Makale

Hz. Peygamber (S.A.S.) Sevgisi ve Kültür Tarihimizde Mevlid Merasimi

Hz. Peygamber (S.A.S.) Sevgisi ve Kültür Tarihimizde
Mevlid Merasimi

Doç. Dr. Osman ÇETİN
Uludağ Üniv. İlahiyat Fak. Öğretim Üyesi

Hicretin üçüncü yılında cereyan eden Uhud Savaşı İslam tarihinin en önemli olaylarından biridir. Müslümanların büyük bir tehlike atlattıkları ve mühim dersler aldıkları bu savaşta, içlerinde Hz. Hamza’nın da bulunduğu yetmiş sahabi şehit olmuştu. İslam ordusu Medine’ye döndüğü zaman karşılayanlar arasında Benî Dinâr kabilesi mensuplarından Müslüman bir kadın da vardı. Bu kadının babası, kardeşi ve kocası harpte şehit olmuştu. Onu görenler bu haberi kendisine veren kişi olmamak için gözlerini ondan kaçırıyor, görmemeye çalışıyorlardı. Sonunda kendisine önce babasının şehit olduğunu söylediler. O, “Hz. Peygamber sağ mı?" diye sordu, arkasından kardeşinin vefatını haber verdiler. Kadın, "Rasûlullah nasıldır?” dedi. Sonunda, ’Kocan da şehit oldu" dediler, Bütün bunları duymamış gibi halâ: "Allah’ın Rasûlü nasıl, ona bir şey olmadı ya?" diye soruyordu. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in sağ ve salim olduğunu bildirdiklerinde şöyle dedi: "Sen sağ ve selâmette olduktan sonra bütün felâketler bana vız gelir."
Allah Tealâ, Tevbe sûresi’nin 24. âyetinde, Allah ve Rasûlünü babalarımızdan, çocuklarımızdan, kardeşlerimizden, ailelerimizden, kabilemizden, mal ve kazancımızdan kısaca her şeyden daha çok sevmemiz gerektiğini haber vermiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’de: "Hiç biriniz, ben kendisine çocuğundan, babasından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmaz* (Buhârî, İman, 6-7), buyurmuş olmakla, Rasülullah’ı sevmenin ne kadar önemli bir görev olduğunu belirtmiş bulunuyor.
Hz. Ömer, Efendimiz (s.a.s.)’ in bu anlamdaki başka bir hadisini duyunca hemen onun huzuruna gelmiş ve: ’Ya Rasûlallahl Sen bana nefsimden başka her şeyden daha sevimlisin’ demişti. Peygamberimiz (s.a.s.)’de: “Ya Ömer, nefsinden del" buyurmuştur. Bunun üzerine Hz. Ömer: "Nefsimden de“ deyince Hz. Peygamber (s.a.s.): "Ya ömer! İşte şimdi oldu" cevabını vermiştir.
Amr b. el-As’ın da: "Hiç kimse bana Rasûlullah’dan daha sevgili olmadığı gibi, benim nazarımda ondan daha celâletli kimse de yoktur" (Tecrid, I, 31) dediği rivayet edilir.
Ashab-ı Kiram’ın, Allah Tealâ’nın emirleri, Hz. Peygamberin ikaz ve irşadları çerçevesinde Allah Rasûlüne büyük bir sevgi ile bağlandıklarında şüphe yoktur. Onlar bu sevgiyi sadece dilleri ile ifade etmemişler, bizzat yaşayarak göstermişlerdir. Ashabın hayatı Hz. Peygamber sevgisinin örnekleri ile doludur. Rasû- lullah’a karşı duyulan bu derin bağlılık ve engin sevgi, bütün Müslümanlar tarafından gösterilmiştir. Rasûlullah aşkı ile gönüller yanmış, canlar feda edilmiştir. Müslüman milletlerin edebiyatı. Peygamber (s.a.s.) sevgisini terennüm eden şiirlerle dolmuştur. Kültür hayatımız bu sevginin çok hoş tezahürleri ile doludur.
