Makale

Fert ve Toplum Hayatında Kütüphane ve Kitabın Önemi

Fert ve Toplum Hayatında Kütüphane ve Kitabın
Önemi

Mustafa TURAN
Tarih Öğretmeni

Bugünkü medeniyete insan zekasıyla ulaşıldığı, zekaları ise kitapların beslediği bir gerçektir. Kitap, bilgi hazinelerinin anahtarı, gençliği kötü alışkanlıklardan koruyan bir kalkan ve insan ruhunun gıdasıdır.
Kitap, en büyük bilgi ve kuvvet kaynağıdır. İnsanın duygu ve düşünce dünyasını, bilgi ve maharetini geliştiren bir unsurdur.
Dünyanın en büyük kütüphanelerinden birini örnek göstererek: “Bir avuç insan dışında dünyanın müessese ve değerleri yok olsa, yalnız bu kütüphane sayesinde bugünkü medeniyeti kurmak mümkündür.” diyen bilim adamı, kültür ve medeniyetin kaynağının kitaplarda saklı olduğunu en veciz bir şekilde izah eder. Eğitimci ve filozof Bacon: “İyi kitaplar başarıya doğru uzatılmış bir köprüdür.” derken, ünlü hatip Çiçeron da: “Bir bahçe ve kitaplığın varsa hiç bir eksiğin yok demektir.” sözleriyle mutluluğun kaynağının çiçek ve kitapta olduğuna işaret ediyor. Kıymet ifade eden her şeyin, kendine mahsus bir sevgisi olduğu gibi, kitap sevgisi de sevginin bir türüdür. Okumayı hobi haline getiren bir kişi için, ne can sıkıntısı vardır, ne de arkadaş ihtiyacı. Günde 24 saat az gelir ona. Fikir, görgü ve kültür itibariyle bilgi hâzinelerinin sultanıdır o.
Bizim, ecdadımızdan gelen; kitaba ve kütüphaneye hürmet gösterme ve hizmet etme gibi kutsal bir misyonumuz da vardır. Çünkü tarihte görüyoruz ki, medreselerde, saraylarda, camilerde, tekke ve külliyelerde kütüphaneler kuran ecdadımız, buralardan istifade için her türlü tedbiri de almıştır. Eski Türk devletlerinden Uygurlar, Gazneliler, Büyük Selçuklular ve Osmanlılar’ın kitap ve kütüphanelere verdikleri önemi anlamak için, o devir kaynaklarından başka, bugünkü izler de bunun en büyük şahidi ve tercümanıdır. Fatih’in fetihten sonra, Zeyrek medreselerine ve Eyüp’te inşa ettirdiği camiye kitap vakfedip İstanbul’da ilk kütüphaneyi kurduğu bilinmektedir.
Kitaplar ve kütüphaneler, bir toplumun hayatında eğitim ve öğretim açısından, temel teşkil ederken, ilim ve kültür hayatımızın da en önemli araçlarıdır. Bir atasözünde:
“İnsana okumasını öğretirsen, o kendi kendini eğitmesini bilir.” deniyor. Gerçekten de kitaba gereken değeri vermeyen fert ve toplumların, gelişmesi ve yükselmesi düşünülemez. Çünkü gelişmiş ülkeler bilgi birikiminden doğmuşlardır. Gerek insanlar, gerekse milletler okudukları nisbette yücelirler. Kitap okuma alışkanlığı kazanılınca, artık okuma bir zevk haline dönüşür. Kitap, arzu ettiğimiz zaman açıp temiz hava teneffüs ettiğimiz bir pencere gibidir. İnsana hayat verir. Alışkanlıkların en güzeli, kitap okuma alışkanlığıdır. Bu alışkanlığı daha da geliştirmek için, her evde mütevazi de olsa bir kitaplık kurulmalıdır. Kitaplığımızın kişiliğimizin aynası olduğu unutulmamalıdır. Bu konuda günlük bazı gazetelerin, kültüre yönelik verdikleri promosyonlar, evlerin başköşelerini süslemektedir.
Dünyada derin saygı duyulacak bir kaç değerden birisi de kitaptır. Onun için Anadolu’da bir insana “kitapsız” demek en büyük hakaret sayılır. Biz cehaleti korkunç bir hastalık olarak kabul edersek, bu derdin şifası ve ilacı kitaptır. Güneşin her tarafı aydınlattığı gibi, kitap da cehalet denen karanlığı aydınlatır. Canlılar öldüğü, bitkiler kuruduğu halde, kitaplar hiç solmayan çiçeklere benzerler. Montöskiyö: “Çeyrek saatlik bir okumanın gidermediği bir üzüntüm olmamıştır” demiyor mu?
Eğitim ve öğretimin kitap olmadan yapılamayacağı gerçeği düşünülürse, kütüphanesiz bir okulun da sağlıklı olmayacağı pek tabiidir. Çünkü kütüphane okulun vazgeçilmez bir unsuru, amacı ve kalbidir. Öğretmen yetiştiren okullarda, kütüphanecilik dersi okutulmalıdır ki, kitap ve kütüphanenin önemini öğrencilikte kavrayan ve ehemmiyetine inanan öğretmen, pedego- jik formasyonuna kattığı bu özelliğini öğrencisine de verebilsin. İstanbul Ü. Edebiyat Fakültesi Kütüphanecilik Kürsüsü Başkanı Prof. Jale Baysal: “Bütün dünyada bir kuruluşun bütçesinin yüzde 4-5’i Kütüphaneye ayrılmalıdır standardı konduğu halde, Kütüphaneler Genel Müdürlüğü Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bulunduğu sırada kütüphane yatırımları bakanlık yatırımlarının ancak binde birine erişebilmiştir:” diye