Makale

Asr-ı Saadette Zekat Tahsildarları

Asr-ı Saadette Zekat Tahsildarları

Dr. Durak PUSMAZ
Haseki Eğitim Merkezi Müdürü

Rasûlullah (s.a.s.) Ubey b. Ka’b’ı Belî, Llzre ve Beni Sa’d kabilelerinin zekâtlarını toplamak üzere görevlendirmişti. Übey b. Ka’b, bu görevi esnasında karşılaştığı bir vak’ayı şöyle anlatır:
Rasûlullah (s.a.s.) beni Belî, Üzre ve Beni Sa’d b. Huzeym b. Ka- dâa kabilelerinin zekâtlarını toplamak üzere gönderdi. Onların zekâtlarını topladım. Nihayet onlardan sonuncu adamın yanına vardım. İçlerinde bu adamın evi köyü Medine’de Rasûlullah (s.a.s.)’e en yakın olanı idi. Bu adam bana bütün malını topladı. Ben de zekât olarak almaya henüz iki yaşına girmiş bir dişi deveden başkasını bulamadım. Kendisine onu alacağımı söyledim. Mal sahlbi:"Bunun sütü de yok, yük taşımak için de elverişli değil. Allah’a yemin ederim ki sendenönce zekât toplamaya gelen ne Rasûlullah’a ve ne de onun elçisine malımdan sütü olmayan ve yük taşımaya da elverişli olmayan bir deveyi vermedim. İşte genç, semiz dişi deve. Onu al" dedi. Ben ona:
"Bana emredilmeyen şeyi almam. İşte Rasûlullah (s.a.s.) sana yakın, istersen ona gider, bana söylediklerini anlatırsın. Şayet o, kabul ederse eder, etmezse reddeder’ dedim. Adam:
"Bunu yapacağım’ dedi ve benimle çıktı, bana vermek istediği deveyi de aldı. Rasûlullah (s.a.s.)’e gelince:
‘Ya Rasûlallah! Malımın zekâtını almak için elçin geldi. Malımı topladım. O, sütü olmayan ve yük taşımaya da elverişli olmayan henüz iki yaşına girmiş bir deveyi seçti. Ben kendisine alması İçin genç, semiz bir dişi deveyi gösterdim, almaktan imtina etti.
İşte o deveyi getirdim, al ya Ra- sûlallahl" dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.s.): ’Senin üzerine borç olan Übey b. Ka’b’ın ayırdığı devedir. Sen kendi rızanla daha iyisini vermek İstersen, onu kabul ederiz ve Allah bundan dolayı sana ayrıca mükâfat verir" buyurdu. Adam:
’Ben de bu maksatla onu getirdim. Buyur al, ya Rasûlallah!’ dedi.
Rasûlullah (s.a.s.) devenin alınmasını emretti ve malının bereketlenmesi İçin dua etti." (1)
Hadis-i Şerifte dikkatimizi çeken bazı hususlara temas etmek istiyoruz.
Zekât
Toplama İşi
Asr-ı saadette zekât toplama ve dağıtma işi Hz. Peygamber tarafından yapılıyordu. Kur’an-ı Kerim’de zekâtın sarf yerlerinden bahsedilirken bunlardan birinin de, zekât işlerinde çalışan görevlilerin olduğu belirtilir. Kur’an-ı Kerim’in İfadesiyle bunlara ‘el-âmilîn’ denilir. (2) Hz. Peygamber çeşitli kabilelere zekâtlarını toplamak üzere memurlar gönderirdi. (3)
Rasûlullah (s.a.s.)’ln zekât toplamak İçin görevlendirdiği sahabi- lerden bazılarının isimleri şunlardır: Kureyş’ten Ömer b. el-Hattâb ve Hâlid b. Saîd b. el-As, Ensâr’dan Muâz b. Cebel, Tay kabilesinden Adly b. Hâtlm, Temîm oğullarından Zibrikan b. Bedr ve Kays b. Asım. (4) Rasûlullah (s.a.s.)’in Ubey b. Ka’b’ı da zekât tahsildarı olarak görevlendirdiğini konumuz olan bu hadis-i şeriften öğreniyoruz. (5)