Edebiyatımızda çiçeklerin ayrı bir dili, ayrı bir yeri vardır. Şair ve yazarlar menekşe, sümbül, fesleğen, lale gibi çiçekleri sevgililerine benzetirler. Fakat bu çiçekler arasında gülün çok ayrı ve üstün bir yeri vardır. Gül, çiçeklerin şahıdır. Çünkü gül, kültürümüzde Hz. Peygamberi sembolize eder. Bunun için büyükler, küçükler gül her koklandıgında Sevgili Peygamberimiz hatırlanmalı ve ona Salât ve Selâm getirilmeli, Allah’ın sevgilisi Muhammed Mustafa (s.a.s.)’yı temsil eden gül, yere atılmamalıdır.
İşte bu hoş telakkiler, ince düşünceler hep Hz. Peygamber sevgisinden ortaya çıkmaktadır. Sahabe-i Kiram’dan bugüne kadar Müslümanların gönlünde yer tutan bu çok kuvvetli Rasûlullah sevgisi ve bağlılığı zamanla "Mevlid" merasimleri şeklinae kendisini İfade etmeye başlamıştır. Mevlid merasimlerinin ortaya çıkışının ve artan bir ilgi ile devam etmesinin gerçek sebebi işte bu sevgidir.
Bilindiği gibi Mevlid,
Arapça bir kelimedir.
Doğmak, dogma, doğum, doğum yeri, doğum zamanı anlamlarında kullanılır. Fakat Müslümanlar bu kelimeye zamanla özel olarak:
a- Hz. Peygamberin doğum yıldönümleri,
b- Bu yıldönümlerde yapılan anma şenlikleri,
c- Bu törenlerde okunan ve Hz. Peygamber’in doğumunu, mucizelerini, miracını vs. hikaye eden eserler için kullanmışlardır.
İslam tarihi boyunca varlığına şahid olduğumuz mevlid merasimlerinin temellerini daha ilk asırlarda yazılmaya başlanan ve Hz. Peygamber’in hayat ve savaşlarını konu olan Siyer ve Megazi kitaplarında bulmak mümkündür. Bir süre sonra, özellikle Fatımîler devrinde resmi mevlid merasimleri düzenlenmeye başlanınca bu gelişmeye paralel olarak müstakil mevlid kitapları yazılmaya başlanmıştır.
Mevlid merasimleri henüz Fatımî ve Eyyübîler devrindeki özel şekillerini kazanmadan önce, Hz. Peygamber’in doğum günü olan Rebiülevvelin 12. günü Müslümanların, Mekke’de Rasûlullah’ın doğduğu evi, Medine’de de mübarek kabrini ziyaret ettikleri bilinmektedir. Ibn Cübeyr, Mekke’deki bu ziyaret ve merasimlere bizzat şahit olmuş ve bu münasebetle Hz. Peygamber’in doğduğu evin bütün gün ziyaretlere açık tutulduğunu anlatır.
Mevlid merasimlerinin resmi mahiyet kazandığı devir Fatımî- ler devridir. Makrizî, Fatımî halifelerinin yıl boyunca tertip ettikleri bayram ve merasimler hakkında ayrıntılı bilgiler verir. Bu devirde Mevlidü’n-Nebî dışında Mevlid-i Âli, Mevlid-i Haşan, Mevlid-i Hüseyin, Mevlid-i Fâtıma ve Mevlid-i Halife-i Hazır adıyla beş ayrı mevlid merasimi daha tertip ediliyordu. Şüphesiz bu mevlid merasimlerinin en önemlisi Rebiülevvelin 12. günü ve gecesi yapılan Mevlidü’n-Nebî idi. Bu merasimler sırasında vaaz ve nasihatler yapılır, gündüz şenlikler, gece ise fener alayları düzenlenirdi. Bu mevlid merasimleri tamamen saray ve çevresinde icra edilmiş olup, henüz halk arasına yayılmamıştı.
Mevlid merasimleri bugünkü şekliyle ilk defa Erbil Atabeyi Mu- zafferuddin Gökbörü (1190-1233) tarafından tertip olunmuştu. Ibn Hallikan, İslam tarihinde Haçlılarla yaptığı mücadeleler ile haklı bir şöhrete ulaşan Selahaddin Eyyûbînin eniştesi olan Muzaffe- ruddin’in fazilet ve hayırseverliligi ile tertiplediği mevlid merasimleri hakkında bilgi verirken, onun, İslam dünyasında destanlaşmış şahsiyeti ve kurduğu dini, ilmi ve hayri müesseselerini de tanıtmaya çalışır.
