Makale

PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.S.)’İN DAVRANIŞ MODELLERİ

AYTEKİN YILMAZ / Kağızman Müftüsü

PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.S.)’İN DAVRANIŞ MODELLERİ

Dünya neye sahipse onun vergisidir hep
Medyun O’na cemiyyeti, medyun O’na ferdi
Medyundur O masuma bütün bir beşeriyet
Yarab bizi mahşerde bu ikrar ile haşret (1)

Her türlü mükemmel huyla donatılan, her şeyiyle ekmel bir model olan peygamberimiz beni ademin biricik rehberidir. Çünkü o her türlü güzel vasıflarla kendinden sonrakiler için bir davranış modeli sergilemiştir. Sevgide öyle, edepte öyle, adalet, ibadet, tevazu sosyal münasebetlerde öyle. Allah O’nu seçmiş model olarak yaratmış, Kur’anda da “Andolsun onlar sizin için, Allah’ı ve ahireti arzu edenler için güzel bir örnektir yani davranış modelleridirler buyurularak, hayatımızın bütün yönlerinde, fert ve toplum olarak, huzur ve mutluluğumuz, maddi ve manevi terakkimiz için vazgeçilmez bir mihenk olduğu ifade edilmiştir.
Peygamberlerin Şâhı, şefî-i mursel, ilk nur ve son güneşi!
Risalet ülkesinin hükümdarı! celâl fermanının tuğrası!3’ diyen Şair de efendimizin bu yönlerine işaret etmiştir. Yaratılış itibarı ile insanoğlu her türlü güzellik ve olgunluğa elverişli bir yapıya sahiptir, o eşrefi mah- lukattır. "Andolsun ki biz insanoğlunu aziz ve şerefli kıldık.’4 müjdesinin muhatabıdır. İnsanın maddi ve ruhi hayatında dengelerin önemi büyüktür. Yaratılış itibarı ile aşırılıklara kaçmaya temayülümüz vardır. Olgunlaşmamış ham fıtratlar bu aşırılıklara daha çok eğilim gösterirler. Alemlere rahmet olarak gönderilen sevgili Peygamberimiz aynı zamanda bir denge insanıdır. Dünya-ahiret, madde mana, ruh-beden, ifrat-tefrit, arası dengenin nasıl kurulacağını bizzat yaşayarak ve uygulayarak göstermiştir.5
Rasûlüllah’ın dininde bulunan bütün ibadetlerin her çeşidinde, en ileri olması, herkesten ziyade takvada bulunması ve Allah’tan korkması, en zor dünyevi şartlarda bile tam-tamına ubudiyetin en ince esrarına kadar riayet etmesi, hiç kimseyi taklit etmeyerek ve tam manasıyla ilk defa ama en mükemmel olarak, ibtida ve intihayı birleştirerek yapması, elbette misli görülmez ve görülmemiştir.6
Efendimizin bu hayat tarzı, geçmişte olduğu gibi bu gün de, yarın da insanlık var oldukça, şu ihtiyar dünyamız miadını doldurana kadar insanlık için birer model olmaktadır. Bu itibarla bu yazımızda bütün yönleri ile olmasa da günümüze ışık tutan, bugün için toplum olarak, hava, su, gıdaya olan ihtiyacımız kadar muhtaç olduğumuz o güzel modellerden bazılarına birkaç misal vererek ayna misali yansıtmaya çalışacağız.

TEBLİĞ ESNASINDAKİ DAVRANIŞLARI

Peygamberlerin sıfatlarından birisi de tebliğdir. Allah (c.c.) den aldığı emir ve nehiyleri eksiltme ve artırmada bulunmadan insanlara nakletmek ve onları hidayete davet etmektir. Bu , tebliği yaparken karşı taraftaki insanların alacakları tavır ve psikolojisini iyi tesbit etmek gerekir. Onları tanıyıp ona göre konuşulur, önce akla hitap edip oradan da kalbe ve hisse hitap edilirse muhatabın itiraz manevrası kalmaz. Bu da bir Allah vergisidir.
Allah Rasûlünün huzuruna bir genç gelir. Bazı rivayetlerde adı Cüleybib olduğu söylenir. “Ya Rasülullah zina için bana izin ver, çünkü tahammül etmem mümkün değil” der. Ashap gencin ağzını kapamak ister ve susturmaya çalışırlar. Peygamber Efendimiz genci yanına çağırıp dizinin dibine oturtur ve soran Ey delikanlı, böyle bir şeyin senin ananla yapılmasını ister misin? -Anam, babam sana feda olsun, hayır istemem der. Efendimiz-, Hiçbir insan da anasına böyle bir şey yapılmasını istemez. Efendimiz; kızın olsa ona böyle bir şey yapılmasını ister misin? Genç; anam-ba- bam sana feda olsun, hayır istemem der. - Peki halan veya teyzenle böyle bir şeyin yapılmasını ister misin? Genç, hepsine hayır cevabı verir. “Öyle ise senin zina yapmak istediğin kadın, birisinin anası, birisinin kızı, birisinin teyzesi veya halası olabilir. Onlar da senin gibi kendi yakınlarına böyle bir şeyin yapılmasını istemezler” der. Genç susar. Peygamber Efendimiz elini gencin göğsüne kor ve “Allahım onun günahını mağfiret eyle, kalbini temizle namusunu muhafaza eyle" diye dua eder.7” Bu hitap tarzı genci öyle etkilemiştir ki o saatten sonra zina fiili onun için en çirkin bir muamele oldu. Günümüz tebliğcilerinin ana ve babasının genç ve çocuklarla konuşurken ve onlara bir şeyler anlatırken nasıl davranılması gerektiği konusundaki mükemmel bir davranış modelidir.
Yaygın veya örgün eğitimle meşgul olan, öğreticilik vasfı taşıyan herkesin anlattıklarını önce kendilerinin hayatlarına uygulamaları gerekir. Eğer kendi yapmadıkları veya yapamayacaklarını yapsınlar diye başkalarına telkin ediyorlarsa; o zaman hem Kur’an’ın "Ey iman edenler niçin yapmayacaklarınızı söylüyorsunuz’’8 hitabına muhatap olunur; hem de karşı taraftaki anlatılan kişilerin bu anlattıklarını doğru ise neden sen uygulamıyorsun şeklindeki itirazları ile karşılanabilir. Buna meydan vermemek ve anlatılanların etkili olması için önce nefiste ve nesilde uygulanması esastır. Peygamber Efendimiz bunu yapmıştır. Ashabına ve ümmetine ibadeti, ve muamelatı anlatırken kendisi bizzat yaşıyordu. Farzları yapmakla beraber nafilelerle meşgul oluyor, Hz. Aişe’nin rivayetinde Bilali Habeşi “Allah gelmiş geçmiş bütün günahlarını affetti, kendini niçin bu kadar zahmete sokuyorsun” dediğinde-, “Şükreden bir kul olmayayım mı’"9 diyerek kulluk ve şükürde örnek oluyordu. Hicret ederken, hicret arkadaşı Hz. Ebu Bekir’in hazırladığı devenin bedelini ödemeden kabul etmemiş10 diğer yönden Medine Mescidi’nin inşa edildiği arsanın sahipleri ısrarla hibe edeceklerini söylemelerine rağmen, ücretini ödetip11 başkalarına yük olmamış, tebliğ ile meşgul olan kişilerinde böyle yapmaları, başkasının bu karşılıksız tasarrufundan dolayı manevi baskısı altında kalmaması gerektiği mesajını vermiştir.
Yine tebliğde önce nefsi ve yakınlarından başlamış, ibadeti öğretme ve uygulamada önce Hz. Hatice ve Hz. Ali’ye namazı öğretmiş,"12 Yasaklar konusunda da yakınlarından başlamıştır. Bu meyanda Veda Hutbe- si’nde ifade edildiği gibi faizi kaldırırken “İlk kaldırdığım faiz Abdul Muttalip oğlu Abbasın faizi; İlk kaldırdığım kan davası Abdul Muttalibin torunu Rebia’nın kan davasıdır”"13 buyurarak örnek bir davranış modeli sergilemiştir. Bugün argo halinde kullanıla gelen “Ele verir telkini, kendisi yutar salkımı” ifadesine muhatap olan insanlarımızın bu yukarıdaki uygulama ve mesaja iyi kulak verip herkes kendi payına düşeni almalıdır.

