Makale

SOSYAL HİZMETLER 40 BİN KİŞİLİK BİR AİLE

RÖPORTAJ:
İlhami Ayrancı

SOSYAL HİZMETLER 40 BİN KİŞİLİK BİR AİLE

10 Haziran Çocuk Esirgeme Kurumunun Kuruluş yıldönümü münasebetiyle. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürü Dr. Bülent İLİK ile görüştük.

Efendim Çocuk Esirgeme Kurumu ne zaman, hangi amaçla kuruldu. Genel bir bilgi verebilir misiniz?
Biz, Türkiye’de korunmaya muhtaç çocuklara yönelik hizmetleri götürmekle sorumlu temel bir kuruluşuz. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu gerek yasal çerçevede gerekse tarihsel geçmiş itibariyle bu sorumluluğu yerine getirmekle ödevli bir kuruluş.
Biz toplum olarak tarihin her döneminde, korunmaya, bakıma, yardıma muhtaçlara bakım sorumluluğunu yerine getirmiş, bu konuda olumlu örnekler sergilemiş bir toplumuz. Çocuk Esirgeme Kurumunun da en çarpıcı, en özel yanlarından biri şu; Kurum 1921 yılında bir gönüllü dernek olarak kuruluyor. Fakat kuruluşu doğrudan Atatürk’ün emriyle Kurtuluş Savaşı sırasında şehid düşenlerin çocuklarıma bakmak korumak ve onları topluma yararlı birer birey olarak yetiştirmek üzere kuruluyor. Şimdi bunları da bu aşamada anlatmak kolay. Ülke bir yandan savaşta. Düşman ülkenin herbir noktasına girmiş. İçerde huzurunuz yok, dışardan düşman gelmiş. Bir yandan savaşıyorsunuz. Bir var olma-yok olma mücadelesini südürüyorsunuz. Bir yandan da şehid düşenlerin, bu günlerimizi borçlu olduğumuz insanların çocuklarına bakmak üzere Çocuk Esirgeme Kurumunun temelini atıyorsunuz. Bu temel Ankara’da Keçiören’deki bugün Atatürk Çocuk Yuvası olarak anılan yerde atılıyor. Kuşkusuz daha sonra bu gelişme sürüyor. Kurum Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu olarak varlığını devam ettiriyor.
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu doğumdan ölüme kadar hayatın her döneminde ekonomik sebeblerle olsun, sosyal sebeblerle olsun, psikolojik sebeblerle olsun korunmaya, bakıma, yardıma, desteğe, ilgiye ihtiyacı olan vatandaşlarımızın hepsine hizmet etmekle ödevli. Kurum bir yandan çocuklara gençlere, bebeklere hizmet ediyor, bir yandan yaşlılarımıza hizmet ediyor.
Yurtlardaki Çocukların yaş durumu nedir?
Yurtlarımıza sıfır yaşından alıyoruz. (Eğer bir çocuk terkedilmiş-se, yada o yaşda olup da bakılma gereği ortaya çıkmışsa) bebeklikten alıyor, 12 yaşına kadar çocuk yuvalarında bakıyoruz. 13 yaşından sonra yetiştirme yurtlarında bakıyoruz. Kız yetiştirme yurtlarımız var, erkek yetiştirme yurtlarımız var. Buralarda da normal olarak 18 yaşına kadar bakıyoruz. Çünkü 18 yaş normal şartlarda bireyin reşit olma yaşıdır. Kendi başına yaşayabileceğini toplum içinde varlığını bağımsız olarak sürdürebileceğini düşündüğümüz yaştır.
Ama toplumun gerçeği her zaman böyle değildir.
Peki bu çocukların gençlerin-eğitimleri nasıl sağlanıyor?
Bu dönemde yine bizim yurtlarımızda kalıyor. Bizi bir aile ocağı kabul ediniz. Bu aile ocağında kalıyor, bütün ihtiyaçları karşılanıyor ve o sırada diğer aile yanındaki çocuklar gibi, onlarla birlikte okula gidiyor. Bizim kurumumuza ait özel okullar yok, zaten buna ihtiyaç da yok.
