Makale

İLK DİYANET İŞLERİ BAŞKANI MEHMET RIFAT EFENDİ (BÖREKÇİ)

İLK DİYANET İŞLERİ BAŞKANI MEHMET RIFAT EFENDİ
(BÖREKÇİ)

Doç. Dr. Ali SARIKOYUNCU

Mehmet Rifat Efendi, 1860’da Ankara’da doğmuştur. Babası Börekçi zadelerden Ali Kazım Efendi’dir. Mehmet Rifat Efendi, ilk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra yüksek dini egitim- öğretim için İstanbul’a gitmiştir. Burada tedrisine (ders halkasına) devam edip ulum-u âliye ve aliyye (dini yüksek ilimleri ve alet ilimleri) tahsil ederek icazetname (diploma) almaya hak kazanmıştır.
İlk memuriyetine Ankara- Fazliye Medresesinde öğretim üyesi olarak başlayan Mehmet Rifat Efendi, 10 Ekim 1898’de Ankara İstinaf Mahkemesi azalığına getirildi. 25 Kasım 1908 tarihinde de Ankara Müftüsü oldu Bu arada memuriyetinin yanısıra egitim- ögretimle olan ilgisini devam ettirdi. Bu cümleden olarak, 1918’de "Musile-i Süleymaniye"(Süley- maniye Medresesinde büyük müderrislere verilen bir ünvan) payesi ile Bursa Müderrisliği tevcih edilmiştir. Aynı şekilde "Musile- Sahn" (Fatih Medresesi’nde büyük müderrislere verilen bir ünvan) payesi ile Bursa Müderrisliği kendisine tekrar tevcih edilmiştir. 1920’de "İzmir Paye-i Mücerridi"ne ve yine aynı yılda "Mahreç Payesi" ne layık görülmüştür. Mehmet Rifat Efendi, göstermiş olduğu bu başarılarının bir mükâfatı olarak, 25 C. Evvel 1336/1919’da da her türlü devlet hizmetlerinde güzel işler görenlere iftihar ve imtiyazı mucip olmak üzere çıkarılan "Dördüncü Rütbeden Osmani Nişam"ile ödüllendirilmiştir.
Mehmet Rifat Efendi, 23 Nisan 1920’de toplanan B.M.M’ne Menteşe (Muğla) mebusu olarak girdi. Ancak Müftülük görevini tercih ederek, Milletvekilliğinden istifa etti. Bu arada 23 Aralık 1922-30 Mart 1924 tarihleri arasında Şer’iye Vekaleti Heyet-i İfta azalığında bulundu. 4 Nisan 1924’te de yeni kurulan Diyanet İşleri Reisligi’nin ilk Başkanı oldu. Soyadı kanunuyla Börekçi soyadını alan Mehmet Rifat Efendi, ve- I fatına kadar (5 Mart 1941) bu görevde kaldı. (Diyanet Dergisi, Sayı: 9, S. 17)
Ankara Müftülüğü’nden Diyanet İşleri Başkanlı’ğına Buraya kadar bulunduğumuz açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, M. Rifat Efendi, Milli Mücadele yıllarında vatanı, dini ve milleti için verdiği hizmetleri. Diyanet İşleri Başkanı olunca da devam ettirmiştir. Genç Cumhuriyet rejimi jçerisinde, yeni kurulan Diyanet İşleri Başkanlığının oturmasını sağlamıştır.
Bu hizmetlerinden dolayıdır ki, M. Rifat Efendi’yi "Mustafa Kemal Paşa çok severdi... Paşa, Rifat Efendiye Diyanet İşleri Reisi (Başkanı) iken, her hafta yaver gönderir, bir arzusu olup olmadığını sordururdu. Resmi otomobili yok iken, bir otomobil tahsis etmişti" (7).
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Diyanet İşleri Başkanı olan M. Rifat BOREKÇİ’nin, tarihimizdeki yeri büyüktür. Yakın tarihimiz daha etraflı olarak incelenirse onun değeri çok daha iyi anlaşılacaktır.
Vefatının 53. yıldönümünde onu minnet ve şükran duygularımızla bir kez daha anar, Allah’tan rahmet dileriz.

