Makale

Doç. Dr. İsa Özkan: “Nevruz Bayramı, Bu Ülkenin İnsanları Arasında Kültür Birliğinin Bir Göstergesidir.”

RÖPORTAJ:

Abdulbaki İŞCAN

Doç. Dr. İsa Özkan:

“Nevruz Bayramı, Bu Ülkenin İnsanları Arasında Kültür Birliğinin Bir Göstergesidir.”

Yirmibirinci yüzyıla yaklaşmakta olduğumuz son yıllarda tüm dünya ülkelerinde üzerinde en fazla durulan konuların başında kalkınma ve kültür gelmektedir. Her ikisinin de birlikte düşünülmesinin sebebi, toplumların sadece ekonomik göstergelerle ifade edilen kalkınmaya, gelişmeye değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel bir gelişmeye; maddiyatta olduğu kadar maneviyatta da ilerlemeye ihtiyaç duydukları gerçeğidir.
Yüzyıllardır hemen hemen bütün Türk topluluklarında kutlana gelen ve çeşitli adlarla anılmakta olan Nevruz geleneği de sahip olduğumuz zengin geleneklerimizden sadece birisidir, Orta Asya’dan Balkan Ülkeleri’ne kadar destanlarda, masallarda, şiir ve türkülerde anlatılmıştır ve anlatılmaya da devam etmektedir.
Nevruz kutlamalarının Türk edebiyatı ile ilgili boyutunu ele almak bakımından Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Görevlisi, aynı zamanda TÖ- MER (Türkçe Öğrenim Araştırma ve Uygulama Merkezi) Başkanı Doç. Dr. İsa Özkan ile bir röportaj yaptık. Türk boylarının edebiyat ve folklorunda Nevruz şenliklerini içeren bu röportajı ilgi ile okuyacağınızı ümit ediyoruz.

♦ Sayın hocam, Doğu Türkistan’dan Balkanlara kadar Türk topluluktan taraflından binlerce yıldır kutlanmış olan ve kutlanagelen Nevruz nedir? Nasıl meydana çıkmıştır?

Ülkemizde olduğu gibi, diğer Türk memleket ve yurtlarında anma gün ve haftalarının çokluğuna rağmen, bütün Türk dünyasınca müşterek kutlanan bayramlarımızın azlığı dikkat çekicidir. Kendisine has törenler ve pratiklerle kutlanan bu ortak bayramlarımızdan birisi de Nevruz bayramıdır. Nevruz’un, Orta Asya, Kuzey Türklüğü ile Anadolu ve Balkanlar’da çok eski zamanlardan beri kutlandığı tarihi ve edebi kaynaklarca sabittir.
Nevruz’un ilk defa ne zaman ortaya çıktığı hususunda tarihi bilgiler yeterince açık değildir. Dolayısıyla her kültür kendi Nevruz’unun eski olduğu iddiasındadır. Tarihin aydınlatamadığı dönemlerde insanlar ve kültürler mitolojik efsanelere müracaat etmektedirler. Ancak ortaya çıkan efsaneler yerli ve milli özellikler taşıdığı kadar, zengin motiflere de sahiptir. Bu bakımdan mitolojik anlatmaların, bir kültürden diğerine geçmiş olabileceği gibi, Nevruz ile bağlantılı olarak anlatılan efsaneler ve uygulanan pratiklerin polijenist bir görüşle, yakın coğrafya ve iklim bölgesinde yaşayan insanlarca birbirlerinden habersiz olarak yaratılması da pek ala mümkündür. Çünkü dünyanın her yerinde insan, aynı zihni ve fiziki kabiliyet ve faaliyetlere sahiptir.
♦ Türklerin yazılı edebiyatlannda Nevruzla ilgili eserler var mı?
İlk defa Kaşgarlı Mahmud tarafından yazılan Divanü Lugati’t-Türk’te "Yeni gün (Nevruz)" şeklinde kaydedilen bu bayram adına, muhtelif coğrafya ve devirlerde, Kurban ve Ramazan bayramlarımızda olduğu gibi dini nitelikli özel törenler düzenlenmiş ve edebi eserler yazılmıştır. Bu eserlerin Doğu Türklerindeki ilk örneklerden birisi olarak XV’inci yüzyıl Çağatay şairlerinden Mevlana Lütfi’nin Gül ü Nevruz adlı mesnevisini gösterebiliriz. Ali Şir Nevayi’nin de etkisinde kaldığı ve onun gibi Herat Edebi Çevresine mensup olan Mevlana Lütfi, bu eserinde, halk arasındaki Nevruz merasimlerinden yararlanmış ve yer yer bunları işlemiştir. Çağatay edebiyatı sahasında Lütfi’den başka, Nevayi, Babür Şah, Zevki ve Mukimi de, Nevruz’u konu alan şiirler yazmışlardır.
♦ Nevruz şenlikleri edebiyat açısından da önemli olduğuna göre, başka milletlerin özellikle edebiyatçılar tarafından araştırma konusu yapılmış mı?