Biz toplum adına, ülke adına aileyiz bu çocuklarımız için. Aile fonksiyonunu yerine getiriyoruz. Tıpkı ailedeki diğer çocuklar gibi bizimkilerde okula gidiyorlar.
Bu ilkokulda da, ortadereceli okullarda da, üniversite de böyle.
Eğer 18 yaşına gelmiş orta öğrenime devam ediyorsa, (Lise düzeyini de kastederek söylüyorum) ya da, bir sanat öğreniyorsa, o sanatı henüz öğrenmeyi tamamlamamışsa bakım yaşını 20 yaşına kadar uzatıyoruz. Çocuğumuz üniversiteye gidiyorsa bakım yaşı ihtiyaç olduğu takdirde 25 yaşına kadar uzayabiliyor. Ama işimiz bununla da bitmiyor. Kız çocuğu yalnız yaşabilecek durumda değilse ona gerektiğinde ömür boyu bakıyoruz. Özürlü çocuklarımız var. Toplumun yeterince ilgilenmediği, hep gözardı ettiğimiz hizmet sunmada çok yeterli olmadığımız özürlü çocuklarımıza da gerek olduğu takdirde ömür boyu koruyup bakabiliyoruz, onlara bu hizmeti sunabiliyoruz.
Çocuğun yurttan ayrılışına nasıl karar veriyorsunuz?
. Bunun reçetesi yok. Matematik kuralları gibi şöyle olur diyebilecek nitelikte değil. Bir aileyi düşünelim. Beş çocuk var. Bu beş çocuktan bir tanesi 19 yaşına geliyor. İş güç, meslek sahibi oluyor. Aile evlendiriyor, yuvasını kuruyor. Ama öbürü 23-24 yaşına geliyor kendi başına yaşayacak durumda değil. Yalnız başına yaşamanın ölçüsü ne? İşi olacak vs. Biz de 1983 yılından beri yeni bir yasa ile çocukların yurtlardan ayrılışlarını 18 yaşından sonraya uzatma imkânına kavuştuk.
Yasa diyor ki: Şu şu şartlarda koruma kararının süresini uzatabilirsiniz. Yurttan ayrılınca ilgimiz bitiyor mu? Hayır. Bir aile gibi. Ailenin evden ayrılan yeni bir yuva kuran evladıyla ilgisi gibi bizim de sürüyor. Bizim temel ödevimiz ve başarmaya çalıştığımız şu: Çocuk 18 yaşına geldiğinde kendi başına yaşayabilecek olgunluğa erişmeli, biz bunu aktarabilmeliyiz. Basanınızın bir ölçüsü o olmalıdır diye düşünüyorum. Bu konuda çok yol aldığımızı, önemli adımlar attığımızı söylemeliyiz.
Bu yurtlarda ne kadar kimse barınıyor. Bunlara hangi hizmetler sunuluyor?
Şu anda Kurumun bakım sorumluluğu altında devamlı hizmet verdiğimiz otuzbin yurttaşımız var. Bunun yirmiiki bini bebek çocuk-genç, yaklaşık beşbini yaşlı yurttaşlarımız. Bunun dışında özürlülerimiz var, bakım rehabitilasyon merkezlerinde baktığımız özürlülerimiz var, gündüzlü hizmet verdiklerimiz var. Biz bu hizmetleri onbin personelle gerçekleştiriyoruz. Dışarıdan bakıldığında otuzbin kişiye onbin personel fazla gibi görülüyor. Oysa onbin personel yetmiyor. Niçin? Siz bir çocuğa (teorik olarak söylüyorum) üç vardiya esasına göre üç tane anne görevlendirmek zorundasınız. Bunun izinlisini-raporlusunu düşünün. Bekçisinden aşçısına, hizmetlisinden-Sosyal Hizmet Uzmanına, psikologuna, doktorundan hemşeresine, öğretmeninden-terzisine her kademede insan görevlendirmek zorundasınız. Bu zor bir iş. Bu hizmetlerin bir kısmı özel bilgi-beceri gerektiriyor. Bir kısım ailenin kendi içinde bakmakta zorlandığı özellikler taşıyor. Bunun için 40"bin kişilik bu ailenin güçlendirilmesi gerekiyor. Sosyal Hizmetlerin en kritik özelliği bir yann güvencesi olması. Hiçbirimiz buna yann-öbürgün ihtiyaç duymayacağımızı söyleyemeyiz.