1- Seyfettin Erşahin, "Bilinmeyen Yönleriyle Diyanet" Diyanet Aylık Dergi" Sayı: 9, s 14.
2- Uluğ İğdemir, Yılların İçinden Ankara, 1976, s. 29.
3- Cemal Kutay, Kurtuluşun ve Cumhuriyetin Manevi Mimarları, s. 190.
4- Ali Sarıkoyuncu, "İlk Diyanet İşleri Başkanı M. Rifat Efendi (Börek- çi)nin Milli Mücadele tarihimizdeki yeri" Türk Kültürü, Sayı: 350, s. 15-29.
5- Gotthard Jaeschke, Yeni Türkiye’de İslamlık, s.. 44.
6- Hulusi Yavuz (Prof.Dr ), Osmanlı Devleti ve İslamiyet, İstanbul, 1991, s. 152.
7- Erşahin, agm, s. 16-17.
8- Mazhar Müfit Kansu, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, Ankara 1968, C. II, s. 507.


Diyanet İşleri Başkanhgı’nın kurulmasıyla tarihimizde, dini müesseseler bakımından yeni bir sayfa açılmış, yeni bir döneme girilmiştir. Bu nedenle, bu kuruluşun başına getirilecek şahıs çok önemli idi. "Bu şahıs saygı, duyulacak, halk tarafından sevilecek, her şeyden önemlisi de yeni gelişmeleri kavrayacak birisi olmalıydı." Bu yeni doğmuş kurumu, Cumhuriyet idaresi içerisinde oturtacak yeteneğe sahip bulunmalıydı.
Belirtilen özellikleri büyük ölçüde kendinde toplayan kişi olarak M.Rifat Efendi bulundu. Çünkü onun daha önce de sözedildiği gibi uzun sayılabilecek bir idari tecrübesi vardı. 25 Ekim 1907 tarihinden beri Ankara müftüsü idi. Daha önemlisi müftülük görevini tercihan Menteşe mebusluğundan ayrılmıştı. Mesleğinde otoriter idi. Ankaralı idi. Aynı zamanda ileri gelenler üzerinde sevgi ve saygıya dayalı bir ağırlığı vardı.(1)
Bütün bunların ötesinde M. Rifat Efendi, Milli Mücadele’de önemli hizmetlerde bulunmuştur. O, o karanlık ve acı günlerde bir müftünün sahip olduğu nüfuzu hiç çekinmeden "Kurtuluşumuz" yönünde kullanan t din adamlarımızdandı. 29 Ekim 1919’da Ankara Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini kuran M. Rifat Efendi, Mustafa Kemal ve arkadaşlarına her türlü yardımda bulunmuştur. Öyle ki, O kendisi ile eşi Samiye Hanım için ayırdığı cenaze parasını bir torba içinde Mustafa Kemal Paşa’yı ziyaret ederek ayağının yanına bırakmıştır.
O günlerde sözkonusu yardımlar çok önemliydi. Bu cümleden olarak Uluğ İğdemir, Yılların İçinden adlı eserinde: "Atatürk Sivas’tan Ankara’ya yeni gelmişti. Devlet hâzinesi bomboştu. Hükümet üç dört bin lirayı bir araya getirmekte sıkıntı çekiyordu. Bir gün Atatürk’e çok inanmış, o zaman Ankara Müftüsü olan rahmetli Diyanet İşleri Başkanı Rifat Börekçi elinde bir mendile sarılmış 1200 lira kadar bozuk para ile Mustafa Kemal’i ziyarete geldi... ve bağlı mendili masanın üzerine bıraktı. Atatürk kendisini son derece duygulandıran bu davranışın anısını hiç bir zaman unutmamıştı. Her bayram Rifat Börekçi’ye bir hediye gönderir ve buna 1200 liralık bir çeki de eklerdi"(2) diyerek M.Rifat Efendi’den ve yapmış olduğu yardımın öneminden söz etmektedir.
