Makale

İslami Hayat Düsturu: Korku (Havf) ve (Reca) Arasında Yaşamak

İslami Hayat Düsturu: Korku (Havf) ve Ümit (Reca) Arasında Yaşamak

Mehmet Yazıcı Din İşleri Yüksek Kurulu Uzman Yrd.

I. Plan
a) Hayatı Müslümanca yaşamak.
b) Korku ve ümit arasındaki dengenin sağlanması. Aksi hâlde ortaya çıkacak “mutlak yeis” ve “mutlak emniyet” duygularının zararları.
c) Esmaü’l-Hüsna’dan konuya ışık tutacak isimlerin izahı.
d) Dua esnasında korku ve ümit.
e) Korku ve ümit duygusunun “marifetullah” ve “ihsan” kavramları ile ilişkisi.
II. İşleniş
Hayatımızı Müslümanca yaşamanın ehemmiyet arz ettiğinden bahsedilir. Korku ve ümit arasında bir hayat yaşama düsturunun zihinde canlı tutulması gereken bir formül olduğu, hayatın bu çerçevede idame ettirilmesi gerektiği belirtilir. Allah’ın vasat ümmet olarak tavsif ettiği Müslümanların gönlünde korku ve ümidin karşılıklı bir ahenk ve denge içinde yaşanmasının zaruri olduğu, aksi hâlde korkunun ifratından “mutlak yeis”, tefritinden ise “mutlak emniyet” duygusunun hasıl olacağı, bu duyguların her ikisinin de tehlikeli olduğu, kâmil bir müminin, bu iki hâli dengeli bir şekilde devam ettiren kimse olduğu ifade edilir. Korku ve ümit arasındaki dengeyi vurgulamak için “Esmaü’l-Hüsna” içerisindeki, müminlere ümit ve korku telkin eden isimler zikredilerek kısa izahları yapılır. Cehennemin de cennet gibi hak olduğu, her ikisinin de hak edenleri beklediği ayetler ve hadisler ışığında açıklanır. Dua esnasında da bu duyguların hissedilmesi gerektiği ifade edilir. Korku ve ümit duygusunun her daim canlı tutulması durumunda hayatın “ihsan” kıvamında yaşanacağı, bunun doğal neticesinin de ebedî saadet yurdu olacağı belirtilir.
III. Özet sunum
Korku ve ümit, insanın kulluk bilincini ziyadesiyle bileyen, psikolojik açıdan son derece etkili iki duygudur. Ebedî saadet ve selametin yolu, Allah’a duyulan korku ve ümit duygularının kalpte ahenk içerisinde muhafaza edilmesinden geçer. Zira seven, daima sevdiğini incitme korkusuyla ve onun muhabbetini kaybetme endişesi ile yaşar. Korku ve ümit duygusundaki dengenin bozulmasından “mutlak yeis” ve “mutlak emniyet” duygusu hasıl olur ki her ikisi de son derece zararlıdır.
“Mutlak yeis” duygusu insanın kendisini af ve mağfiretin dışında görme gafletidir. Allah’ın rahmet tecelliyatını, rahmetinin her şeyi kuşattığı hakikatini, sonsuz mağfiretini, kudret ve azametini inkâr etmektir. “Mutlak yeisin” tam zıddı olan “mutlak emniyet” de Allah’ın “kahhar” ismine karşı duyarsız kalmak, cehennemi ve azabı küçümsemek, kibirlenmektir. Allah Teala’nın er-Rahman, er-Rahîm, et-Tevvab, el-Halim, el-Ğaffar gibi isimleri olduğu gibi el-Cebbar, el-Kahhar, el-Aziz ve el-Müntekim gibi isimleri de vardır.
İnsan, dua ederken, Allah’a karşı saygı ve azabından korku içinde bulunmalı, aynı zamanda istekli ve ümitli olmalıdır. Zira Allah Teala, “Korkarak ve umarak O’na dua edin. Muhakkak ki Allah’ın rahmeti, sözünü ve işini en iyi bir şekilde yapan müminlere yakındır.” (A’raf, 7/56.) buyurmakta, ümit ve korku içinde dua edenleri övmekte, “Onlar (Zekeriya ve Yahya peygamberler); gerçekten hayır işlerinde yarışırlar, (rahmetimizi) umarak ve (azabımızdan) korkarak bize dua ederlerdi. Onlar bize derin saygı duyan kimselerdi.” (Enbiya, 21/90.) buyurmak suretiyle de peygamberleri ve salih insanları (Secde, 32/16.) dua konusunda bize örnek göstermektedir.
Bir kimsenin Allah hakkındaki bilgi, marifet ve muhabbeti arttıkça, Allah korkusu da o nispette artar. Nitekim Allah Teala “Kulları içinden ancak âlimler, Allah’tan (gereğince) korkar. Şüphesiz Allah, daima üstündür, çok bağışlayandır” (Fatır, 35/28.) buyururken Rasulüllah (s.a.s.) da, “Ben Allah’ı en iyi bileniniz ve O’ndan en çok korkanınızım” (Buhari, Edeb, 72.) buyurmuştur. Allah’ı hakkıyla tanıyan, marifetullah sırrına mazhar olan, kalbi korku ile ümit kutupları arasında kulluk heyecanı ile titreyen bir mümin, hayatını “ihsan” kıvamında yaşar. İhsan da müminin sürekli olarak ilahî murakabe altında bulunduğu şuur ve idrakinin kalpte istikrar bulmasıdır. Bu kıvama erişen kimse Allah’a karşı kulluk vazifesini en mükemmel ölçülere göre ifa etmeye gayret eder. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in ifadesiyle “Allah’a O’nu görüyormuşçasına” kulluk eder.