Orta Asya Türkeri’nin yazılı edebiyatlarında böylesine işlenen Nevruz hakkında XlX’uncu yüzyıldan itibaren birçok araştırıcı bu sahadan malzeme derlemiştir. Bunlar içerisinde RadlofPun özel bir yeri vardır. Aslen Alman olmakla birlikte Rus hizmetine giren ve uzun yıllar yaz aylarını Güney Sibirya’daki Bernaui şehrine yerleşip buradan ilmi gezilere çıkarak Türk boylarına ait, destanlar, hikayeler, masallar, koşaklar ve muhtelif inanç, adet ve merasimlerle ilgili malzemeleri kaydeden Radloff, Sibirya’dan adlı eserinde Kazaklardaki bayram merasimlerine de temas eder. Radlofftan başka XlX’uncu yüzyılda, Orta-Asya’daki Türk boylarının halk edebiyatları ve folklorları hususunda araştırma yapan Türkologlardan bir diğeri Nikoylaviç Pantusov’dur. Pantusov, 1789 tarihinde Çin işgaliyle İli Vadisi’ne sürülen ve Tarançi adı verilen Uygur Türkleri arasında yaptığı derlemelerde, Nevruz bayramında söylenen şarkıları kaydetmiştir. Uygurlar’daki Nevruz bayramı ile ilgili sözü geçen kaynakta Pantusov, metinlerden önce Nevruz ile ilgili yazdığı kısa açıklamada: "Bu köhne yılnın künleri eda bolup yeni yılnın küni kirgen nevruz dirler" şeklindeki girişten sonra Uygular’ın yedi türlü meyveyi "cem kılıp" suda beklettiklerini belirtmektedir. Bu meyveler, sir (Sarımsak), sincid (ciğde/iğ- de), seb (sirke), koyun kellesi, sebzi (buğday), sipend (nazar otu) ve tenke (para)den ibarettir. Uygurlarda uygulanan enteresan bir adet olarak 21 Mart Nevruz Bayramı’nda, "Mollaların" okuldan öğrencilerin evlerine ziyarete geldikleri ve onların karşılaştığı ne kadar müşkül var ise bunların her biri için ayrı ayrı kağıt parçalarına "Nevzurluk" adı verilen bir beyit yazarak coşkulu bir şekilde bunları okudukları ifade edilmektedir.

♦ Türk boylarında Nevruz şenlikleri ile ilgili olarak müstakil bir şiir türünden bahsedilebilir mi?

Evet tabi ki. Bugün, Doğu Türkistan ve Kazakistan’da yaşayan Uygur Türkleri, Nevruz koşakları adı ile bilinen müstakil bir şiir türü vücuda getirmişlerdir. Nevruz ile ilgili törenler ve pratikler ise diğer Türk yurtlarında olduğu gibi canlı bir şekilde yaşatılmaktadır. Çin’deki Tang sülalesi tarihçilerinden Huy Lin’in Musiki Tefsiri adlı eserinde kaydettiğine göre, Doğu Türkistan’daki sadece Nevruz bayramı kutlamalarında çalınan "Tulpar Üstide Oynaydigan Hontu Usulü", "Salma Taşlaş Usulü" , "Kösen Usulü" gibi müstakil musiki makamları bulunmaktadır.