yakınmaktadır. Okul kütüphaneleri, eğitim ve öğretim yönünden lüzumlu bilgilerin toplandığı ve hizmete sunulduğu okuma ve araştırma yerleridir. Diğer taraftan demokrasi sisteminin temeli halk eğitimiyle başlar. Halk eğitiminin temelini de halk kütüphaneleri oluşturur. Halk kütüphaneleri, vatandaşlarımızın okuma ihtiyacını gideren ve eğitime büyük katkıları olan kuruluşlarımızdır. Bu kuruluşlar en küçük birimlere kadar yaygınlaştırılmalıdır. Belki daha önemlisi, halkımızın bu kütüphanelerden nasıl istifade edecekleri hususunda, yazılı ve sözlü basın aracılığıyla veya seminerlerle aydınlatılmalıdır. Tabiiki, bu arada kahvehane gerçeğine de parmak basmakta yarar vardır. Zira bugünkü anlayış ve kullanışla, kahvehanelerimiz meskinler ve tembeller yatağı, vakit öldürme ve sağlıksız boş oturma yerleri konumundadır. Düşünmeyi, fikir üretmeyi, kitap okumayı ve kütüphanelerden istifade etmeyi engelleyen kuruluşlardandır kahvehaneler. ivedilikle ıslah edilmeli ve kıraathanelere dönüştürülmelidir. İstiklal Marşı şairimiz Mehmet Akif de:
Mahalle kahvesi hâlâ niçin
kapanmamalı?
Kapansın, elverir artık, bu perde pek kanlı!
Hayır, bu perde, bu şarkın
bakılmayan yarası,
Bu, çehresindeki levsiyle yurda yüz karası, diyerek 60 - 70 sene öncesinin kahvehanesini tasvir ediyor. Eğer bugünkü halini görseydi daha ağır ifadelerle meseleye yaklaşacağından kuşku yoktur. Çünkü merak ediyorum. Bir sandalyeye kolunu, öbür sandalyeye ayağını koyarak üçüncüsüne de oturan miskin miskin pinekleyen ve üç sandalyeyi birden işgal eden ve 24 saatin 12 saatini kahvehanede okey masası başında geçiren, dünyada bizden başka bir millet daha var mı acaba? Bu husus bizim cerahat kaplamış ve kanayan bir yaramızdır.
1990’da gösterilen 38.326 sinema filmini 19.233.976 kişi izlerken, aynı yıl kütüphanelerden istifade edenlerin sayısı 17.172.000 olması acınacak halimizin resmi değil midir?
Kitap ve okuma hususunda şu istatisliklerde çok manidardır. ABD’ de yılda 72.500 kitap basılırken, kişi başına düşen kağıt miktarı da 390 kg’ dır. Avrupa’da kişi başına düşen kağıt miktarı ise 90 kg’ dır. Japonya’da yılda 42.000 kitap basılırken, bizde yılda sadece 7.000 kitap basılmakta ve kişi başına düşen kağıt miktarı da sadece 20 kg’dır.
Kütüphüneler eğitim ve öğretimin en büyük destekçisi olduğu gibi, hayatın da ayrılmaz bir parçasını teşkil ederler. İnsana hizmet sunması açısından kütüphaneler, bizim ilim hâzinelerimizin muhafaza edildiği bilgi saraylarımızdır. Ancak ne yazıktır ki, bu saraylarımızın ziyaretçisi yok denecek kadar azdır. Gelişmiş ülkelerde bir kişiye yedi kitap düşerken, bizde ise yedi kişiye ancak bir kitap düşmektedir. Türkiye kütüphanelerinde inceleme yapmak üzere gelen Amerikalı bir üniversitenin kütüphane müdürü, Milli Eğitim Bakanlığı’na sunduğu bir raporda: “Şayet yeni nesil, okuyan bir nesil, yani objektif olayların temeli üzerinde kararlar verebilen erkek ve kadın nesli olarak yetiştirmeyecek olursanız, dünyanın en kudretli ordusu dahi otuz sene gibi kısa bir zamanda Türkiye’nin yaratmış olduğu büyük demokrasiyi koruyamaz.” demektedir. Şurası da bir gerçektir ki, dünyada atalarının yazdıkları kitapları raflarda tozlandıran ve onların içindeki yazıyı okuyamadıkları için, müze malzemesi gibi seyreden bizden başka bir millet yoktur herhalde.
“Okuma tutkuların en asilidir. Ekmek nasıl bedeni beslerse, o da böylece bedeni besler.” özdeyişine karşı, Goethe’de: “Okumayı öğrenmek en güç sanattır, içinde bir iyi taraf bulunmayacak kadar kötü kitap yoktur.” diyor. Mensubu olmakla şeref duyduğumuz İslam’ın ilk emrinin "Oku" diye başlaması ve akabinde kalemi zikretmesi de,e okuma ve yazmaya verilen ehemmiyeti göstermektedir. Yunus Emre’de:
İlim ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir,
Sen kendin bilmezsen,
Ya nice okumaktır.
Çün okudun bilmezsin,
Ha bir kuru emektir,
demekle, ilim öğrenen ve okuyan insanın kendisini, özünü ve ruhunu tanımasının lüzumuna işaret ederek insanı güzele, doğruya ve hoşgörüye davet ediyor.
Evimize alacağımız kitapların eve mutluluk getireceğini, bu huzurun çocuklarımıza ve torunlarımıza da yararı olacağını unutmayalım. En asil bir tutku olan okumayı hiç bir zaman elden bırakmadan, kütüphaneleri bir hazine bilelim ve onlardan gereği gibi istifade etmeye çalışalım.