Cemal Kutay da Ali Fuat Paşa (Cebesoy)’dan naklen Müftü Rifat Börekçi’nin, Millet meclisi binası olarak hazırlanmasına karar verilen yarım kalmış okul yapımının tamamlanmasını şahsi imkanıyla sağladığını, Mustafa Kemal Paşa’ya Ankara adına armağan edilen ve o zamanki adı Papazın Bağı olan Çankaya’daki ilk yapıyı sahiplerinden satın almak için şehrin eşrafını tesbit eden listenin başına kendi adını eliyle yazdığını, Hey’eti Temsiliye Ankara’ya geldiği zaman, Beledi- ye’nin misafiri sayılması kararını aldığını, bu müddet içinde de evvelca 1000, daha sonra 800 lira toplıyarak, bunlardan birincisini Mazhar Müfit Bey’e, İkincisini Cevad Abbas Bey’e verdiğini, fakat bütün bu himmet ve yardımlarını, alakaya layık görülenlerden habersiz yerine getirdiği 3) belirtir.
M.Rifat Efendi, milli hareketin Anadolu’da yerleşip çimlenmesi, hatta gelişip meyve vermesi için milletçe unutmayacağımız üstün hizmetlerde bulunmuştur. Şüphesiz onun her hizmeti, Kurtuluş Savaşımız için anlamlıdır. Bununla beraber, bizce onun en önemli hizmeti, Şeyhülislâm Dürrizâde Abdullah Efendi’nin Milli mücadele aleyhindeki fetvasına karşılık, milli hareketin meşru olduğunu ilân eden fetvasıdır.
M. Rifat Efendi, bu faaliyetlerinden dolayı 8 Haziran 1920’de İstanbul Birinci İdare-i Örfiyye Di- van-ı Harbi’since gıyaben ölüme mahkum edildi. Mahkemenin bu kararını da 15 Haziran 1920’de Padişah Vahdettin, "Ele geçirildiğinde tekrar muhâkeme edilmek üzere" kaydıyla tastik etti. (4)
Kısaca ilmi, idari tecrübesi, başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere milli hareketin ileri gelenlerine yakınlığı, o anda Ankara Müftüsü olması Milli Mücadele’nin ilk günlerinde İstanbul’a karşı tavır alışı ve bütün bunlarla birlikte yeniliklere açık olması gibi yönleri göz önünde bulundurularak 1 Nisan 1924 tarihinde M.Rifat Efendi, Diyanet İşleri Başkanlığı’na getirildi. Vefatına kadar (5 Mart 1941) kadar aralıksız 17 yıl bu yüce görevi başarıyla yürüttü.
Hizmetlerinden Birkaç Örnek
1932-1947 yılları arasında dinin tek öğretildiği yer, Kur’an Kursları (Dâru’l Kurralar) idi. Maârif Vekâleti, 430 sayılı kanunu yorumlayarak bunları da kendi Bakanlık bünyesine almak istedi. Fakat buna ilk itiraz, dönemin Diyanet İşleri Başkanı M. Rifat Efendi’den geldi. Rifat Börekçi, onların birer meslek mektebi olarak kendi emrinde kalmalarını sağlamaya ve sayılarını arttırmaya muvaffak oldu. 1932/33’de 9 kurs, 9 öğretici ve 232 öğrenci varken; 1949/50’de 127 kurs, 130 öğretici, 6403 erkek ve 2303 kız öğrenciye yükseldi (5).
Yine O, 1932 yılı devlet bütçesinden Kur’anı Kerim ve Hadis tercümeleri için 4000 TL. ayırtmayı başararak Hak Dini Kur’an dili Meali ve Sahih-i Buharı gibi iki kıymetli eseri Diyanet İşleri Başkanlığı yayınları arasında neşrini sağladı. Böylece Türkçe’ye İslâm’ın iki temel kaynağı kazandırılmış oldu (6).