Kurumumuzun bütün illerde İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü var. Türkiye genelinde 260 kuruluşu bulunuyor. Bunların 1601 çocuk yuvası ve yetiştirme yurdu. Kurum kimsesiz, anne yada babası olmayan, terkedilmiş çocuklara, yada, anne ve babası olup o çocuk için yeterli dengeli, güvenli, toplumun genel inanışlarına, değerlerine örfüne, ananesine uygun bir biçimde yetiştirme güçlüğü olan, sosyal ve psikolojik açıdan sıkıntıları olan kimseli çocuklara da hizmet veriyor. Bu kritik bir nokta. Bir yandan kimsesiz çocuklara hizmet veriyor bir yandan da kimsesi bulunup çeşitli nedenlerle ailesi yanında kalması mümkün olmayan çocuklara hizmet veriyor. Yani bir özel ilgi, korumadan uzaklaşmış çocuğa yeterli dengeli bir bakım bir gelecek temin edilecek yapı ortadan kalmışsa bunu toplum adına yerine getirecek kurum biziz. Elbette biz bunu tek başımıza yapmıyoruz. Türkiye’nin her yerinden vatandaşlarımızın katkılarıyla yapıyoruz. 260 kuruluşumuzun neredeyse yarıya yakını vatandaşlarımızın şu veya bu biçimde bağışlan ve katkılarıyla yapılmış binalardır.
& Vatandaşlarımızın bu bağışı nasıl gerçekleşiyor? Vatandaşlarımız arsa bağışlıyor, bina yapıyor. Binanın içini tefrişini yapıyorlar, yada işleyişine katkıda bulunuyorlar, illerimizin pek çoğunda sadece Kurban Bayramında aldığımız bağışlarla, adak ve benzeri türü günlük bağışlarla ete para vermeyiz. Vatandaşlarımızın bu anlamda ilgisi ve sevgisi bizim üzerimizdedir.
Bütün bunlardan sonra Sosyal Yardım ve Çocuk Esirgeme Kurumunun temel amacını genel çerçevede çizebilir miyiz?
Bizim temel amacımız tıpkı bir ailenin yaptığı gibi, bu çocukları toplum içinde kendine yeterli, dengeli uyumlu, faydalı birer genç insan olarak yetiştirmektir. Bunu sağlamaya çalışıyoruz. Bu okulla, sanatla yada bir başka bir biçimde olabilir. Devletin 3413 sayılı yasa ile bize sağladığı özel bir imkanımız var. Devlet bizim korumamız altındaki çocuklara kamu kesimindeki kadroların binde biri oranında, kendi aralarında yarışma sınavıyla işe girme imkanı sağlıyor. Aslında bu yeterli değil ama bu "binde bir" tam olarak işleyebilse biz buna dahi razıyız. Biz bununla çocuklarımızın iş sorununu çok büyük ölçüde çözmüş olacağız.
Yuva ve yurtlardaki bakım size göre yeterli mi?
Yuva ve yurtlar bizim en son tercih ettiğimiz bakım tarzıdır. Çünkü, bilimsel olarak da biliyoruz ki, eğer sağlıklı bir aile ortamı ve ilişkisi varsa, dünyada hiç birşey bir çocuğun ailesi yanından daha iyi yetişmesini sağlamaya yetmez. Aile ortamındaki sevgi, oradaki sıcaklık, ailedeki bire-bir ilişki elbet-teki çok önemli. Bu bütün dünyada böyle. Yani çocuk kendi doğal ortamında olmalı, ailenin yanında kalmalı. Eğer aile sadece ve sadece ekonomik güçlükleri sebebiyle çocuğuna bakamayıp devletin korumasına vermeyi istiyorsa bu durumda bu aileye, "biz size sosyal yardım uygulamasında bulunalım. Bu çocuğun eğitim, sağlık giderlerine katkıda bulunalım. Gerekiyorsa giysisini, okul kitaplarını defterlerini temin edelim. Size de bir miktar para verelim ama bu çocuk sizin yanınızda kalsın" diyoruz. Biz mevcut yuva ve yurtlarımızda son bir yılda 1300 çocuğu ailelerinin yanına döndürdük. Ben bunu reform olarak görüyorum. Bütün çocukların ailelerini bir kez daha inceleyeceğiz. Bir kez daha yüz yüze konuşacağız. Çocuklardan aile yanlarına döndüre-bileceğimiz varsa hepsini aile yanına döndürme gayreti içindeyiz. Devlet yuva ve yurtlarımızda bu çocuklara Türkiye ortalamasının üstünde imkan sağlıyor. Yani, daha iyi yediriyoruz, daha iyi giydiriyoruz. Her evde öğünde üç kap yemek çıkmazken bizde çıkıyor. Ama o annenin yada babanın sevgisini verebilmede güçlüklerimiz var. Onun için birinci tercihimiz çocukların doğal ortamlar içinde bakılabilmeleridir.
