadır: “Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır." (Âl-i İmran, 3/190.)
Bu ve benzeri ayetler, bir konu bütünlüğü içerisinde insanın hem hâlihazır hayatında bir ruh derinliği kazandırıyor, hem de onun fizik ötesine uzanmasını sağlamış oluyor.
Kur’an-ı Kerim’de aynı anlamda birçok ayet varit olmuştur. Ancak biz, bunlardan bir tanesinin daha anlamını vererek bu konuyu kapatmak istiyoruz.
Sad suresinin 27. ayetinde şöyle buyruluyor: “Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu inkâr edenlerin zannıdır. Vay ateşe uğrayacak inkârcıların hâline!”
Ayet-i kerimelerden anlaşıldığına göre tabiat bir hikmetler, ibretler ve güzellikler manzumesidir. Allah’ın kulları bunların künhüne nüfûz etmeye çalışmalı ve Allah ile olan ilişkileri bağlamında bunları iyi değerlendirmelidir.
Peygamberimiz’in şöyle buyurduğu rivâyet edilmektedir. “Müminin hâdiselere bakışından, onun olayları inceleme yetisinden sakının. Zira o, olaylara Allah’ın ihsan ettiği bir nur ile bakar.”
Hz. Ömer, Medine-i Münevvere Mescidinde namaz kıldığı esnada bir kişinin, “Allah’ım beni azlardan eyle.” şeklinde dua ettiğini işitmiş, namazdan sonra, bu nasıl dua diye o zata sormuş. O da, Allah Teala, “Kullarım içerisinde bana şükredenler pek azdır.” buyurmaktadır. Ben de, beni o azlardan eylemesini istiyorum, şeklinde cevap vermiştir. Bunun üzerine Hz. Ömer, herkes Ömer’den bilgili demiştir. (Sebe, 34; Hak Dini Kur’an Dili, 5/3953.)
Hz. Ömer’in Kur’an’ı çok okuduğunu, hatta sesi güzel olan, Kur’an’ı güzel tilavet eden sahabilere Kur’an okutup büyük bir vecd içerisinde dinlediğini biliyoruz. Buna rağmen Hz. Ömer’in Mescid’de karşılaştığı kimse, ayetteki inceliği daha iyi görmüş, oradaki anlamı daha iyi değerlendirmiştir. Hz. Ömer ise herkes Ömer’den bilgili demek suretiyle tevazu göstermiştir.
Biraz yukarıda, görünen âlemi temaşadan bahsetmiştim. Tabiattaki bu güzelliği temaşa, bizi Celal ve Cemal sahibi Allah’a götürdüğü gibi, bizde O’na karşı bir şükür duygusu da meydana getirir. Bu duygu da bizi nankörlükten korumuş olur.