Makale

İslam Tarihinde Muâhât (Kardeşlik Tesisi)

İslam Tarihinde Muâhât
(Kardeşlik Tesisi)

Doç. Dr. Hüseyin ALGÜL
Uludağ Üniv. İlahiyat Fak. Öğr. Üyesi

Hz. Peygamber (sas), hicretten sonra Medine’de toplumun iç dinamiklerini harekete getirici bir dizi icraat yapmıştır. Bu icraat arasında, genellikle sosyal içerikli emir ve tavsiyelerin ön plana çıktığı dikkati çeken bir husustur. Selamın yayılması, açların doyurulması, akrabaya yardım edilmesi, yakınların ziyaret edilip gözetilmesi, mescid yapılması bunlar arasındadır. Muhacirlerin kendi aralarında ve daha ziyade, Muhacirlerle Ensar arasında kardeşlik kurulması, bu doğrultudaki icraatın en mühim halkalarından birini oluşturmaktadır. İslam tarihinde buna “muâhât” denildiği gibi, “uhuvvet tesisi” de denir.
Muhacirlerin kendi aralarında tesis edilen kardeşliğin hicretten sonra vuku bulduğunu söyleyenler olduğu gibi, hicretten önce cereyan ettiğine dair rivayetler de vardır. Bu cümleden olarak, Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer, Hz. Osman’la Abdurrahman b. Avf, Hz. Talha ile Zübeyr, Hz. Sa’d b. Ebi Vakkas ile Mus’ab b. Umeyr, Hz. Ebu Ubeyde b. el-Cerrah ile Ebu Huzeyfe’nin azatlısı Salim, Hz. Hamza ile Zeyd b. Harise kardeş kılınmışlardır. Hz. Ali ise, kendi durumunu sorduğu zaman, Rasul-i Ekrem (s.a.s.) ona, “Sen benim hem dünyada hem de ahirette kardeşimsin!” diyerek iltifat buyurmuştur.
Buhari’nin Hz. Enes’ten rivayetine göre, hicretten yaklaşık beş ay sonra Mescid-i Nebi’nin yapılmakta olduğu günlerde Hz. Peygamber, Muhacirun ve Ensar’dan 45’er kişiden 90 kişiyi, Hz. Enes b. Malik’in evine davet etti. “İslam dininde hılf yoktur, din kardeşliği vardır” buyurarak, bu zatlar arasında İkişer ikişer kardeşlik akdetti. Diyet ve fidye meseleleri dahil olmak üzere, karşılıklı sorumluluk ve yükümlülüklerini de her iki tarafa izah etti.® Bazı rivayetlere göre, aralarında kardeşlik akdolunanların sayısı 50’şerden yüz kişidir. Kardeş kılınanların 22’şerden 44, 41’erden 82’ye ulaştığını söyleyenler varsa da, bunlar, isimler tesbit edilip sıralanmak suretiyle elde edilen sonuçlar olup, nihai rakamı ifade etmezler. Yaygın görüş, kardeş kılınanların 90-100 kişiye ulaştığı tarzındadır.

Muhacirun-Ensar arasında muâhât tesis olunanlardan bazıları şunlardır:

Muhacirun-Ensar
Hz. Ebu Bekir-Hz. Harice b. Züheyr
Hz. Ömer b. El-Hattab-Hz. Itban b. Malik
Hz. Ebu Ubeyde b. el-Cerrah-Hz. Sa’d b. Muaz
Hz. Abdurrahman b. Avf-Hz. Sa’d b. Rebi
Hz. Zübeyr b. El-Awam-Hz. Seleme b. Seleme
Hz. Osman b. Affan-Hz. Evs b. Sabit
Hz. Talha b. Ubeydullah-Hz. Ka’b b. Malik
Hz. Mus’ab b. Umeyr-Hz. Ebu Eyyub el-Ensari
Hz. Ebu Zerr-i Ğıfari-Hz. Münzir b. Amr
Hz. Selmanü’l-Farisi-Hz. Ebu’d-Derda
Hz. Bilal-i Habeşi-Hz. Ruveyha b. Abdullah
Hz. Osman b. Maz’un -Hz. Ebu’l-Heysem b. Teyyihan
Hz. Hamza b. Abdülmuttalib-Hz. Külsüm b. Hidm Hz. Amir b. Füheyre-Hz. Haris b. Evs Hz. Habbab b. el-Erett.-Hz. Cebr b. Atik Hz. Utbe b. Gazvan-Hz. Ebu Dücane Hz. Zeyd b. Harise-Hz. Üseyd b. Hudayr