Kıymet İtibarıyla Orta Derecedeki Malların Zekât Olarak Alınması
Übey b. Ka’b zekât olarak sürü içerisinde bulunan sağmal veya yük taşıyabilen iyi develerden birini değil de, henüz iki yaşına girmiş bir dişi deveyi almak istemiştir. Bu, Rasûlullah (s.a.s.)’in emri idi. Sahabe-i Kiramdan Muaz b. Cebel’i Yemen’e gönderirken de: "Mallarının İyilerini almaktan sakın ve mazlumun bedduasını almaktan korun. Çünkü onunla Allah arasında hiç bir perde yoktur" (mazlumun bedduası hemen kabul olur) (6) buyurmuştu.
Rasûlullah (s.a.s.) zekât toplamak üzere gönderdiği memurlara ne malların en İyilerini, ne de en kötülerini almamalarını, orta derecede olanlardan almalarını emrederdi. Bu konudaki hadis-l şeriflerden birinin anlamı şöyledir: ’Üç şey var ki onları yapan kimse İmanın tadını almış olur:
a) Kişinin tek olan Allah’a kulluk edip O’ndan başka ilâh olmadığına inanması,
b) Gönül hoşnutluğuyla her sene malının zekâtını seve seve vermesi,
c) Yaşlı, uyuz, hasta ve kötü hayvanı zekât olarak vermemesi. Zekâtınızı mallarınızın orta hallisinden veriniz. Çünkü Allah sizden mallarınızın en İyisini vermenizi de istememiş, en kötüsünü vermenizi de emretmemiştir." (7)
Büyük hadis bilgini İmam Zührî, bu konudaki hadisleri değerlendirerek şöyle der: “Zekât memuru geldiğinde koyunlar üçte biri kötü halli, üçte biri orta ve üçte biri de iyi halli olmak üzere üç kısma ayrılır. Zekât memuru orta hallisinden alır." (8)
Mal Sahibinin Durumu
Mal sahibinin gönlü ise o deveyi vermeye razı olmuyor, onu küçük buluyor, daha iyisini ve semizini vermek istiyor. Anlaşamıyorlar. Medine’ye gelip durumu Rasûlullah (s.a.s.)’e arzediyorlar. Rasûlullah, mal sahibinin kendi gönlü ile daha iyisini vermekte ısrar ettiğini görünce kabul ediyor. Bu hadise bir hikâye değil, yaşanmış bir olay, bir gerçek. Bu ve benzeri olayları ancak İslam ahlâkı ve şuuru ile yetişmiş insanlar yaşabilirler. Görevimiz, önce kendimiz bu tür İnsanlar olmaya çalışmalıyız, sonrada nesillerimize aynı ruh, aşk ve heyecanı vermeye gayret göstermeliyiz.
Benzeri bir hadise tarihçi Tahsin Ünal’ın "Osmanlılar ‘da Fazilet Mücadelesi" isimli eserinde şöyle anlatılır: ‘Orhan Gazi nin kardeşi Ala- eddin, devrinin bilginlerinden ve faziletli büyüklerindendi. Orhan Gâzi kardeşini kendisine Sadrazam yaptı. Onun Sadrazamlığı zamanında bir köylü Ahmet ağa, Mehmet ağaya tarlasını satmıştı. Mehmet ağa tarlada çift sürerken bir küp altın buldu. Kendi kendine düşündü:
-Allah var, ben Ahmet ağadan tarlayı altınların bedelini vererek değil, toprağın bedelini vererek satın aldım. Ahmet ağa altınlarını buraya gömmüş ve unutmuş. Altınlar benim için haramdır. Götürüp sahibine vermeliyim, demiş ve küp dolusu altınları götürüp Ahmet ağaya vermişse de Ahmet ağa:
-Hayır bu altınlar benim değildir, diyerek almak İstememiş. İş kadıya haber verilmiş ve devrin Sadrazamına mesele intikal etmiştir. Altınlar hâzineye alınmışsa da Alâeddin Paşa:
-Ben bu kadar ahlâk ve fazilet sahibi adamlara vezirlik edemem, onların fazileti, benimkinden üstündür, diyerek Sadrazamlıktan ayrılmıştır." (9)
Evet bunlar zamanımız insanları için inanılması güç olarak görünse de birer hikâye değil, gerçek, yaşanmış tarihî olaylar. Biz böyle şanlı bir maziye sahibiz. Şair ne güzel söylemiş:
"Bir zamanlar biz de millet hem nasıl milletmişiz.
Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz....’ .
Evet biz böyle şanlı, yüksek ahlâk ve fazilet sahibi bir milletmişiz. Tarihimizle, mazimizle, ecdadımızla İftihar ediyoruz. Bu, güzel bir şey. Fakat bundan daha güzeli ve daha önemlisi, doğruluk ve dürüstlükte, ahlâk ve fazilette o şanlı ecdada lâyık nesiller olabilmektir.
Üzülerek belirtelim ki bu tür örneklere hasret kaldık. Kendi tarihimiz, kendi mazimiz dürüstlük ve fazilet örnekleri ile dolu iken, İtalya’nın temiz eller operasyonundan medet umar, milletimize örnek olarak onu gösterir hâle geldik.
Zekât Verenlere Dua Etmek
Rasûlullah (s.a.s.) zekâtını getirip verenlere dua ederdi. Bu, kendisine Allah’ın emri idi. Tevbe Sûresinin 103 ncü âyetinde: “Onların mallarından sadaka ve zekât al ki, bununla onları günahlardan temizleyesin ve iyiliklerinin bereketini artırasın. Bir de onlara dua et, çünkü senin duan onlar için huzur ve sükûn vesilesi olur” buyruluyordu. Hz. Peygamber (s.a.s.) de Yüce Rabbimizin bu emrine uyarak zekâtlarını getirip veren kimselere dua ederdi.
Sahabe-i Kiramdan Abdullah demiştir ki; ’Babam Ebû Evfâ Rıdvan ağacı altında bey’atta bulunanlardandı. Bir topluluk zekâtını Rasûlullah’a getirdiklerinde: "Allah’ımı Falan aileye rahmet ve mağfiret et” diye dua ederdi. Babam da ona zekâtını getirince: “Allah’ım, Ebû Evfâ ailesine rahmet ve mağfiret eyle" diye dua etti." (10)
Alimler bu hadis-i şerife dayanarak, zekât alan kimsenin, kendisine zekât verene dua etmesinin mendup olduğunu söylemişlerdir. Böylece zekât veren kimse hem dinî görevini yerine getirmiş olmanın, hem de fakirin duasını almış olmanın mutluluğunu yaşar. Zekât alan fakir, maddî bakımdan rahata kavuşarak, zekât veren de bunun manevî zevkini tadarak mutlu olurlar. Zaten dinimizin gayesi de insanların saadeti, dünya ve ahirette mutluluklarıdır.

1) Müsned. V, 142; et-Femu’r-Rabbânl. VIII, 226-227. Ebû Dâvûd. Zekât. 5. (II. 104): et-Hâkim, el-Mûstedrek, 1,399
2) Tevbe sûresi, 60
3) EbO Dâvûd, zekat, 6.7 01,105-106); Tümizf, Zekât, 21 (I#. 40): el-Huzâl. Tahıfcû’d-DJâlât. 645 vd.
4) el-Huzâi, a.g.e„ 545-546
5) Mûsned, V, 142; Ebû Dâvûd, Zekât, 5 01.104): eHtozâT a.g.e., 546
6) Ebû Dâvûd, Zekât, 5, Buhârt. Zekât. 1
7) Ebû Dâvûd. Zekât, 5 (H.No: 1582)
8) Ebû Dâvâd. Zekât, 5 (H. No: 1568)
9) Tahsin Cinai. OsmanMarda Fazilet Mücadelesi. 1st. 1968. s.30-31
10) Ebû Dâvûd. Zekât, 7 (H.No: 1590)