HOŞGÖRÜ, MÜSAMAHA VE AFFEDİCİLİĞİ KONUSUNDAKİ DAVRANIŞLARI

Hoşgörü denilince önce akla, af, müsamaha, insanların hatasını yüzüne vurmama, hata varsa, tatlılıkla onu düzeltme gelmektedir. İslâm’ın yayılmaya başladığı yıllarda peygamberimizin hoşgörüsü ve müsahaması, taşlaşmış yüreklerin, bilenmiş kılıçların, kararmış gönüllerin yumuşamasına zemin hazırlamış, tebliğ edenin şahsında tebliğ edilene ilgi artmış ve kabul görmüştür. Rasûlullah’ın bu hoşgörüsü sayesinde her şey tatlılıkla çözüme kavuşmuş, kırgınlık ve düşmanlıkların yerini ve sevgi ve kardeşlik almıştır. Peygamberimizin hem bu sıfatına işaretten hemde makul ve makbul olanın bu tür davranış olduğu ifade edilerek “Kolaylık göster affa sarıl, iyiliği tavsiye et.”"14 Onların kusurlarını hoşgör ve onlara yumuşaklıkla davran,"15 buyrulmuştur.
Bu hoşgörü ve tolerans sayesindedir ki madden peygamberimizi öldürmeye gelen manen onda dirilmiş ikinci bir fıtrat kazanarak geri dönmüş gitmiştir. Yukarıda da ifade edildiği gibi ona gelen geldiği kanaatinin zıddı ile dönmüş.
Cüleybib adındaki genç Medine’nin en iffetli genci olmuş ve üç- beş haftalık evli ikende bir cihat esnasında şehit düşmüştür."61 Yine Peygamberimizi öldürmeye gelen Hattap oğlu Ömer, Hz. Ömer olarak dönmüştür. Peygamber Efendimiz, bir ağacın altında istirahat ederken, onun uykusundan istifade eden Gavreş adındaki bir müşrik, sinsice kılıcı alır, alaylı bir tavır ile “Şimdi seni elimden kim kurtaracak” der. Peygamberimiz "Allah” diye cevap verir, kılıcı elinden düşen müşrik neye uğradığını bilemez, kılıcı eline alan peygamberimiz “Ya şimdi seni kim kurtaracak” der. Şaşkına uğrayan müşriki efendimiz serbest bırakır ve affeder.17 Bu tavır onun kalbine ve gönlüne atılan iman, hoşgörü ve ince anlayışın ifadesini gösteren bir davranış modelidir. Elinde fırsat var iken affebebilme yüceliği ancak vahiyle teyid edilmiş bir tavır olabilirdi.
Yine bir gün bir bedevinin şöyle dua ettiğini işitmişti Allah Rasulü: “Allah’ım bana ve Muhammed’e rahmetini izhar et, bizden başka hiç kimseye rahmet etme” Allah’ın rahmeti sonsuzdur, sınırlanamaz takyid ve tahsis edilmezdi. Allah Rasulü sadece “Ey bedevi sen Allah’ın rahmetini daralttın”18’ buyurarak bedevinin hatasını düzeltir. Aynı bedevi bir müddet sonra gitti mescidin bir köşesine ab- dest bozdu. Sahabiler müdahale etmek istediler. Rasûlullah “Bırakın müdahale etmeyin" buyurdu. Bedevi ihtiyacını karşılayınca ashabına “Gidip bevlinin üzerine su dökün, siz güçlük için değil, kolaylık göstermek için gönderildiniz” talimatını verdi. Sonra da bedeviyi çağırıp şu telkinde bulundu. "Bu mescitler ne bir idrar-ne de bir pislik yapmak için yapılmıştır.” Bunlar Allah’ı anmak, namaz kılmak ve Kur’an okumak için yapılmıştır."19 buyurarak hiçbir tatsızlık ve kırgınlığa meydan vermeden olayı kapatmış ve bedeviye de yeni bir anlayış modeli kazandırmıştır.
Başka bir zaman diğer bir bedevi gelerek, mübarek hırkasından sertçe çekiyor Peygamberimizin boynu kıpkırmızı olup canını acıtıyor, sonra "Ya Muhammed şu iki devemi, yanındaki Allah’ın malından yükle, sen kendinin ve babanın malından yüklemiyorsun” dedi, sonra susan Peygamberimiz "Mal Allah’ındır, ben de onun kuluyum” demiş, bedevinin develerini yükleterek istediğini verdirmişti,20 istese dövdürebilir, reddedebilirdi, fakat yapmadı. Yeni bir anlayış getirerek hoşgörü ortamı sergiliyor ve günümüze sevgi dolu mesajlar yolluyordu.
Uhud Savaşı’nda, en sevdiği amcasını şehid eden Vahşi’yi; şehid ettiren ve sonra ciğerlerini çıkartıp parçalayan21” daha sonrada müslüman olan Hind’i affetmiş, kin ve kan davası gütmemiş. Günümüzde ülkemizin bazı yörelerinde mevcut olan ve örfî olarak da devam ettirilen kan davası güden insanımız için çok önemli mesajlar taşıyor. Adeta “Ey Ümmetim, sizde öyle olunuz, eğer devam ederseniz bu fiil nesillerinizin tükenmesine, gözü yaşlı anaların kalbi ve gönlü kırık evlat ve eşlerin kalmasına sebep olursunuz. Benim bu davranışımdan sizde ders alarak aynısını yapmaya çalışırsanız fert ve toplum olarak huzur güven ve mutluluğu yakalamış olursunuz? buyuruyor.
Diğer yönden kendisine sihir yapan22 Öldürmek23 zehirlemek isteyenlere24 karşı hoşgörü ve müsamahalı davranarak adeta hava kadar, su kadar ihtiyacımız olan modelleri sergilemiş. Bu günki sıkıntımız bu mesajları yeteri kadar net ve eksiksiz anlamayışımızdandır.
İslâm ve onun peygamberi hoşgörü ve tolerans örneğidir. Medine anayasası bunun bir misalidir. Değil ehli kitap, müşriklere dahi hoşgörü ve toleranslı davranılmasını istemiştir. Kur’an-ı Kerim’in “Ve eğer müşriklerden biri sana sığınmak isterse, ona eman ver ki Allah’ın kelamını işitsin, sonra da güven içinde bulunacağı yere kadar onu ulaştır”25’ mesajı asrı saadette uygulandığı gibi, ceddimiz Osmanlı döneminde de uygulanmıştır. XV. yüzyılda İspanya Kralı Ferdinand’ın Yahudileri toptan yok etmeye başlaması üzerine II. Beyazıt onu kınamış, Yahudileri kurtararak Türkiye’ye getirmiştir.26 Bu ve bunun gibi onlarca misal Peygamberimizin engin ve zengin hoşgörüsünün meyveleridir.
O günkü örfe göre savaş halinde esirlerin öldürülüp katledilmesi veya köle olarak kullanılması mümkünken O, Bedir esirlerini muallim olarak istihdam etmiş’27’ 21 yıl kendisine ve ashabına akıl almaz eziyetler, işkenceler çektiren, Kur’an’ın ifadesi ile “Tutup bağlamak, öldürmek, hicret ettirmek vb. tuzaklar kurarak”28’ gayri insani muamelelere maruz bırakan Mekke müşriklerini Mekke’nin fetih gününde “Hepiniz serbestsiniz gidiniz” buyurarak affeden, neticede onlarca müşriğin gerçeği görerek müslüman olmasına sebep olan29 onun engin tolerans anlayışı müsamahalı davranışı cahiliye çağının adeti olan, kan, kin, nefret dolu anlayışını yıkıp, getirdiği ideal anlayıştır.
Yine çok sevdiği eşi Hz. Aişe (r.a.) atılan iftiracıları da affetmişti. İftira Kur’an’ın ifadesiyle Münafıkların katmerli bir uydurması30’ sindirim, etki ve baskı ile tebliğ davasından vazgeçirmek için yapılan menfi propaganda idi. O öyle bir Rasul idi ki hoş görü, diyalog ve affedicilikle örnek, önder olmak için (çünkü onu Allah terbiye etmiş ve öyle emretmişti) şahsını ilgilendiren konularda müfterileri de affederek misilsiz bir davranış sergilemişti. Ya Rasulallah sana ve senin şu manevi iklimine ne kadar muhtacız, bizi yetim bırakma ne olur! Allah’ı sevmenin yolu senden, cennete girmenin yolu senden birbirimizi sevme ve anlamanın yolu yine senden geçiyor. Ne olur kalbimize doğ, Allah seni kalp ve gönül tahtımıza şefkatli bir hükümdar kılsın.

