Makale

Sen Kendini Kurtardın, Ben ne Yapacağım

"Sen kendini kurtardın, ben ne yapacağım?"
Muammer Yıldırım

DEVLET adamı gönül adamıdır. O, tartmasını bilen, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden ayıran hassas bir terazidir. Devlet adamı her zaman bir meşale gibi yanıp halkını ışığa ve mutluluğa koşturur, açları doyurur, çıplakları giydirir. Nerde boynu bükük, düğmesi sökük, kolu kanadı kırık varsa bir hızır gibi yetişir. Şefkatli kollarıyla hem toplumu, hem kendisini, hem de devleti sarar. Bu mesuliyet, bu anlayış, sırtında un ve kerpiç taşıyan adaletin kalesi Hz. Ömer’e kadar dayanır, onu da geçer, âlemlerin efendisi Hz. Peygamberimize ulaşır.
Tarihimiz bunun şuurunda olan ve o ateşten gömleğin sorumluluğu altında dinlenme nedir bilmeyen, uyku nedir görmeyen sayısız ilim, irfan ve gönül adamlarıyla, Alp ve Alperen’lerle doludur.
Devir, dünya imparatorlarını atının özengisi önüne döken ve onlara babalık yapan Kanuni Sultan Süleyman zamanı. Devleti, sıhhat gibi en büyük mutluluk ve bahtiyarlık addeden, saltanatın bir cihan kavgası olduğunu söyleyen şair ruhlu yüce padişah. Onun gözü gibi, gönlü de tok, ruhu yıkanmış; "Halde haldeşi, yaşta yaşdaşı, ahirette kar-daşı, doğru yolda yoldaşı" ilim ve hukuk abidesi Molla Ebüssuud Efendi.
Cihan Sultanı hasta -hasta son seferi olan Zigetvar Seferine çıkmaktadır. Onbin-lerce kişiden oluşan Osmanlı ordusu geçtiği yerleri imar ederek, "ardına çil çil kubbeler serperek" çevresine şefkat ve merhamet dağıtarak ilerliyordu. Yediden yetmişe insanlar muhteşem orduyu selâmlıyorlardı.
Zigetvar Kalesi direndikçe direniyor, alınması uzuyor, yorgun ve hasta hünkârın ciğerini yakıyordu. Zigetvar düşerken, kendisi de son nefesini veriyordu.
Koca Hünkâr defnedilmek üzere kendi adına yaptırdığı Süleymaniye Camii avlusundaki türbesine getirilir. Kabre konulmak üzereyken bir çekmece konur ortaya ve tabutun yanına gömülmek istenir. Bu çekmecenin içinde, kırkaltı yıllık saltanatı boyunca şeyhülislâmından aldığı fetvalar vardır. Çekmecenin kendisiyle birlikte gömülmesini de vasiyet etmiştir. Bu olayı dikkatle izleyen Ebüssuud Efendi:
"- Dinimizde cenazenin yanına kıymetli şeyler konulması caiz değildir. Bu adet Mecusilerde vardır." derse de orada hazır bulunanlar padişahın vasiyetini birkez daha hatırlatırlar. Tekrar söz alan Ebüssuud Efendi:
"-Sultan Süleyman Han ne kadar ısrar etse, dinin emirlerini çiğneyecek kadar İsrar etmez. Çünkü şimdiye kadar ki Osmanlı padişahları gibi, merhum padişahımız da şeyhülislâm’ın fetvası olmadan hiçbir iş yapmamıştır, yapılması için emir de vermez. Madem üsteliyorsunuz, açalım çekmeceyi, değerli birşey var ise gömmeyiz, eğer yoksa gömeriz."
Bunun üzerine çekmece Ebüssuud Efendiye verilmek istenir. Tam verilirken çekmece yere düşer ve içinden bir sürü kağıt yere saçılır. Bunlar, Şeyhülislâm Ebüssuud Efendi’nin fet-valarıdır. Kanunî bu davranışı ile ne yaptımsa fetva ile yaptım. Kabirde tedvin ettiğim kanunlardan sorguya çekilirsem şahid olarak bunları göstereceğim ve Allah’ın huzuruna öyle çıkıyorum demek istemektedir.
Durumun büyüklüğü karşısında kendisinden geçen Ebüssuud Efendi: "Padişahım, sen kendini kurtardın bakalım ben ne yapacağım?" diyerek ağlamaya başlar.
Hakk’ın hatırını, ilmin şerefini ve oturduğu makamın kudsiyetini dünyevî makam ve menfaatlere fedâ edenler, nisyan derelerinin batağı olurlar. Bu batakta hiçbir canlı yaşamaz.