Makale

Sekülerleşme Sürecinde İnanç Sorunu ve Topluma Yansımaları

Sekülerleşme Sürecinde İnanç Sorunu ve Topluma Yansımaları

Halime Karabulut Vaiz / Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

Dinî düşünce, inanç, uygulama ve kuralların toplumsal anlam ve önemini yitirme süreci olarak dünyevileşme; insanın her bakımdan değiştiğini, dolayısıyla dini günlük işlere hiç karıştırmadan, yalnızca akla dayanarak tutarlı ve insanı mutluluğa götürecek bir ahlak sergilemek gerektiğini öğütlemektedir. (Ahmet Cevizci, Paradigma Felsefe Sözlüğü, s. 295.)
Yüce Allah, Alak suresinde; “Gerçek şu ki insan, kendini kendine yeterli gördüğü için azar.” (Alak, 96/6-7.) buyurmak suretiyle insanın dünyevileşme temayülüne dikkatlerimizi çekmiştir.
İnsanın kendini yeterli görmesi, bilgi ve güç almak için Allah’a yönelmeyi reddetmesine yol açmıştır. Dinî ritüelleri sosyal hayatından çıkaran insan, bu boşluğu doldurmak için arayışlara girmiş, mal-makam, bilgi ve teknolojinin sunduğu imkânlar ile oyalanmıştır.
Modernitenin sunmuş olduğu bu yaşam biçiminde insan, kendi kendine yeterli görülmüş, dinin kurumsallaşmasına ve toplumsal hayatta görünmesine karşı çıkılmıştır. Ahiret hayatının varlığından şüphelenen insan, her şeyin dünyada yaptıklarıyla kalacağı anlayışıyla hareket etmiştir. "Hayat ancak bu dünyadakidir. Ölürüz ve yaşarız (kimimiz ölür kimimiz doğar); tekrar diriltilmeyiz." (Mü’minun, 23/37.) diyerek, dini günlük hayatından çıkarmış, ahireti de inkâr etmiştir.
İnsanoğlunun mal ve makama karşı olan hırs ve arzusu onun, dinî değerleri ertelemesine ve zamanla unutarak, dünyevi zevklere dalmasına sebep olmaktadır. Dünya nimetlerine olan kontrolsüz arzu, insanların büyük riskler almasına sebep olmuştur. Kur’an da dünyevi mal, makama karşı hırs besleyen şahıs ve kavimlerin akıbetleri, Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in bu konudaki uyarıları ve Allah’ın vaadini anlatan ayetler, bizlere dünya-ahiret, nimet-külfet, kanaat-arzu dengesini kurma noktasında yol göstermektedir.
Kur’an-ı Kerim de, ilahlık iddiasında bulunan Firavun ve mal-makam düşkünü olan Haman ile Karun’un akıbeti anlatılmaktadır. (Mü’min, 40/23-24; Ankebut, 29/39-41.) Zenginliğiyle nam salmış Karun’un, bu durumun, kendi bilgi ve kabiliyetinin bir neticesi olduğunu iddia etmesi, sarayı ve hazineleriyle yerin dibine batmasına sebep olmuştur. Onun zenginliğine imrenenler ise pişman olmuş ve geçici şeylere bel bağlanmaması gerektiğini yakinen idrak etmişlerdir. (bkz. Kasas, 76-82.) Kendini her bakımdan (bilgi, mal, statü…) yeterli görerek kutsalı reddedenlerin akıbetini anlatan bu ayetler, Müslümanları dünyevileşme tehlikesine karşı uyarmaktadır.
Dünyevileşmiş insanların özelliklerinden biri olan mevki-makam tutkusu konusunda Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Bilin ki, dünya hayatı oyun, oyalanma, süslenme, aranızda övünme ve daha çok mal ve çocuk sahibi olmaktan ibarettir. Bu, yağmurun bitirdiği, çiftçilerin de hoşuna giden bir bitkiye benzer; sonra kurur, sapsarı olduğu görülür, çerçöp olur. Ahirette çetin azap da, Allah’ın hoşnutluğu ve bağışlaması da vardır; dünya hayatı ise sadece aldatıcı bir geçinmedir.” (Hadid, 57/20.) Dolayısıyla mevki-makam, çoluk-çocuk gibi nimetler dünyanın süsü ve imtihan aracıdır. Bu nimetler karşısında Rabbini unutmayan insan, dünya-ahiret dengesini sağlamış olacaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bu hususu şöyle ifade etmiştir: “Sizin en iyiniz ne dünya için ahiretini, ne de ahireti için dünyasını feda edendir.” (Kenzü’l-Ummal, H. No: 6336; Gümüşhanevi, Ramuzu’l- Ehadis, C. 2, s. 365.)