3-MUHATABIN PSİKOLOJİSİNE GÖRE DAVRANIŞ MODELLERİ VE ONU ETKİLEMESİ

Peygamberimiz (s.a.s.) rahat konuşma ve belagatta diğer insanlardan çok farklı idi. Konuşmaları çok tatlı idi. O’nun konuşmaları incinin ipe dizildiği tatlılıkta idi. Konuşmasının içinde vermek istediği mesajı en güzel biçimde verirdi. Dinleyicilerin huzurunda tebessümle davranır,31’ muhatabın psikolojisine, hal ve davranışlarına, kültür seviyesine, toplum içindeki konumuna, taşıdığı ve temsil ettiği makama göre hitap ederdi. İlk karşılaştığı zaman selam verir ruhen onun anlatılanları anlayacak seviyeye gelmesine zemin hazırlar32’ dikkatleri bir noktada toplar, önce aklen ikna ettikten sonra hissen kabule yönelir. Karşısındaki insanlara sevgi ve hoşgörüsünü göstermek için bazan elini muhatabın elinin üzerine koyar,33’ adeta manyetik bir iletişim kurardı.
Çağdaş psikolojide çok önemli bir yer tutan davranış psikolojisi için mükemmel bir kriter oluşturan bu ve benzeri modeller insanları etkileme, müsbet neticelere, ulaşma, olumsuzlukları da önleme açısından vazgeçilmez bir prensiptir.
Peygamberimizin bu davranışları günümüzdeki eğitim açısından da çok önem arzetmektedir. Öğretim: Bilinçli makul ve mantıklı bir eğitimin sonucu elde edilir. Anlatılanların muhatabın zihnine yerleştirilmesi, muhatab tarafından kabul görmesine ve onu anlamaya istekli olmasına bağlıdır. İşte muhatabı anlatılanları anlamaya istekli ve hazır hale getirmek bir eğitim ve beceri işidir. Bu, bir manada fert ve kitle psikolojisini iyi bilmeye, kime neyi ne zaman ve nasıl vereceğini tesbit etmeye bağlıdır.
Peygamberimiz hayatı boyunca bunun benzersiz örneklerini sergilemiştir. Günümüzün eğitim, öğretim ve mübelliğ elemanları için örnek bir davranış modelidir bu. Çağdaş psikolojinin de ifade ettiği gibi bir toplumu istek ve duygularının değişmesi gereğine inandırmada başarı; o toplumun fizik ve moral yapısıyla orantılıdır. Sunulan alternatif o toplumun yaşadığı atmosfere uygun değilse hiç bir şey kazanılamaz.34 Bir topluma istenileni yaptırmak için öncelikle o toplumu söylenenlerin doğruluğuna inandırmak mecburiyeti vardır.35 Peygamberimiz risaletten önce de sonra da içinde yaşadığı toplum tarafından "Elemin”, "Güvenilir insan” diye vasıflandırılmıştı. Bu, onun için ayrı bir inceliği ifade etmektedir. Emirler, tavsiyeler ve öğretilen her şey insanı düşündürücü nitelikte olmalıdır.
Enam suresinin 152. ayeti insanlar arası ilişkilerin düzenli yürümesi için konan esasların ve bu hususta verilen emir ve tavsiyelerin hedefinin insanı düşünmeye sevkettiğini ifade etmektedir.36 Bu sebeple hayatta başarılı olmanın şartları muhakeme, tecrübe, girişim sahibi olmak ve karekterdir.37 Bu sayılanların hepsi fazlası ile Peygamberimizde vardı. Yaşayışında da anlattıklarında da tefekkürle his, düşünce ile akıl, dünya ile ahirette eşit oranda yansıtmış kendisini dinleyenleri muhakeme etmeye yönlendirmiştir. Mevzumuzla ilgili birkaç örnek konunun daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Cahiliye dönemindeyken Mekkelilerin bir çok meselede Peygamberimizin hakemliğine baş vurmaları ona ne derece insanlar tarafından güven duyulduğunun bir ifadesidir. Peygamberimiz 35 yaşında iken Kabe’nin tamiri esnasında hacerul-esvedin yerine yerleştirilmesinde takındığı tavır, toplum psikolojisi karşısında ne derece isabetli hareket ettiğininin bir ifadesidir. Kan dökülmesine kadar varabilecek büyük bir kargaşanın önüne geçmiş; herkesin kendisine mal edilmesini istediği taşı yerine koyma problemlerini, hırkasını yere sererek kabile ileri gelenlerine köşelerinden tutturup kaldırtması ve kendisinin de yerine yerleştirmesi38 günümüzde meydana gelebilecek benzeri olaylar için örnek bir davranış modelidir.
İslâmî literatürde münafık diye ifade edilen, zahiren inanmış gibi görünüp kalben iman etmeyen insanlar, İslâm’ın yayılmaya başladığı dönemlerde hayli artmıştı. Bir kısmı peygamberimize hoşgörünerek, bir kısmı belirli menfaatler temin etmek, bir kısmı da müslüman olmayı kibir ve gururundan dolayı kalbine sindiremeyerek inanmadığı halde inanmış görünüyordu. Bunlar Cebrail (a.s.) tarafından Peygamberimize bildirilmiş ve Efendimiz onları tek tek tanıyordu. Bunların önderi mahiyetinde olan Abdullah b. Ubey b. Selül vefat eder. Oğlu Abdullah gönülden inanmış bir sahabedir. Peygamberimize babasının öldüğünü yıkanıp kefelenmesi için haber verip ve hırkasını ister. Peygamberimiz teçhiz ve tekfinin yapılmasını söyleyerek hırkasını da verir. Hz. Ömer ve diğer sahabe buna itiraz ederler. Abdullah b. Ubey’in yaptıklarını anlatan ve bundan dolayı müteaddit defa işini bitirmek için izin isteyen Hz. Ömer’e müsade etmediği gibi bu konuda da onları ikna eder. Cenaze namazına katılıp namaz ve definden sonra bunca iftira, alay ve hafife almalarına rağmen muhataplarının psikolojisini iyi bilen Efendimizin bu hareketleri yaklaşık bin münafığın müslüman olmasına sebep olmuş1391 onu öldürmek isteyen sahabilerin taleplerine olumsuz cevap vererek çıkması muhtemel büyük bir fitnenin önünü kesmiştir. Böylece günümüzde ve gelecekte farklı din, dil ve mezheplerden meydana gelen topluluklarda idare makamında olacak herkes için takınılması gereken örnek bir tavır sergilemiştir.
Huneyn Harbi’nde 6000 esir, 24000 deve, 40.000 koyun ve keçi ganimet alınmıştı. Allah Rasulü bunları dağıtırken taktik olarak daha ziyade Mekke’nin fethi ile gururları kırılan yeni müslüman olanlara te’lifi kalp için biraz fazla vermişti. Ebu Süfyana 300 deve, Hakim b. Hizama 200 deve bunlar arasında idi. Ensardan bazı gençler bundan biraz rahatsız olmuştu. Olay Peygamberimize ulaşır. Ensar ve muhacirin ayrı ayrı yerlerde toplanmasını emreder. Belli ki Peygamberimiz çok önemli bir konuyu açıklayacak. Ensarın yanına gelir O: “Ey Ensar topluluğu duydum ki gönlünüzde bana karşı bir kırgınlık hasıl olmuş" O anda herkesin kafasında şimşekler çakar. Olay çok ciddi, Efendimiz devam ediyor: “Ben geldiğimde siz dalalet içinde değil miydiniz? Allah benimle sizi hidayete erdirmedi mi? Ben geldiğimde siz birbirinize düşman değil miydiniz? Allah benimle sizin kalplerinizi te’lif etmedi mi? Ensar topluca “Evet minnet Allah’a ve Rasulünedir." diyorlardı. Efendimiz tam zamanında sözün akışını değiştirdi: “Ey Ensar topluluğu dileseydiniz bana başka türlü cevap verebilirdiniz. Mesela şöyle diyebilirdiniz: “Mekke’den bize tekzip edilmiş olarak geldin ve biz sana sahip çıktık. Yurdundan kovulmuş olarak geldin biz sana yuvalarımızı açtık...”
Ey ensar topluluğu müslüman olmalarını istediğim bazı kişilere bir miktar dünyalık verdiğim için kalben gücendiyseniz herkes evine deve ile koyun ile dönerken siz evlerinizde Rasûlullah ile dönmek istemez misiniz?
Nefsim kudreti elinde olan Allah’a yemin ederim ki insanların hepsi bir vadiye Ensar da başka bir vadiye gitse hiç tereddüt etmeden, Ensar’ın gittiği tarafa giderim. Eğer hicret meselesi olmasaydı ben Ensar’dan biri olmayı ne kadar arzu ederdim. Ey Allah’ım Ensarı, çocuklarını ve torunlarını sen koru" Dinleyenlerden ağlamayan kalmamıştı. Bize Allah ve Rasulü yeter diyorlardı. Bu kısa ve özlü konuşma sahabe arasındaki muhtemel bir fitneyi önlemişti.40 Başka misalllere hacet var mı bilmiyorum. Toplumda kitlesel hareketler karşısında nasıl davranılacağı ve neler söylenmesi gerektiğini bu örnekler ne güzel ifade eder.