Muzafferuddin Gökbörü, ha- yırseveligi kadar Rasûlullah’a karşı beslediği sevgi ile büyük masraflara katlanarak tertip etmiş olduğu mevlid merasimleri ile de ün yapmıştı. Bu merasimler Muharrem ayından başlayarak Mevlid gününe kadar devam eder ve merasimlere iştirak etmek için Erbil’e pek çok fakih, sûfî, vaiz, kurra ve şair gelirdi. Melik, dışarıdan gelen misafirlere izzet ve ikramda bulunur, şenlikler tertip eder, halka sadaka dağıtır, kendisi de günlerini ibadetle geçirmeye gayret gösterirdi.
Mevlid merasimleri, Mevlid tarihindeki ihtilaftan dolayı bir yıl sekiz, diğer yıl oniki Rebiülevvelde yapılırdı. Mevlid gününden iki gün önce halka mükellef ziyafetler verilirdi. Mevlid gecesi akşam namazı kalede kılındıktan sonra fener alayı düzenlenir ve meşalelerle hankâha gidilirdi.Ertesi gün Melik Gökbörü, kendisi İçin kurulan ahşap bir kuleden eğlenceleri ve askeri merasimleri takip eder, civar beldelerden gelen vaizlerin sıra ile yaptığı vaazları dinlerdi. Bu arada huzuruna çıkanların tebriklerini kabul eder, ileri gelen sivil ve askeri erkana, bu merasimler dolayısıyla Erbil’e gelen din adamlarına, şairlere hil’atlar giydirir, hediyeler dağıtırdı. Gökbörü’nün 300.000 dinar tahsisat ayırdığı bu ve benzeri görülmemiş merasim ve şenlikler her yıl tekrarlanırdı. Mevlid merasimleri sona erince, uzak yerlerden gelenlere hediyelerle beraber yol harçlıkları da verilerek memleketlerine gönderilirdi.
Muzafferuddin Gökbörü’nün Mevlid merasimlerine kazandırdığı yeniliklerden biri de ilk mevlid kitabının onun zamanında ve ona ithaf edilerek yazılmış olmasıdır. Devrin hadis alimlerinden Ebu’l-Hafız Hattâb b. Dihye el-Endelüsî (öl. 1235) Erbil şehrine geldiğinde Melik’in Mevlidü’n-Nebî merasimlerine ne denli önem verdiğini görmüş ve onun adına "Kitâbü’t-tenvir fî Mevlidî’s-Sirâci’l-Münîr" adında bir mevlid kitabı yazmıştı.
Daha sonraki yüzyıllarda, bilhassa halk arasında mevlid merasimlerinin önem kazanması, birçok yeni mevlid kitabının yazılmasına sebep olmuştur. Fakat bunların hiçbirisi Süleyman Çele- bi’nln “Vesîletü’n-Necât" adındaki mevlidi kadar sevilip okunmamıştır.
Süleyman Çelebi’nin bu eserinin Türk halkı arasında kazandığı itibar, zamanla mevlid ihtifallerinin Osmanlı tefrişatında da yer almasına, Fatımî devleti ve Erbil Atabeyligi’nde olduğu gibi resmî mevlid merasimlerinin düzenlenmesine sebep olmuştur.
Mevlid törenlerinin Osmanlı teşrifatında ilk defa yer alışı, III. Murad devrinden sonraya rastlar. Kaynakların verdiği bilgiye bakılırsa, bu merasimler Sultan Ahmed Camil’nde tertip olunuyor ve Rebiülevvel ayının 12. günü bu güzel camide mevlid okunuyordu. Bunun için önceden hazırlıklar yapılır, protokole dahil devlet adamlarına davetiyeler gönderilirdi.
Mevlidin okunacağı gün davetliler padişahtan önce camiye gelerek yerlerini alırlardı. Merasim Ayasofya veya Sultan Ahmed şeyhlerinin vaazıyla başlardı. Vaaz bittikten sonra darüssaade ağası tarafından kendilerine ferace ve samur kürk İhsan edilirdi. Bundan sonra ilk mevlidhan kürsüye çıkar ve Süleyman Çele- bi’nin mevlidinden bir bölüm okurdu. Kürsüden inince kendisine hil’at giydirilir, ihsanlarda bulunulurdu. İkinci mevlidhanın;
"Geldi bir ak kuş kanadıyla revân
Arkamı sığadı kuvvetle hemân"
beytini okumasıyla cemaat ayağa kalkar ve bu sırada Mekke şerifinden gelen mektup padişaha takdim edilir, mektubu getirenlere de hil’at giydirilirdi.