Bir de koruyucu aile uygulamasından söz edebilir miyiz?
Koruyucu aile şu: Ailedeki sıkıntı kısa süreli olabilir, uzun süreli olabilir. Ailedeki kriz durumu sürdüğü sürece çocuğu öz ailenin yerine geçmek üzere bir başka "incelediğimiz değerlendirdiğimiz, uygun gördüğümüz ve izlediğimiz, çocuğa bir tür yeni bir aile olmasını sağladığımız, bunun yanında; ayda ortalama bir buçuk milyon lira ücret verdiğimiz ailedir" bu sözünü ettiğimiz koruyucu aile.
Burada karıştırılmaması gereken şey bunun bir evlat edinme olmadığıdır. Çünkü bu süre içerisinde çocuk öz ailesine dönebilir. Bu süre çocuğun ihtiyacına, öz ailesinin, koruyucu olan ailenin durumuna göre değişmekte.
Bir aileye en çok üç çocuk verebiliyoruz. Bir de, özürlü çocuğa bakmak istiyorsa bu ücreti iki katına kadar artırabiliyoruz.
Bir başka konu evlat edinme müessesesi. Evlat edinme Türkiye’de medeni kanun hükümlerine göre sürüyor. Bu konuda bize yapılan başvurularda aileler genellikle kimsesiz çocuk istiyorlar. Ki ben bunu alayım bu benim çocuğum olsun. Bir müddet sonra bir başkası gelip ben çocuğuma kendim bakacağım demesin. İkincisi, küçük çocuk istiyorlar. Sıfır-bir yaş arası. Üçüncüsü de daha çok kız çocuk istiyorlar. Bu tür taleplerin tümünü karşılamak durumunda değiliz. Bu mümkün de değil. Çünkü şu anda bu nitelikte çocuk bekleyen 733 tane ailemiz sırada. Türkiye’de terk, kimsesiz çocuk sayısı bu kadar yüksek değil. Ben bu kısmı sevinerek söylüyorum. Bunun bizim yurtlarımızdaki oranı yüzde sekiz civarındadır. Yalnız bunun içerisinde özürlü çocuklar da var. özürlü çocukları evlat edinme konusunda da aileler çok istekli olmuyorlar.
Aile sıraya giriyor. İstediği çocuk geldiğinde görüşüyoruz. İstediği takdirde veriyoruz. Bunlar hep mahkeme kararıyla oluyor. Burada okurların aklına şöyle bir şey gelebilir. Aile çocuğunu terk etti. Bir müddet sonra çocuk aklına düştü geri ister mi? Kanunun hükümleri çok açıktır. Mahkeme karan olmadan, çok kesin belgeler olmadan, hiçbir şekilde çocuğun kime verildiği söylenmez ve genellikle de çocuk kimin yanına evlat olarak verilmişse orada büyür. Onun çocuğu olur. Bunun hiç aykırı bir örneği yok diyebilirim.
Ülkemizde terk durumu nedir efendim?
Türkiye’de terk çocuğun sayısı pek fazla değil. Kimsesiz, bir biçimde bir yere bırakılan çocuğu yurtlarımızda 24 saat içinde korumamız altına alıyoruz.
Genel Müdür olarak sizlerin ve yurtlarda kalan çocukların, toplumdan beklentileriniz nelerdir. Kamuoyundan yeterli ilgiyi görüyor musunuz?