Hz. Peygamberin gerçekleştirdiği bu kardeşlik akdi, Medine İslam toplumunda bütünleşmenin sağlanmasında ve o günkü sosyo-kültürel- ekonomik problemlerin çözümünde büyük kolaylıklar sağlamıştır. Nitekim “Muâhâtın; hılf denilen cahiliye adetinin ortadan kaldırılması, Muhacirlerin Medine’ye intibaklarının sağlanması; Mekke’lilerin yurttan, yuvadan ayrı düşmenin garipliğini, mahzunluğunu gidererek, Medine’ye, Medine’lilere ısındırılmak istenmesi, onlara maddi destek imkanları araştırılırken, bunun manevi bir kardeşlikle desteklenmesi, yardım görenlerde doğabilecek psikolojik ezikliğin giderilmesi, o zamana kadar geçen ağır şartlarda sabırla tecrübe kazanan Muhacirlerin Ensar’a mürşid, Ensar’ın da diğerlerine bir nevi talebe kılınarak eğitici bir hareketin programlanması, ashab arasında seciye ve karakter benzerliğinin belirginleştirilmesi, her iki zümrenin ortak bir paydada buluşturularak zihniyet beraberliği içinde inkârcı, münafık ve Yahudi fitnesine karşı dayanışmanın temini” gibi hikmetleri vardı. Muhacirlerle ensar arasında meydana getirilen ahdî kardeşlik münasebeti ile, bunlardan başka yararlar da gözetilmiş olabilir. Mesalâ, Mekke’li putperestler, Ibn Ubeyy gibi münafıkları ve o kanalla Medine’lileri askeri saldırı ile tehdit ediyorlardı ki, kardeşlik tesisi bu kabil psikolojik yıpratma çabalarına karşı iyi bir savunma mekanizması oluşturuyordu. Ayrıca, ileride vuku bulma ihtimali olan askeri seferlerde kardeşlerden, şehirde kalanın, her iki ailenin işleriyle ilgilenmesine karşılık diğerinin gönül huzuru içerisinde savaşa katılması sağlanmış olacaktı.
Keza, Araplar arasında kabilecilik gayretine dayanan tefrika her zaman çıkabilirdi. İşte muâhât, bu tip olumsuz gelişmelere karşı da ciddi bir tedbir sayılırdı.
Uhuvvet tesisi muvacehesinde kardeşler arasında bir süre miras hükümleri de cari olmuştur.® Ancak, Bedir savaşından sonra muâhât nedeniyle miras uygulaması sona ermiştir. Miras, nesep yönünden yakınlığı olanlara inhisar ettirilmiştir/4’ Şu kadar var ki, muâhâtın miras dışındaki yardımlaşma, her bakımdan birbirine destek olma, öğüt verme, öğüt alma tarzındaki hükümleri her zaman yürürlükte kalmış ve bu anlamdaki muâhât bütün müminleri içine alacak tarzda genelleştirilmiştir.® Gerçekten de Ensar’ı oluşturan Evs ve Hazreç kabileleri Muhacirlere çok yakınlık göstermişler, onları hurmalıklarına ve evlerine ortak kılarak bütün mal varlıklarını bölüşmek istemişlerdir. Hz. Peygamber ise, mülkiyeti kendilerinde kalmak üzere, Muhacirlerin emekleri mukabilinde mahsûle ortak olabileceklerini ve hasat mevsiminde meyveyi aralarında taksim edebileceklerini belirtiyordu. Böyle- ce, kardeşler müşterek çalışacaklar, neticede elde edilen kazancı paylaşacaklardı.
Ensar, sahip oldukları ev-bark, hurmalık vs. bütün mal varlıklarının yarısını bağışlamak istedikçe, Muhacirun "Allah, malınıza, mülkünüze, ehlinize hayır ve bereket ihsan eylesin! Siz bize çarşıyı gösteriverin!” diyorlardı. Muhacirundan Abdurrahman b.Avf ile, Ensar’dan Sa’d. Rebi (r.a) arasında muâhâtı müteakip geçen konuşma bunun tipik bir örneğini teşkil eder.(6> Ensarın, mal varlığının yarısını gönül hoşluğu içinde verme isteği ne kadar takdire değerse, Muhaciru- nun bunu hemen kabul etmeyip borç isteyerek alın teriyle kazanma arzuları da o derece anlamlı ve tebcile layıktır.
