Makale

Ramazan Ayından Bir Ömre; Helal Lokma ve Helal Kazanç Disiplini

Ramazan Ayından Bir Ömre;
Helal Lokma ve Helal Kazanç Disiplini
M. Zeki Uyanık Uzman Vaiz, Çukurova /Adana

Allah Teala, bize armağan ettiği bu dünyanın üzerinde ve derinliklerinde herkese yetecek kadar nimetler ihsan etmiştir. Her ferdin ve canlının, nimetlerle donatılmış bu sofradan nasibini almaya ve aramaya hakkı vardır. İşte içinde bulunduğumuz ramazan ayı önümüze cömertçe serilmiş olan bu sofradan helalinden yeme, sarf etme ve bunu hayat disiplini hâline getirebilme günleridir.
Nasibini arayan ve kovalayan herkes Allah’ın takdir ettiği oranda rızkına nail olur ki bu rızkı Allah Teala her canlıya vermeyi üstüne almıştır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: “Yerde rızkı Allah’a ait olmayan hiçbir canlı yoktur.” (Hud, 11/6.)
Allah’ın yeryüzündeki halifesi konumunda olan insan, bilgi, kültür, çalışma, emek eylemi sonucunda sözü edilen bu rızkı kaynaklardan çıkararak kazanma yoluna gitmelidir. Zira insanların mutlu bir hayat yaşamaları için rızıklarını kazanmaları gerekir ki İslam dini, bu rızık sofrasında nasip aramayı diğer birtakım emirler gibi mümine farz kılmıştır.
İslam’da alın teri dökerek mal kazanma, kişinin kimseye muhtaç olmadan hayatını sürdürebilmesi, çoluk çocuğunun nafakasını temin etmesi maksadıyla meşru yoldan çalışıp kazanması ibadet ve kutsal bir davranış olarak nitelendirilmiştir.
İslam Peygamberi: “İki günü birbirine eşit olan hüsrandadır.” (el-’Acluni, Keşfü’l-Hafa, II, 323.) diyerek İslam’ın çalışmaya, emeğe, kazanmaya verdiği değeri ortaya koymuştur.
İslam dininde, asli ve tabii kazanç yolu emektir, alın teridir. Hz. Peygamber, Hz. Zekeriya’nın marangoz olduğuna, Hz. Davud’un da el emeğiyle geçindiğine değindikten sonra alın teri ile rızık temin etmenin kıymetine işaretle şöyle buyurmuştur: “Hiç kimse el emeğiyle kazandığından daha hayırlı bir lokma yememiştir.” (Buhari, Büyu, 15.)
Yine kendisine en temiz kazancın ne olduğu sorulduğunda, “Kişinin kendi elinin emeği, bir de dürüst ticaretin kazancı.” (Müsned, IV, 141.) cevabını vermiştir.
Emeğe ve alın terine büyük önem verip teşvik eden Rasulü Ekrem Efendimiz bu emeği veren insanı da Allah’ın sevdiği kullar arasında göstermiştir.
Öyle ki Hz. Peygamber: “Bir defasında Sa’d b. Muaz ile karşılaşıp tokalaşmış, ellerinin nasırlanmış olduğunu görünce bunun sebebini sormuş, o da “çoluk çocuğumun nafakasını temin için hurma bahçemde çalışıyorum.” cevabını verince Hz. Peygamber Sa’d b. Muaz’ın elini öpmüş ve “İşte bu eller Allah’ın en sevdiği ellerdir.” buyurmuştur. (Serahsi, Mebsut, c. 30, s. 245.)
Bu hadislerde övgüyle sözü edilen çalışmayı, günümüz dünyasında sadece tarlada, bağ ve bahçede bedenen çalışma şeklinde algılamamak lazım. Bunu gerek beden gerekse zihin gücüne dayalı olarak sarf edilen her türlü meşru emek ve çalışma şeklinde anlamak gerekir.
Zira İslam dini, helal lokma için verilen emeği, akıtılan alın terini kutsal kabul etmiştir. Kur’an-ı Kerim’de:
“İnsan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.” (Necm, 53/39.) buyrulmuştur.
Bu ayet amel anlamında kişinin dünyada yaptığının karşılığını ahirette göreceğini ifade etmekle birlikte emek ve alın teri açısından dünyada çalışmanın karşılığının rızık olarak elde edilebileceğini ifade etmektedir.
Söz konusu bu ayetlerden ve hadislerden anlaşıldığı gibi kişinin yiyeceği ve dolayısıyla aile fertlerine yedireceği en hayırlı ve helal lokma emek ve alın teri ile kazandığı lokmadır.
Allah’ın bizden istediği ve rızasına uygun olan kazanç da budur ki Hz. Peygamber: “Muhakkak sizden birinizin sırtında odun toplaması, herhangi bir kimseden dilenmesinden hayırlıdır.” (Buhari, Büyu, 15.) hadisi ile buna işaret etmektedir.
Dinimiz rızık ve nafaka için emek sarf etmeyi ve alın teri akıtmayı kutsal kabul ettiği gibi bunu aynı zamanda Allah’ın rızasına vesile ve ibadet kabul etmiştir.
Nitekim Hz. Peygamber’in de hazır bulunduğu bir ilim meclisinin yanından kuvvetli bir kişi geçince ashaptan bazıları: “Ya Rasulallah ne olurdu da şu genç burada sohbette bulunsa da Allah yolunda mesai sarf etmiş olsa dediler. Rasulüllah bunun üzerine: “Böyle söylemeyin, eğer bu genç insanlara el açmamak, onlardan müstağni olmak, çoluk-çocuğunun nafakasını kazanmak için çalışıyorsa Allah yolundadır. Yaşlı ve zayıf düşmüş anne ve babasına yardımcı olmak, onların ihtiyaçlarını gidermek için çalışıyorsa Allah yolundadır.” buyurdu. (Beyhaki, Sünen, VII, 479.)