IV. Konuyla ilgili bazı ayetler
De ki: "Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir." (Zümer, 39/53.)
(İbrahim) Dedi ki: "Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?" (Hicr, 15/56.)
"Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra ona tövbe edin. Şüphesiz Rabbim çok merhametlidir, çok sevendir." (Hud, 11/90.)
“Görmedikleri hâlde Rablerinden korkanlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.” (Mülk, 67/12.)
"İyi biliniz ki Allah’ın cezası çok şiddetlidir ve gerçekten Allah, çok bağışlayan, çok merhametli olandır." (Maide, 5/98.)
“Gerçekten Rabbin, cezayı çabuk vericidir ve hem de yarlıgayıcı ve bağışlayıcıdır.” (En’am, 6/165.)
“Yoksa o ülkelerin halkı geceleyin uyurlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular? Ya da o ülkelerin halkı kuşluk vakti eğlenirlerken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular? Allah’ın azabından emin mi oldular? Fakat ziyana uğrayan topluluktan başkası, Allah’ın (böyle) mühlet vermesinden emin olamaz.” (A’raf, 97-99.)
V. Konuyla ilgili bazı hadisler
Ebu Hüreyre (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Rasulüllah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Eğer mümin, Allah’ın azabının şiddet ve keyfiyetini bilseydi, cennet ümidine kapılmazdı. Kâfir de Allah’ın rahmetini tam olarak idrak edebilseydi, O’nun cennetinden asla ümidini kesmezdi.” (Müslim, Tevbe, 23.)
Abdullah İbn Mesud (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre Rasulüllah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Cennet, her birinize ayakkabısının bağından daha yakındır. Cehennem de aynen öyledir.” (Buhari, Rikak, 29.)
Enes (r.a.)’den şöyle rivayet edilmiştir: Rasulüllah (s.a.s.) şu duayı çok yapardı: “Ey kalpleri çekip çeviren Allah’ım! Kalbimi dinin üzerine sabit kıl.” Ben (bir gün kendisine): “Ey Allah’ın Rasulü! Biz sana ve senin getirdiklerine iman ettik. Sen bizim hakkımızda korkuyor musun?” dedim. Bunun üzerine bana şöyle cevap verdi: “Evet! Kalpler, Rahman’ın iki parmağı arasındadır. Onları dilediği gibi çevirir.” (Tirmizi, Kader, 7.)
Ebu Said el–Hudri (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Rasulüllah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Ölü tabuta konulup da insanlar (veya erkekler) onu omuzladığı zaman, eğer iyi bir kişi ise “Beni çabuk götürünüz, beni çabuk götürünüz!” diye seslenir. Eğer iyi olmayan biri ise, “Eyvah! Bu tabutu nereye götürüyorsunuz?” der. O cenazenin sesini insandan başka her şey duyar. Eğer insan bu sesi duysaydı, bayılırdı.” (Buhari, Cenaiz, 50.)
VI. Konuyla ilgili bazı hikmetli sözler
Gökten gelen bir ses; “Ey İnsanlar! Sadece bir kişi cehenneme girecek” dese, acaba o kimse ben miyim diye korkarım. “Ey insanlar! Sadece bir kişi cennete gidecek” dese o zaman da acaba o kişi ben miyim diye ümit ederim. Hz. Ömer (Ali el-Muttaki, XII, 620.)
“Kendisini en iyi bilen insan Rabbinden en çok korkandır.” Hz. Ali.
“Bir yandan korkuya bir yandan ümide düştün mü, iki kanadın olur. Bir kanatlı kuş katiyyen uçamaz, acizdir.” Hz. Mevlana.
“Bir şeyden korkan ondan kaçar, Aziz ve Celil olan Allah’tan korkan ise O’na kaçar.” Ebu’l-Kasım Hakim.
VII. Verilebilecek mesajlar
• Müminler dünya ve ahiret hayatında Allah Teala’dan ümit kesmemekle yükümlüdürler.
• Ümitsizlik duygusu insanın kendisini af ve mağfiretin dışında görme gafletidir.
• Allah korkusu insanı ümitsizliğe ve pasifliğe sevk etmez, aksine onun geleceğe umutla bakmasını sağlar.
• Korku ve ümit kavramları Kur’an-ı Kerim’de bir terazinin iki kefesi gibi birbirlerini dengeleyen ve müminleri olgunlaştıran iki kavramdır.
• İnsan dua ederken Allah’a karşı sonsuz sayfı ve azabından korku içinde bulunmalı, aynı zamanda istekli ve ümitli olmalıdır.
VIII. Yararlanılabilecek diğer bazı kaynaklar
• Osman Nuri Topbaş, Faziletler Medeniyeti, Erkam Yayınları, 2007, 289- 307.
• Mustafa Necati Bursalı, Esma-i Hüsna Şerhi, Gayem Yayın Dağıtım, 2011.