Mekkeli müşriklerin: “Ey Muhammed! Eğer sen para istiyorsan sana para verelim, başımıza başkan olmak istiyorsan seni başkan yapalım, eğer istiyorsan seni kabilemizin güzel kızlarıyla evlendirelim. Yeter ki sen bu davadan, İslam’ı anlatmaktan vazgeç.” teklifine karşılık, Peygamber Efendimiz (s.a.s.): “Bir elime ayı, bir elime güneşi koysanız, ben bu davadan vazgeçmem.” (İbn Hişam, Sire, 2/101; Taberi, s. 323.) diyerek, dünyalık hiçbir şey için dinin feda edilemeyeceğini bizlere göstermiştir.
Yüce Rabbimizin: “Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan aşırı sevgi insanlara süslü kılındı.” (Âl-i İmran, 3/14.) ayetinde buyurduğu üzere insan dünyevi nimetlere gereğinden fazla meyletmektedir. Günümüzde insanların içine girdiği bunalım, buhran ve yalnızlaşmasının bir sebebi de, dünyevi nimetlere duyulan aşırı hırstır. Dinî değerlerin yozlaşması, gençlerin haz peşinde koşması, madde bağımlılığı, alkol tüketimi, çocukların internet-oyun bağımlılığı, yetişkinlerin şans oyunlarıyla kısa sürede zengin olma hayalleri, faizli alış-veriş, dinî inancı iş hayatından ayrı tutma, evlilik dışı ilişkiler, yaşlıların yalnızlığa itilmesi, diğerkâmlılığın yitirilmesi, cereyan eden vahşetlere karşı (savaş, açlık vb.) vurdumduymaz tavırlar sergilenmesi, sokağa emanet edilen çocuklar, görmezden gelinen engelliler, kaderleriyle baş başa bırakılan dullar, yetimler, maddi manevi yoksunluk çekenler, ailelerin dağılması ve toplumsal normların yıpranması, insan şahsiyetinin değersizleşmesi, insani erdemlerin hafife alınması, mevki ve paranın birçok değerin önüne geçirilmesi dünyevileşmenin toplumumuzdaki tezahürlerinden birkaçıdır. Bu toplumsal çözülmeler insanların maneviyat yoksunluğunun, maddiyat tutkunluğunun, bireysel çıkar ve hazlara esir olmasının sonuçlarıdır. Yüce Allah (c.c.) bu konuda: “Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.” (Kasas, 28/77.) buyurmak suretiyle Müslümanlara dengeli olmayı öğütlemektedir.
Dinî düşüncelerin, uygulamaların ve kurumların toplumsal önemini kaybetme süreci olan sekülerleşmenin toplumdaki tezahürleri çoğunlukla menfi yönde olmuştur. Sekülerleşen toplumlarda dinî kurumlar düşüş sürecine girmiş, toplum bozulmuş, din değer kaybetmiş ve toplumsal düzensizlikler artmıştır. Suç işleme, vandalizm (tahripkârlık), psikolojik bozukluklar, boşanma, madde bağımlılığı gibi kötü alışkanlıklar yaygınlaşmış, toplumdan kopma, yalnızlık ve intihar vakalarında artış olmuştur. (İan Thompson, Odaktaki Sosyoloji, s. 50.) Manevi dejenerasyon sonucu ruh-beden bütünlüğünü sağlayamayan insanların içine girdiği manevi boşluğun ortadan kaldırılması dinî değerlerin sosyal hayata taşınması ile mümkün olacaktır.
Günde beş vakit namazın da; “Ancak Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım dileriz. Bizi doğru yola eriştir.” (Fatiha, 1/5-6.) diyen bir Müslüman, her türlü acizlikten ve enaniyetten Allah’ın rahmetine sığınarak, dünyevileşme tehlikesinden korunmuş olacaktır.
“Dünya hoş ve tatlıdır.” (Buhari, Zekât, 47, 50; Müslim, Zekât, 96/1035.) Fakat dünyanın tatlılığına aldanmamak gerekir. Yunus Emre’nin ifade ettiği gibi:
“Mal sahibi mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi?
Mal da yalan mülk de yalan, var biraz da sen oyalan.”
İslam dini orta yoldur. Müslüman’ın, dünyevileşmesi veya tamamen dünyadan el etek çekerek ruhanileşme temayülü göstermesi doğru değildir. “Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik (ver) ve bizi ateşin azabından koru.” (Bakara, 2/201.) ayeti, Müslümanın dünya-ahiret dengesini kurmada takip edeceği yolu göstermektedir.