♦ Diğer Türk boylarında Nevruz bayramı nasıl kutlanmaktadır?

Özbek Türker’inde de Nevruz bayramı, Uygur Türkeri’ne benzer bir şekilde icra edilmektedir. Kendilerini, muazzam sözlü, yazılı ve maddi Çağatay kültürünün varisi olarak gören Özbek Türkleri 1920’li yıllarda Sovyet hükümetince, "Basmacı" ayaklanmalarına vesile olabileceği düşüncesiyle yasaklanarak Nevruz bayramından mahrum bırakılmışlardır. 1960 yılının ortasından itibaren halk, açık veya gizli şekilde bayramı kutlamaya başlamıştır. 1984 ve 1985 yıllarında bir ara yasaklama yönündeki eğilimlerin artmasına rağmen, basının desteği ile bayramın daha geniş katılımlarla kutlanmasına müsaade edilmiştir. 1990 yılında ise, Nevruz bayramı, Özbekistan’da resmi bayram olarak kabul edilmiştir. Özbekistan’da Fergana, Taşkent, Semerkand, Fariş, Urgud gibi merkezi şehir ve bölgelerde mevcut imkanlara göre çeşitli usûl ve şekillerde kutlanmaktadır. Mesela Semerkand’da Riğistan meydanında kutlanan Nevruz, Fariş’te tabiatın kucağında yaylaklarda kutlanmaktadır. Güreşlerden, "Beşkarsak" halk oyunları ekibine-, "Sümelek" isimli özel Nevruz yemeğinden, "sumay kemay" seslerine; "Darbaz"lardan, çeşitli komik seyirlik oyunlara kadar Özbek Türkleri bu bayramı büyük heyecan ve neşe içinde geçirmektedirler.
Kazak Türkleri’nde bayram karşılığında "Ulu kun" sözü kullanılmaktadır. Ulu kun tabirine ilk defa XI- ll’üncü yüzyıl kıpçak-kuman yadigarı olan Codex Cumanicius adlı eserde rastlıyoruz. Nevruz bayramı için ise, "Ulıstın Ulu Kuni" denilmektedir. Kazaklardaki Nevruz meramsimleri hakkında dikkate değer çalışmalarda bulunan araştırıcılardan biri de Elizabeth E. Bacon’dır. Amerikalı bu araştırıcı 1933-1934 yılları arasında Kazaklar’ın evlerini temizlediklerini, bayram münasebetiyle mevlit okuttuklarını, tercihen herkesin en yeni elbiselerini giydiklerini ve hastalıklardan arınarak yeni yıla sağlıklı bir şekilde girmek için yakılan ateşlerin üzerinden atladıklarını bizzat sahadan derlemiştir. Bugün, diğer Türk boylarından olduğu gibi mart ayında, ancak 21 Mart’ı 22 Mart’a bağlayan gecenin bitiminde saat 03.00 civarında başlamaktadır. Bunun sebebi, söz konusu saatte Hızır’ın ihtiyar bir ak sakallı şahıs kılığında bozkırı dolaşması imiş. Bu vakitte Hızır’ın nazarı, buza düşse buzu, taşa düşse taşı eriteceğine inanılmaktadır. Resmi tatil ise, 22 Mart günüdür. Kazak Türkleri’nin bu bayramı çok eski tarihlerden beri kutladığını Abay da kaydetmiştir. Kazak’ların "jer betine jaksılık uyalağan kun" dediği Nevruz, 1926 yılında merkezi Sovyet hükümetine karşı isyanlara sahne olduğu gerekçesiyle yasaklanmıştır. Uzun yıllar dini bayramlar olarak halk arasında gizli kutlanan Nevruz, 1988 yılında-yani yasaklanışından 62 yıl geçtikten sonra-serbest bırakılmıştır.
Nevruz’un, Anadolu ve Balkanlarda da, Selçuklu ve OsmanlI döneminden günümüze kadar örtülü veya açık olarak eskiden beri devletin tebasının büyük kısmı tarafından kutlandığı bilinmektedir. Nevruz, Hindistan ve Afganistan’dan İran ve Arap ülkelerine kadar birçok memlekette de kutlanmaktadır. Ancak bu bayramın diğer milletlerden farklı biçimde büyük Türk kütlesinin hemen hemen tamamınca çocuklarına ad verecek kadar benimsendiği açıktır. Başka bir deyişle Nevruz bayramı, kuzeyde Naurıs Oyıx şeklinde kelimeyi yaşatan ve umumî Türk kütlesinden lehçe ve kültür itibariyle tarihin karanlık çağlarında kopan bu günkü Hristiyan Ortodoks Çuvaş Türkleri ile Sibirya’daki Müslüman Tomsk Tatarları’ndan tutunuz da, güneyde Kerkük’e-, doğuda Kırgızistan içlerinden batıda Balkanlara kadar geniş bir alan içinde yayılmıştır.