4- AİLE HAYATI VE SEVGİ K0- NUSUNDAKİ ÖRNEK DAVRANIŞLARI

İslam’da aile sadece anne, baba ve çocuklardan meydana gelen, maddi dünya değil fertlerin, birbirlerine karşı insanca münasebetlerini hazırlayan ulvî bir yuvadır. Cemiyetin sıhhati bu yuvanın huzuruna bağlıdır. Sevgi, saygı, dini ve milli ananelere dayanan huzurlu bir aileden mükemmel bir cemiyet doğacağı gerçektir.
Birçok fizyolojik ve psikolojik gerçekler yanında, İslam dini aile müessesesinde, kadınla erkek arasında kendi maddi ve manevi kabiliyetlerine göre vazife taksimi yapmıştır. Her cinse görebileceği işi vermiş, onun şahsına hürmet etmiş, diğer yönden kadına yapamayacağı işi yüklememiştir. Günümüzde kadının mağduriyeti gerçektir. Erkeğin vazifesini üzerine yüklenmiş bir kadının bedeni ve ruhi bakımdan pek çabuk yıprandığı ailedeki geçimsizliklerin en çok bundan ileri geldiği ve çocuklara gereken ihtimam gösterilmediğinden onların- da huzursuzluğu hakikattir. İslam kadın ve erkek arasındaki vazifeleri en mükemmel şekilde tanzim etmiş ve ailede gerçek huzuru bahşetmiştir.’21 Günümüzde feminizmin savunucusu olan bazı kişiler, toplumdaki İslam’ın prensiplerinden haberdar olmayan ve yaşamayan bazı ailedeki huzursuzlukları onların şahsında İslam’a maletmektedirler. "Fertlerin hatası kendine aittir" prensibi gereği sözde müslüman olan düşünce ve fiiliyatta İslâm’dan uzak yaşayan kişilerin hataları topluma mal edilemez. Gerçek manada İslâm’ın mesajlarını alıp yaşamaya gayret eden topluluklarda değil haksızlık, tam tersine mutluluklar zuhur eder.
İslam’ın mübelliği ve her konuda örnek olarak en mükemmel bir davranış sergileyen Allah Rasulü aile hayatında da benzersiz bir modeldi. Onun saadet hanesinde sürekli bir haşyet tüter dururdu. Ona bakan her zaman Allah’ı hatırlardı. Tabi ki onun, bu hali, ev halkına müsbet yönde tesir ediyor ve terbiye adına onlara çok şey kazandırıyordu. Allah’tan çok korkan bu nebiler sultanının evlat ve hanımlarında da aynı haşyet, aynı korku vardı. Çünkü Allah Rasulü hep yaşadığını söylüyor ve söylediklerimde yaşadıkları ile misallendiriyordu. O yapmak ve anlatmak istediği şeyleri daha ziyade davranışları ile temsil ve ifade etmiş sonra da davranışlarından dökülen bu şeylere tercüman olmuştur.42 -
Peygamber Efendimizin kadın ve çocuklarla ilgili veya aile ile ilgili söylediği her şey bizzat yaşayıp uyguladıklarının söz ve ifadelendirilmiş şeklidir. “Kadınlar sizlere Allah’ın emanetidir. Sizin onların üzerinde, onlarında sizin üzerinizde hakkı vardır," derken, bunu önce kendi nefsinde uyguladığı hissedilmektedir.43
Yetim olarak doğan Peygamberimiz (s.a.s.) altı yaşında anneden öksüz kalmıştı. Çocukken Mekke’nin örfü gereği hem fasih bir lisan hem de temiz hava teneffüs ederek gelişmesi iyi olsun diye süt anneye verildi. Süt annesi gördüğü zaman ona karşı ayağa kalkar hırkasını yere serer saygı ve sevgi konusunda anneye yapılması gereken ne varsa Peygamberliğinden önce de sonra da süt annesine aynı vazifeyi yapmıştır.44
Risaleti döneminde kendisine sınırsız destek olan ve örnek bir hanımlık davranışı sergileyen Hz. Hatice vefat ettikten sonra onun hatırasını yaşatmak için arkadaşlarını ziyaret eder, bir manada sadık eşinin yokluğunu aratmazdı. Peygamberimiz eşine vefa borcunu ödüyordu. Onlara zaman zaman hediye gönderirdi.1451 Hiçbir kadın Allah Rasulünün hanımlarının onu sevdiği kadar Kocasını sevmemiştir. Hiçbir kocada hanımları tarafından Allah Rasulü kadar sevilmemiştir. Onun etrafında teşekkül eden bu en yakın dairedeki sevgi hanesinin elbette bir sebebi vardır. Allah Rasûlünün eli altında bulunanlara uygulandığı terbiye usûlü ile onların kalplerinde sonsuz bir alaka ve bağlılık hasıl etmiştir. Sonra bu bağlılık en küçük daireden başlayarak dalga dalga genişlemiş ve adeta bütün cihanı kuşatmıştır. İşte bu da onun fetanetinin ayrı bir buudu, ayrı bir davranış modelidir.46
Aile hayatında huzur ve mutluluğun temel sebeplerinden biri de eşlerin birbirlerinin görüşüne saygı gösterip dinleyerek herhangi bir konuda istişare etmek, makul olanda karar kılmaktır. Fıtrat gereği kadın olsun erkek olsun görüşüne baş vurulan insan, kendisiyle istişare edene karşı içten bir sevgi ve temayül besleyerek güven duyar. Güvenin olduğu yerde huzur vardır. Kadınlarla ilgili istişare konusunda Kuran’da47 ve hadisi şe- riflerde48 bir çok misal mevcuttur. Peygamber Efendimize ilk vahiy alametleri belirdiği zaman, gelir konuyu Hz. Hatice (r.a.)’a açar onunla bu konuda istişare eder ve müteselli olurdu.’4’’1 Hicretin altıncı yılında yani 628 de imzalanan Hudeybiye Antlaşmasının şartlarını ağır bulan ve moralleri bozulan sahabeye “Kalkın kurbanlarınızı kesin, ihramdan çıkın, başlarınızı traş edin.’’ emrini verir. Ne varki Kâ’beyi tavaf etmek için gelmiş bulunan ashab bu antlaşmanın şartlarının ağırlığından umre ile ilgili menasiki yapmaktan imtina ederler. Emri üç defa tekrarlayan Rasûlullaha ashab şaşkın bakmakla mukabelede bulunurlar. Son derece üzgün ve öfkeli olarak çadırına giren Rasûlüllah ve hanımı Ümmü Seneme arasında şu konuşma geçen