Ensarın Muhacirlere muâhât çerçevesindeki yardım ve desteği o kadar ileri hedeflere ulaşmıştır ki, bazıları kendi yoksulluğunu unutup, Muhacir kardeşinin ihtiyacını gidermeyi ön plâna alarak îsar örneği vermişlerdir,<7> Hz. Enes b. Malikin nakline göre, Hz. Peygamber (s.a.s.) Bahreyn arazisini parça parça ayırıp dağıtmak üzere önce Ensarı topladı. Ensar hisselerinden feragat ederek, "Ey Allah’ın Rasûlül Ne olur, Muhacir kardeşlerimize bunun bir mislini fazlasıyla taksim edip vermedikçe bize bir şey vermeyiniz!” dediler. Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Ey Ensar! Madem ki Muhacir kardeşlerinizi nefsinize tercih ederek, hakkınız olan arazileri istemiyorsunuz, şu halde Kevser havuzunda bana kavuşuncaya kadar sabrediniz! Çünkü benden sonra yakında size başkalarının tercih edileceği bir zaman gelecektir.”(8)
Buna benzer bir olay da, Beni Nadir ganimetleri paylaşılırken cereyan etmiştir. Hz. Peygamber, Beni Nadir’den kalan malları. Muhacirler arasında taksim etmiş, Ensardan sadece üç yoksul aileye hisse ayırmış, buna karşılık hurmalıklardaki Muhacir hisselerinin kaldırılmasını teklif etmişti. Böylece, ensar, ganimetten hisse almak isterse, mallarındaki Muhacir payı devam edecekti. Ancak Ensar, hem mallarındaki Muhacir payının devamını, hem de ganimetin sadece onlar arasında taksimini gönülden arzu ediyorlardı.(9)
Ensarın muâhât çerçevesinde Muhacirlere bu kabil yardım, destek, feragat ve îsarları, Müslümünları Medine’nin iktisadi hayatında söz sahibi olmalarına yol açmıştır, Muhacirler kanalıyla kurulan Müslüman çarşı-pazarında İslam’ın ekonomik ve ticari hayata getirdiği değerler uygulanmıştır. Bunun tabii bir neticesi olarak da, Yahudilerin Ensar üzerindeki iktisadi tesirleri azalmaya yüz tutmuştur.
Hz. Ömer ile Itban b. Malik el-Ensari örneğinde olduğu gibi, kardeşlerden bazıları Hz. Peygamber’i birer gün sıra ile takip ederek, gündüz öğrendiklerini akşamleyin işinden dönen kardeşlerine aktarıyorlardı. Böylece, muâhâtın boyutları, maddi alanın dışana çıkıyor, ruhi-manevi, ilmi sahalara da uzanıyordu.
Muâhât çerçevesinde Asr-ı Saadette görülen hayır ve güzellikler, her asırda yaşayan Müslümanlar için numüne-i imtisal olarak daima benimsene gelmiştir. Muâhât çerçevesinde İslam Tarihinde şayana örnekleri dikkate alarak, günümüz Müslümanları kendilerine şu soruları sormalı ve samimiyetle vicdanlarında cevaplarını bulmaya çalışmalıdırlar:
Acaba biz, günümüzde, yaşadığımız toplumda Muhâcirûn-Ensar kardeşliğinin benzerlerini gerçekleştirebiliyor muyuz? Yoksul düşmüş, elinden tutulması gereken bir din kardeşimizin bu durumunu düzeltmek için ciddi bir gayretin içine giriyor muyuz? Hasta olmuş, fakat tedaviye güç yetiremeyen bir kardeşimizin hastahane ve ilaç masraflarını karşılamada katkı yapmayı düşünebiliyor muyuz? Zeki, kabiliyetli, fakat imkânları müsait olmadığı için tahsilini sürdüremeyecek durumda olan kaç gencin durumuyla ilgilenmeyi vazife addediyoruz? Hayır gayesiyle çevremizde mutemet kişilerce yürütülen okul, yurt, cami ve benzeri yapıların süratlenmesi için ne gibi bir çaba gösteriyoruz? Bir ilim müessesesinin gelişmesi için kütüphanesine, bir âlimin hizmet gayesiyle yazdığı eserin basılmasına, basılmışsa dağıtılmasına ne derece ilgi duyuyoruz?
Bu soruları yüzlere, binlere ulaştırmak mümkündür. Fakat bunu okuyucu yapacak ve Muhâcirûn-Ensar kardeşliği aynasında, eksiklerini tesbit ederek olumlu bir hizmet safhasına intikal edecektir. Tarihi olayların bir hikaye yığını olmaktan çıkarılıp, canlı birer ibret dersine dönüştürülmesi ancak böyle mümkündür.(10)