♦ Milli kültürümüzde örf ve adetlerin, geleneklerin önemli bir yeri olduğu malumunuz. Bu adetlerimizden biri olan Nevruz şenlikleri ile ilgili olarak halkımıza bir mesaj vermeniz gerekirse neler söylemek istersiniz?

Ülkemizde insanlarımız doğulu ve batılısıyla, kuzeyli ve güneylisiyle Nevruz’u kutlamaktadır. Sadece Cumhuriyet döneminde bu husus resmî bir bayram boyutunda ele alınmamıştır. Aynı zamanda Nevruz bayramı, bu ülkenin insanları arasında kültür birliğinin bir göstergesidir. Bu birliği sözde iddia ve ilmi olmayan tezlerle bozmak yanıltıcıdır. Temelinde dostluk, barış, dayanışma ve birliğin yattığı bayramlar, terörizmi ve bölücülüğü reddederler. Ayrıca böyle bir bayramın mevcudiyeti insanlar arasında ister yeni yılın gelişi ve yılın ilk günü olması, ister tabiatın uyanışı, isterse Ergenekon’dan çıkış veya başka efsanelere bağlı olarak ortaya çıkmış olsun barış, sevgi, dayanışma ve dostluğu telkin ve tesis etmek amacı taşıdığı sürece olumludur ve kutlanmasında yarar vardır.

♦ Türkiye’de bulunan vatandaşlarımıza, özellikle yurt dışında yaşıyan vatandaş ve soydaşlarımıza TÖMER olarak birçok hizmet sunmaktasınız. Bu hizmetlerinizden de kısaca bahsedebilir misiniz?

Gazi Üniversitesi Rektörlüğü’ne bağlı Türkçe Öğrenim Merkezi olarak yurt dışında verdiğimiz hizmetlerimizden sadece birisinden bahsetmek istiyorum. Almanya’daki 15-25 yaş arası gençlerimiz için bir kültür ve tatil programı hazırladık. Bu programda Akdeniz sahillerinde üç yıldızlı bir otelde, tecrübeli öğretim elemanlarımız gözetiminde hem deniz, hem tarihi, turistik ve yayla gezilerinin yanı sıra-, Türkçe, Türk kültürü, Türkiye’de çalışma hayatı, Türk dünyası ve dini konular üzerine dersler verilecektir. Almanya’da yaşayan gençlerimizin bildiği schullandheim gibi düşünülen bu tatil programı, aynı zamanda kültürel bilgilenmenin temin edildiği bir gezi olacaktır. Hem eğlenme, hem de öğrenme şeklinde özetlenebilenecek programlarımız, Almanyada’ki eyaletlerin yaz tatilleri gözönüne alınarak üçer haftalık iki dönem halinde uygulanacaktır. 1 1.7.98/2.8.98 ve 3.8.98/24.8.98 tarihlerinde gerçekleştirilecek programlarımıza Almanya’daki gençlerimizin ve velilerimizin ilgi göstereceklerini umuyoruz. Bilgi için: Gazi Üniversitesi-TÖMER Teknikokullar-ANKARA adresine veya 0312-2124761 numaralı telefona müracaatları bekliyoruz.
Bu konunun da açıklığa kavuşması için fırsat verdiğinizden dolayı teşekkür ederim. ♦