Bu merasimde ilk yiyecek ikramını hurma teşkil eder ve Medine’den gelen hurmadan İlk ikram padişah tarafından sadrazama yapılırdı. Daha sonra protokole dahil erkan sırasıyla hurmadan blr-iki tane alırlardı. Üçüncü mevlidhan kürsüye çıktığı sırada tablalarla şeker dağıtımı başlardı. Mevlidhan kürsüden inince merasim sona erer, halk dağılırdı. Padişah da dışarıda kendisini bekleyen sadrazam, şeyhülislam, vezirler, defterdar, reisülküttab ve diğer davetlileri selamladıktan ve onlarla vedalaştıktan sonra saraya dönerdi.
Başlangıçta Sultan Ahmed Camii’nde yapılan mevlid merasimleri, daha sonra Bayezid, Nusretiye, Beylerbeyi ve Yıldızdaki Hamidiye camilerinde de yapılmış ve padişahın camiye geliş- gidişinde askerî merasimler tertip edilmiştir.
Hz. Peygamberin doğum günü olan 12 Rebiülevvel günü, 1910 yılında dinî bir gün olarak resmî bayram haline getirilmişti. Günümüzde de Rasulullah’ın doğum günü bazı İslam ülkelerinde resmî bayram olarak kutlanmaktadır. Öte yandan Osmanlı Devletinin son yıllarında, mevlid kandili dışında, Donanma-yı Hümâyûn’a iâne, Harp malûllerine yardım gibi çeşitli münasebetlerle devlet desteğiyle mevlid merasimleri tertip edildiği ve bu merasimlerden sonra halktan yardım toplandığı bilinmektedir.
Esasında Peygamberimizin yaratılışından, doğumundan, peygamberliğinden, miracından ve vefatından bahseden mevlid, eskiden beri dinî bir gelenek olarak mevlid kandillerinde (12 Rebiülevvelde) okunduğu halde, zamanla Kadir, Miraç, Regaib ve Berat kandilleri, ölüm, doğum, evlenme, sünnet, ev sahibi olma, hacca gitme gibi çok değişik vesilelerle okunmaya başlanmıştır. Günümüzde pek çok kişi mevlid okutmayı vazgeçilmez bir dinî görev telâkki etmeye başlamıştır. Mevlid münasebetiyle, Kur an okumak, vaaz ve nasihatte bulunmak bir adet halini almıştır. Böylece mevlid merasimleri dinî irşad ve tebliğ faaliyetleri için güzel bir vesile olmaktadır.
***
Fuchs H„ "Mevlid, Islâm Ansiklopedisi”, VIII. 171-176 (Madde, Necla Pe- kolcay tarafından İkmal edilmiştir.
Ibn Cübeyr, Rlhletü Ibn Cübeyr, Beyrut, 1384
Ibnü’l-Esîr, Izzeddln Ebu’l-Hasan, el- Kâmll fi’t-Tarlh, II, Beyrut, 1385
Ibn Hallikan, Ebu’l-Abbas Şemsed- din Ahmed b. Muhammed, Vefeyâtü’l- A’yân, IV, Beyrut, ts.
Ibn Hişam es-Sîretü’n- Nebeviyye, III, Mısır, 1355
Makrlzî, Takiyyuddln Ebu’l-Abbas Ahmed b. Ali, Kitâbü’l-Mevâlz ve’l-ltlbâr bl-ZIkri’l-Hitat ve’l-Âsâr, I, Beyrut, ts.
Pekolcay, Necla, ’Osmanlı Teşrifatında Yer Almış Olan Mevlid Törenlerinin Öncekilerden Farklı Noktaları-, I. milletlerarası Osmanlı Sempozyumu Tebliğleri, İstanbul, 1988, s. 111-115
Taberî, Ebu Cafer Muhammed b. Cerîr, Tarlhu’l-Ümem ve’l-Mülûk. II, Beyrut, ts.
Zeydan, Corel, Medenlyet-I Islâmiy- ye Tarihi, (çev. Zeki Megamiz), IV, İstanbul, 1330