“Neyin var ya Rasûlallah?"
“Hayret ey Ümmü Seneme ben insanlara ısrarla” Kurbanlarınızı kesin, traş olun, ihramdan çıkın” diye emrettim, hiç. kimse bu çağrıma cevap vermedi. Emrini işittikleri halde sadece yüzüme bakıyorlar.” Ümmü Seneme şöyle dedi: “Ya Rasûlallah sen kalk kurbanlığına git ve kes. Onlar mutlaka sana uyacaklar ve kurbanlarını kesecekler.”50’Bu konuşmadakile- ri aynen uygulayan Peygamberimizi gören sahabe teker teker emredilenlerin hepsini yaparlar. İşte bu misal günümüzde ailenin huzur ve mutluluğu için problemlerin halledilmesinde çok önemli bir modeldir.
Peygamberimiz sevgi konusunda da benzersizdi. Ümmetine karşı sevgi, ashabına karşı sevgi, çocuk ve torunlarına sevgi, hanımlarına karşı sevgi. Bunların hepsini kendine has ayrı bir buudu vardı. Sevgi ailenin huzuru için bir mıknatıs vazifesi yapıyordu. Bu bütün aileler için geçerlidir. Bu Peygamberimizin hayatında o kadar ileri safhada idi ki, hanımlarından her biri; ashabından her biri kendisini diğerlerinden daha fazla sevildiği duygu ve düşüncesini taşıyordu. Ümmetine olan düşkünlüğünü Cenab-ı Hak Kur’an da anlatırken “Size çok düşkün"’51, “Onlar iman etmeyecek diye kendini helak edeceksin’"52 şeklinde ifade etmiştir. Hadislerde de, bir defa kelimei tevhidi inanarak getiren ve günahlarından dolayı cehennemde azap çeken ümmetinin cennete girme sözü almadan secdeden başını kaldırmayacağı, “Habibim istediğin verilecek ve razı olacaksın.’"53’ ilahi va’dini aldıktan sonra onun da gönlünün huzura kavuşacağı ifade edilmektedir.
Ailenin meyvesi göz nuru, gönül süruru olan çocukları sevme konusunda da ayrı bir özelliğe sahipti. Onları görünce selam verir, başlarını okşar, şakalaşır, onların psikolojisine, çocuksu anlayışlarına göre karşılık verir ve onların gönlünü hoş ederdi.9’ Çocuk konusunda adeta bir inkılap yapmıştı. O döneme kadar erkek çocukları tercih edilir övünç vesilesi sayılır, erkek çocuğu dünyaya getiren anneler, taltif ve tebrik edilerek mükafatlandırıldı. Kız çocuğu dünyaya getiren anneler, dövülür, itilir, hakaret edilir, işkenceye maruz bırakılır, kız çocukları da ya diri diri toprağa gömülür*55’ , ya da bir kara leke olarak evde tutma anlayışı vardı.’56 Allah Rasulü tebliğ ettiği dinin prensiplerinde de kendi yaşayış ve sözlerinde de çocuklar arasında farkın olmadığını, onların Allah’ın birer emaneti olduğunu, yaratılışlarında ve cins seçimlerinde anne ve babanın rolünün bulunmadığını bunun Allah’a ait olduğunu1571 ifade ederek; bir, iki, veya üç kız çocuğu yetiştirip evlendiren anne ve babanın cennette kendisiyle beraber olacağını müjdelemiştir.158’ Onları kucaklamak, öpmek, okşamak, aleni sevmek onlarla haşır neşir olmak sünnetin bir ifadesidir.’59 Her anne ve babanın çocuklarına karşı merhametli davranmaları, Hz. Peygamberin diğer birçok hadislerinde tavsiye ettiği bir konu olduğu gibi Allah Teala da yavrularına acıyarak onları güzel terbiye edip cehennem ateşinden korumalarını mü’minlere emretmiştir.60 Bütün anne ve babaların bu emir ve tavsiyelere riayet edip çocuklarına karşı sevgi ve merhamet konusunda gereken ihtimamı göstermeleri aynı zamanda insani bir vecibedir.’61" Bu ihtimamdan uzak kalanlar bu vecibe şuurundan mahrumdur. Hz. Aişe (r.a.)’nın nakline göre bir arabi Nebi (s.a.s.)’in yanına geldi ve : “Siz çocukları öpüyormusunuz? Biz hiç öpmeyiz” dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz : “Allah senin kalbinden (kibrinden dolayı) rahmeti söküp almışsa ben ne yapabilirim ki..." buyurdu.62’’
Onda ki sevgi seli sadece ailesini ve çocukları değil aynı zamanda vatanını (müşrik bile olsalar) tebliğ ettiği insanları da kaplamıştı. Uhud Dağı’nı gördüğü zaman “Uhud bir dağdır, biz onu severiz o da bizi sever.” demişti. Hicret esnasında Mekke’ye dönerek “Ey Mekke senin şu yaramaz çocukların bizim burada yaşamamıza müsade etmediler." diyerek gözü yaşlı Mekke’yi terk etti. Uhud Savaşı’nda başını yarıp dişini kıranlara karşı beddua etmemiş, tam tersine ben lanetleyici olarak gönderilmedim, Allah’ım kavmimi hidayete erdir, zira beni tanımıyorlar, bilselerdi bunu yapmazlardı.”63 diye dua ediyordu.
Taif seferinde kendisini taşlayan kana bulayan Taif halkı için helak kapısı açılmış olmasına rağmen o, hayır beddua etmem belki içlerinden iman eden kişileri Allah gönderir diyor, sevgisini izhar ediyordu.’64 Peygamberimizin bu davranışları her aile reisi, baba ve anne adayları ve daha nice insanlar için mükemmel bir davranış modelidir.