Çalışmayı, rızkı ve nafakayı meşru bir yolla elde etmeyi İslam bu denli önemsemiş ve övmüştür. Ancak haram kazancı, tembelliği, başkalarına yük olmayı da yermiş ve yasaklamıştır.
Nitekim Hz. Peygamberle bir sahabi arasında geçen şu diyalog bunun güzel bir örneği ve vesikasıdır: “Ensardan biri Hz. Peygamber’e gelip kendisinden dilendi. Peygamber Efendimiz o kişiye: “Evinde bir şey yok mudur?” diye sordu. Adam: “Evet bir hasır ve bir de su kabımız vardır.” dedi. Rasulüllah: “Git onları bana getir.” dedi. Onları getirince iki dirheme satıp dirhemleri de adama vererek dedi ki: “Bir dirhemle çocuklarına yiyecek al, diğer dirhemle de bir balta satın al ve bana getir.” Adam baltayı getirince Peygamber baltaya bir sap taktıktan sonra adama: “Al götür onunla odun kes sat, geçimini sağla, seni on beş güne kadar görmeyeyim.” buyurdu. Adam da gidip odunculuk yapmaya başladı ve Hz. Peygamberin yanına on dirhem kazanmış olarak döndü. Peygamber Efendimiz adama, “Bu senin için, yüzünde dilencilik lekesi olduğu hâlde yanımıza gelmekten daha iyidir.” (İbn Mace, Ticaret, 25.) buyurdular.
Bu hadis-i şerif, İslam’ın ve İslam Peygamberinin emeğe, alın terine, helal lokma ve kazancına ne kadar önem verdiğini, tembelliği, gücü olduğu hâlde başkalarına muhtaç bir şekilde el açıp dilenmeyi tasvip etmediğinin en çarpıcı örneğidir.
Buna göre Müslüman’a yakışan ve kendisinden beklenen; emek sarf ederek, alın terini akıtarak meşru yollardan geçimini sağlayarak kimseye muhtaç olmamasıdır. Bu durum hem bir ibadet hem de onurlu bir davranış şeklidir ki bu insanı Allah’ın sevdiği bir kul yapmaktadır. “Helalinden kazanan kimse Allah’ın sevgili kuludur.” (Acluni, Keşfü’l-Hafa, I, 349.) hadisi helal lokma peşinde koşana bu müjdeyi vermektedir.
Gerek Kur’an ayetlerinde gerekse Sevgili Peygamberimiz’in hadislerinde, inanan insanlardan, helal ve temiz olan şeylerden yiyip-içmeleri istenmiştir. Söz konusu ilgili ayet ve hadislerde şöyle tavsiyeler bulunmaktadır:
“Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların helal ve temiz olanlarından yiyin, şeytanın peşine düşmeyin; zira şeytan sizin açık bir düşmanınızdır.” (Bakara, 2/168.)
“Ey inananlar, Allah’ın size helal kıldığı güzel ve temiz şeyleri haram etmeyin, sınırı aşmayın. Çünkü Allah, sınırı aşanları sevmez. Allah’ın size helal ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin ve kendisine iman etmiş olduğunuz Allah’tan korkun.” (Maide, 5/87-88.)
Görüldüğü gibi ayetlerde, Allah’ın yaratmış olduğu rızıkların helal ve temiz olanlarından yenilip içilmesi emredilmiş, ancak şeytana uyup, haram yoldan kazanıp yemeyi ve içmeyi de yasaklamıştır.
Hz. Peygamber bir hadisinde, "Helal kazanç temin etmek için çalışmak cihattır." (Kudai, Müsnedü’ş-Şihab, I,83 nr. 56.) buyurarak bu kazanç yolunun faziletine ve kutsallığına işaret etmiştir.
İslam inancında kazanç yolları ayrı ayrı sayılarak aralarında üstünlük ve öncelik sıralaması yapılmamış konu tamamen kişilerin ve toplumların şart ve imkânlarına, ihtiyaç ve kabiliyetlerine bırakılarak kendi tabii seyri içinde şekillenmesi istenmiştir. Ama ticaret, tarım, zanaat ve benzeri emeğe ve alın terine dayalı kazanç yolları hep öne çıkmıştır.
İslam dini, meşru çerçevede kalmak koşulu ile rızkın peşinde koşmayı emrettiği gibi emeksiz kazanç demek olan faizi, haksız kazanç temin etmenin başlıca yolları olan kumarı, hırsızlığı, gaspı, rüşveti, ölçü ve tartıda hileyi haram kılmıştır.
Nasıl ki ramazan iklimi içerisinde sahurumuz ve iftarımız için soframıza gelecek rızkın ve yiyeceğimiz lokmaların helalinden olmasına dikkat ediyorsak, bunu bir hayat disiplini hâline getirip ömrümüzü/hayatımızı ramazanlaştırabilmeliyiz ve daima Allah’ın bildirdiği emir ve yasakları düşünerek helal ve meşru olan kazancı elde etmenin gayreti içinde olmalıyız. “Ey iman edenler! Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden kendinizi ve ailenizi koruyun.” (Tahrim, 6/66.) fermanı mucibince kendimizi ve ehlimizi haram lokmadan korumalıyız.