Yuva ve yurtlarla ilgili vatandaşlarımızın katkısına ihtiyacımız var. Ama bu katkıyı sadece maddi anlamda ifade etmiyorum. Sevgi bağlarına ihtiyacımız var. Bizim çocuklarımızla karşılaştıklarında onlara acımayla, yada onların durumlarını çok hatırlatacak biçimde yaklaşmamalarına ihtiyacımız var.
Bir önemli hususu daha hatırlatmak istiyorum. Anne ve babalar çocuklarıyla olan ilişkilerinde yeterince dikkatli olmayabiliyorlar. Türkiye’de 12 ile 15 yaş grubundaki çocukların yaklaşık olarak % 25’i sokaklarda çalışıyor. Ailelerin bir kısmı ekonomik nedenlerle, bir bölümü hayatı öğrensin gibi gerekçelerle çocuğu çalıştırıyor. Eğer çocuğun çalışma şartlan konusunda aile dikkatli olmazsa bu çocuk her türlü ihmalin istismarın, her tür olumsuzluğun kurbanı olabilir. Evden birkez kaçan çocuk, karnesinde zayıf getirdiği için ailesinden şiddete maruz kalan çocuk bir müddet sonra daha uzun süreli kaçabiliyor. Bunların sayısı ülkemizde toplum yaşantısını etkileyecek büyüklükte değil ama, sayılarında artış var. Büyük kentlerde madde bağımlısı çocuklar ortaya çıkmaya başlıyor. Ve bunların büyük bir kısmının ailesi var. Biz toplum olarak bu çocuklara yeterli ilgiyi, sevgiyi gösteremezsek, bunlar toplumun geleceği açısından umut olmanın ötesinde sorun olmaya aday durumundadır.
Efendim verdiğiniz bilgiler için teşekkür ediyorum. Son olarak bütün bu söylediklerinize eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunun hizmet ettiği gruplan yani, çocuğunu, yaşlısını, özürlüsünü, sunulacak hizmetin de bir devlet sorumluluğu çerçevesinde yerine getirilmesi gerektiğini düşünürseniz; bu kuruma herkesin yardımcı olması gerektiğini, ama öncelikle de devletin bu konularda ayıracağı kaynaklarda daha dikkat etmesi, bütçeden bu kuruma ayrılan payın, imkanın, daha iyi olması gerektiğini düşünüyorum.

DR. BÜLENT İLİK

Dr. Bülent İLİK,1977 yılında Sosyal Hizmetler Akademisinden mezun oldu. Yüksek lisans çalışmasını Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Hizmetler Anabilim Dalında " Sosyal Hizmetler Müdürlükleri’nin Etkinliği", Doktora çalışmasını ise "Yoksulluğun Genel Belirleyicileri" konusunda aynı Enstitüde yaptı.
Çalışma hayatına S.S.Y.B Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğü’nde başladı. Ankara’da Batıkent Projesi’nin hazırlanma ve uygulama aşamalarında Ankara Belediyesi ve Kent Koop’da Halkla İlişkiler Sorumlusu olarak görev yaptı. 1984 yılında H.Ü. Sosyal Hizmetler Yüksekokulunda araştırma görevlisi oldu. Ankara Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Daire Başkanlığı görevinde de bulunan Dr. Bülent İLİK, toplum merkezleri kreşler, yaşlı kültür merkezi, kadın konukevi, aile danışma merkezleri ve sokak çocukları konusunda proje uygulamalarını başlattı ve üç ayrı Uluslararası Projenin yöneticiliğini yaptı.
Sosyal Hizmetler alanında çeşitli dergi ve derneklerde sorumluluklar üstendi. "Sosyal Hizmette Adım" ve "Çağdaş Sosyal Hizmet Dergileri" ile Sosyal Hizmeti Yaygınlaştırma Derneği ve Sosyal Hizmet Uzmanları Derneğin de çeşitli kademelerde yöneticilik ve Genel Başkanlık yaptı. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunda Genel Müdür Yardımcısı olan Dr. Bülent İLİK 14.1.1994 tarihinden itibaren Kurum Genel Müdürü olarak görevini sürdürmektedir.