5- PEYGAMBERİMİZİN TEVAZU KONUSUNDAKİ ÖRNEK DAVRANIŞLARI

İnsan varlıklar içerisinde iradesi ile hareket etme sıfatı taşıyan, iyi-kötü, hayır-şer, doğru ve yanlışı ayırabilen; makam, mal, mülk, şöhret vb. sebeplerden dolayı gurur ve kibire kapılabilen bir varlıktır. Özellikle Peygamberlik gibi benzersiz yüce bir rütbe ile taltif edilen, hadisin ifadesi ile bütün peygamberler ve ümmetleri için mahşerde kendisine şefaat izni veriIen,65 üstün kılınan66’ ve yeryüzü hâzineleri kendisine sunulan67 bir insanın kibir ve gurura kapılmaması istisnai bir konudur.
Peygamber Efendimiz tevazu noktasında bu müstesna şahıslardan ve herkese örnek olabilecek ferit bir nebidir. O, şairin ifadesiyle insanlar içinde; Taşlar arasındaki yakut gibidir. Allah (c.c.) onu zenginlikte, dünya ile ahireti tercih konusunda muhayyer bırakmış o tevazuya müşteri olmuş.68 , sadelik içerisinde hayatını devam ettirmiş, ümmeti ve ashabı içresinde (madden en lüks bir hayatı yaşaması mümkünken) en fakir olanının yaşayış standardında bir hayat sergilemiştir. Bu davranışı ile ümmetinden zengin olanlara adeta lisan-ı hal ile şöyle diyordu. “Her ne kadar mala ve mülke sahipseniz onların asıl sahibi siz değilsiniz Allah’tır. Fakir ve zayıf insanların ihtiyacını da karşılayın, onların kendinize imrendirip kıskandırarak şuurlarının altına nefret ve hasetlik duygusu aşılamayın; Mütevazi bir hayat yaşayarak benim yaşantımdan örnek alın, toplumda zengin-fakir arasında olması muhtemel bir sürtüşmeye meydan vermeyin."
O’nun tevazusu konusunda Kur’an şöyle buyuruyor: “Deki: “Ben size Allah’ın hâzineleri yanımdadır" demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum.” Deki: Körle gören bir olur mu? Hiç düşünmüyor musunuz?"69 Bir başka ayette ise “Deki: "Ben kendime Allah’ın dilediğinden başka ne bir fayda verme, ne de bir zararı savma gücüne sahip değilim. Eğer gaibi bilseydim elbette çok hayır (mal ve menfaat) elde ederdim. Ve bana kötülük dokunmazdı. Ben sadece inanan bir toplumuk için uyarıcı ve müjdeciyim." şeklinde ifade edilmiştir.70’ “Allah bana şöyle vahyetti:
"Kimse kimseye böbürlenmeden ve haksızlık yapmadan tevazu göstersin."17” buyurarak kendisi mütevazi olduğu gibi, bu sıfata bizlerin de sahip olmamızı tavsiye etmiştir.
Para-pul, soy-sop, şan-şöhret ile öğünmek müslümana genel manada insana yakışmayan cahiliye adetlerindendir. Abesle, iştigal ve mantıksız bir yaşam tarzıdır. Bundan dolayıdır ki Tekasür suresi I. ayetinde bu sıfatla mevsuf olan insanlar yerilmiştir.
Yeryüzünde mütevaziliğin bir hayat tarzı Allah indinde kabul görseydi buna en layık peygamberler ve özellikle peygamberimiz olurdu. Oysa ömrü boyunca tevazu dolu bir hayatı tercih etmiştir. Bir gün Cebrail (a.s.) gelerek “Ya Muhammedi demiş “Beni sana Rabbim gönderdi. Kral peygamber olmayı mı tercih edersin, kul peygamber olmak mı istersin?" Rasulüllah şu cevabı vermişti. “Kul peygamber olmak isterim.’72’ Hayatı boyunca da öyle yaşadı ve örnek oldu. “Kim tevazu gösterirse, Allah ancak onu yükseltir.” buyurarak sözde ve fiilde tevazu gösterenin manen zirvelerde dolaşacağını ifade etmişti.73’ Onun her hali tevazu için örnek bir modeldi. Ebu Hureyre (r.a.) naklediyor. Allah Rasulü bir gün çarşıdan bir Pantolon satın aldı. Ben taşıyayım diye yanına vardım. Bana, "Ben melik peygamber değilim, eşyanın sahibi kendi eşyasını taşımaya daha layıktır.” diyerek taşıtmayıp kendisi taşıdı.74’
Mekke’nin fethinde kendisinin doğup büyüdüğü beldeden çıkarılmasına sebep olan ve 21 yıl ashabına ve kendisine işkence çektirip diş bileyen ve öldürmek için tuzak kuran müşriklere karşı Mekke’ye muzaffer bir komutan halinde girerken dahi, devenin üzerinde o kadar eğilmiş ve gurur ve kibirden uzak bir görünümü vardı ki görülmeye değerdi.175’ Diğer yönden genel manada her zaman insanlara karşı davranışlarında-, büyük, küçük, zengin, fakir, asil veya sıradan insan ayırımı yapmaksızın herkese son derece, alçak gönüllü ve sevecen bir tavır içinde olması76’ gönüllerin efendimize ve onun şahsında İslâm’a ısınmasına zemin hazırlamıştır.