(1) Ibn Hlşam, Sire, II; 151; Ibn Sa’d, Tabakat, III, 9,22,88,139,140,174,175,410
(2) Buhâri, Menakıbü’l-Ensar, 5, 7; Savm, 76; Tecrld, X, 122; Ibn Hlşam, Sire, II, 150; Ibn Sa’d. Tabakat, I, 238-239; lbnü’1-Eslr, Üsd, IV, 363-364; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 111: Ibn Seyyldl’n-Nas, Uyun, I; 198; SOheyli, Ravd, II, 18
(3) Enfal, 8/72
(4) Enfal, 8/75
(5) Hucurat, 49/10
(6) Buhari, Menakıbu’l-Ensar, 5; Tecrid, VI, 341-343
(7) Haşr, 59/9
(8) Sahlh-I Buhari Tecrld-I Sarih Tercemesi, X, 15
(9) Haşr, 59/9 ayetin tefsiri: Elmalılı, VII, 4843
(10) Bu konuda daha ayrıntılı bilgi İçin Bk. Buhari, Menakıbü’l- Ensar, 5,7; Savm, 76; Müslim, Fedail, 203, 204, 205, 206; Ahmed b, Hanbel, Müsned, III, 111; Tecrid, VI, 341, X, 15, 17, 1222; Ibn Hişam. Es-Sîre, (nşr. Mustafa es-Sakka v, dğr.) Kahire 1355/1936, II, 150, 151, 152; Ibn Sa’d Tabakat, Beyrut, ts, (Dâru Sadr), I, 238-239, III, 9, 22, 88, 139, 140, 174, 175, 410; Ibn Seyyldlnnas, Uyunü’l-Eser, Beyrut, ts. (Daru’l Marife), I, 199-203; Süheyll, Ravdu’l-Unf, (tahkik: Abdurrahman el-Vekil), Kahire 1387-1967, IV, 296-298; Ibn Kesir, el- Bldaye. Mısır, 1392-1973, II, 56; Kastalanl, el-Mevahibü’l-Ledünniye. (şrh: Zer- kanl), Beyrut 1393-1973; I, 373-375; El-Kandehlevl, Hayatü’s-Saha- be, (çev:A. muhtar Büyükçınar vdgr.) İstanbul 1979, I, 370-373; El- malılı Ahmed Hamdl Yazır, Hak Dini Kur’an Dill, Istanbul ts. IV, 2439, VII, 4843; M. Asım Köksal, İslam Tarihi, İstanbul, 1981,1, 108-113; Hüseyin Algül, İslam Tarihi, İstanbul 1986,1, 326-335; Şlbll. Asr-ı Saadet, (çev: Ö. Rıza Doğrul, nşr. 02. Mollamehmedoğlu) , İstanbul 1973,1, 210; Hamldullah, İslam Peygamberi, (çev, Prof. Dr. Salih Tug), İstanbul 1411/1990,1, 181-182