Peygamber Efendimizin bu tevazusu sadece dışarıya karşı değil ev halkında aynı oranda yansımış, evdeki bazı işleri bizzat o yapmış-, elbisesini yamamış, odasını süpürmüş, keçi ve koyunlarını sağmış, çarşıdan gerekli ihtiyaçları kendisi almış ve taşımış, sıradan bir kimse gibi merkebe binmiş, kölelerle beraber oturup yemek yemiş,77’ bu durum Mekke müşriklerinin dikkatini çekmiş kendi aralarında konuşurken peygamberlik sıfatı ile bu tavırları bağdaştıramamışlar. Onların bu konuşmalarını Kur’an naklederken, "Onlar şöyle dediler: Bu ne biçim peygamber ki yemek yiyor, çarşıda dolaşıyor."78’ dediler. Hatta tebliğ esnasında Peygamberimizin yanında bulunan ve ders halkasına katılmak isteyen kölelerle79 müslüman olduğumuz zaman yine bunlarla aynı safta namaz kılıp beraber mi oturacağız biz böyle dini kabul etmeyiz, bu örf ve adetimize terstir.80’ diyen müşriklerin ifadeside Efendimizin tevazusunun düşmanları tarafından tescillidir. Peygamber Efendimizin bu davranış modelinden almamız gereken mesaj ise-, O bir peygamberken, dünya-ahiret, fakirlik-zenginlik, köle- efendi arasında hayat boyu her fıtrata uygun, uygulanabilir ve kabul edilebilir olanları tercih etmiş, lisanı hal ile siz de hayatınızda, sosyal münasebetlerinizde böyle davranırsanız, Allah ve Rasulünün istediği standartta bir insan olur ve affa mazhariyet kazanırsınız mesajını vermiştir.
Hem Peygamber, hem bir devlet başkanı, hem gönüller sultanı olan ve saadet tacı olan Allah Rasulü bu tevazusunu hicret esnasında da göstermişti. Ebu Eyyub el Ensari’nin bütün ısrarlarına rağmen evinin alt katını tercih etmiş’81 benzersiz bir tevazu örneği sergilemiştir.
Çağrıldığı veya katıldığı toplantılarda boş bulduğu yere oturarak (orası kapı arkası olsa dahi) insanları rahatsız etmez günümüz insanına ve gençlere toplumda nasıl davranılması gerektiği mesajını vermişti.82 Evine gelen zengin, fakir, köle, efendi, herkese eşit muamele ederek hizmet etmiş, çocuk büyük demeden olması gereken yaşayış tarz ve metodları öğretmiştir.
Kanaatin kalktığı, bereketin tükendiği, mevcutla iktifa etmeyip kendinden daha zengin ve varlıklı olanları örnek alarak onlar gibi olmaya çalışıp ulaşamadıkları zaman da bunalım ve tatsız hadiselerle karşılaşan günümüz insanının bu bunalımından kurtulmasına ışık tutacak iki örnekle bu bahsi kapatacağız.
Fıtrat insanı olan ve fıtrîliği ile de mesajlar yüklü peygamberimizin bir hadislerinde "Sizden birisi yaratılış ve mal mülk açısından kendisinden daha üstün birisini gördüğü zaman, kendisinden daha aşağıda olana baksın.83 ve ibret alsın haline şükretsin buyurarak adeta günümüzde mevcut olan bunalımlara parmak basıyor. O, bu dünya gezegenini yolculuğun bir durağı olarak görüyor, bazan kuru ekmek ve su ile iktifa ediyor, kuştüyü yataklar, köşk ve saraylarda yaşamak, safa sürmek varken, Hz. Ömer’i dahi ağlatan hasır üzerinde yatıyor, dünyanın kendisi, kendisinin de dünya için olmadığını, dünyada bir yolcu gibi bulunduğunu temsili olarak aktararak’84’ yani dünyanın ve dünyalığın amaç değil bir araç ve ahireti kazanma yeri olduğu mesajını vererek sırf dünya için yaratılmış gibi bütün vaktini sadece buraya ayıran bizlere dünya ve ahiret dengesini kurmamız telkininde bulunuyor. Adeta eğer dünyadan sonra hayat olmasaydı, yani gaye sırf bu dünya olsaydı peygamberler ve ben de buradan göç etmezdik, madem dünya misafirhanedir, misafir gibi davranmalıyız diyordu. ♦


1-Ersoy M. Akif. Safahat 2/988.
2-K.Kerim. Mümtehine Suresi 60/6.
3-Nedvi Seyyid Süleyman. Asrı Saadet (Ter.Ali Genceli) C.1, S.32.
4- isra Suresi 17/70.
5-Diy. Dergisi (3 Aylık İlmi Dergi) C.30, Sayı t, Sahife 59.
6-Yeni Ümit Dergisi Sayi 7, Sahife 13.
7-Müsnet Ahmet Ibni Hambel, s. 5/256; Gülen Sonsuz Nur 1/132.
8-Saf Suresi 61/2.
9-BilmenÖmer Nasuhi Kur’an-ı Kerim’in Türkçe Meali Alisi ve tefsiri C.1 / 522; Tecridi Sarih tercemesi Miras Kamil, 4/294.
10-Gülen, Sonsuz Nur 1/138.
11-Kazancı A. Lütfü; Saadet devriden S. 38.
12-Kazancı a.g.e. S. 8-9.
13-Tecrit S. 10/397.
14-Araf Suresi 6/199.
15-Hicr Suresi 15/85.
16-Müslim Fedailüssahabe 131.
17-Müslim Fedail 13, Kadı iyad Eş-Şifa fi tarifi Flukuku-el Mustafa 1/107.
18-Tecrit 12/128.
19-Tecrit 1/176.
20-Şifa 1/108.
21-Suruç 1/607.
22-Tecrit 8/234.
23-Tecrit 8/463; Canan 7/79.
24-Tecrit 8/44, 466; Canan 10/485; 13/415.
25-Tevbe Suresi 9/6.
26-Diy. Dergisi C.31 Sayı. 1, S. 18.
27-Suruç, A.g.e., 1/532.
28-Enfal Suresi 8/30.
29-Suruç A.g.e. 2/360 vd.
30-Nur Suresi 24/11-13.
31-Diy. Dergisi C.28 Say.4 s.72.
32-Canan A.g.e. 17/494.
33-Canan A.g.e. 7/521.
34-Kayabalı İsmail, Cemender Aslan oğlu-, propagandanın sosyo-psikolojik temelleri Ankara 1983 S.28.
35-Kayabalı A.g.e. S.29.
36-Din Eğitimi Araştırma Dergisi Sayı i, S. 8.
37-Kayabalı a.g.e. S.54.
38-Suruç a.g.e. 1/150.
39-Suruç a.g.e. 2/494.
40-Gülen, Sonsuz Nur. 1/212-213.
41-Beşoğul İnci Aile Ansik. S.294.
42-Gülen a.g.e. 1/372-373.
43-Tecrit 10/398.
44-Suruç 1/65 vd.
45-Tecrit 10/29 vd.
46-Canan a.g.e. 17/213.
47-Bakara S. 2/233, Talak S. 65/6, Kasas S. 28/26, Nemi S. 27/27.
48-Canan a.g.e. 16/77 vd.
49-Canan a.g.e. 16/78.
50-Canan a.g.e. 16/78.
51-Tevbe S. 9/128.
52-Şuara S. 26/3, Kehf S. 18/6.
53-Müslim, iman bab 86, Taç 5/388.
54-Tecrit. 12/152, Şifa 1/131.
55-Tekvir. 81/8-9.
56-Nahl S. 16/58,59.
57-Şura S. 42/49.
58-MÜSİİm. C.4/2028, Bab. 46, Fin. 2631/149.
59-Canan, Pey. Sünnetinde Terbiye S. 147 vd.
60- Tahrim Sur. 66/6.
61-Duman Zeki K.K. Adabı Muaşeret. S. 154.
6 2-Tecrit. 12/24.
63-Şifa, 1/105.
64-Şifa, 1/125.
65-Taç 5/386, Nahl S. 16/89.
66-Tecrit.
67-Tecrİt 8/360.
68-Tecrit 11/8.
69-Enam S. 6/50.
70-Araf S. 7/198.
71-Müslim Cennet64, Taç 5/61.
72-Şifa. 1/131.
73-Gülen a.g.e. 1/337, Taç 5/60-6IHayatüs sahabe 3/150.
74-Şifa. 1/133.
75-Gülen a.g.e. 1/337 vd.
76-Diyanet Der. C.30, Sayı.1, S.60.
77-Şifa. 1/134, Diy. Der. C.30, Sayı 1, S.60.
78-Furkan Suresi 25/7.
79-Nebe Suresi 80/1-12.
80-Kutup. a.g.e. 16/17.
81-Kazancı A. Lütfü. S.Dev. S. 3/10.
82-Diyanet Dergisi C.28, Sayı 4, S.70.
83-Tecrit 12/195.
84-Tirmizi.