Makale

Evlilikte Doğru Anlaşılmanın Sırları

Evlilikte Doğru Anlaşılmanın Sırları
Dr. Mustafa Koç İngiltere / Londra Din Hizmetleri Müşavirliği

“Mümin, Allah’a takvadan sonra en çok saliha bir eşle yaptığı evlilikten hayır görür…” (Hadis-i şerif)
Evlilikte yapılan yaygın iletişim yanlışlıklarına düşmemek için dikkat edilmesi gereken önemli konulardan birisi çiftlerin, birbirilerine tepki göstermeleri yerine cevap vermeyi seçmeleridir. Zira eşlerden birinin konuşmadan tepki vererek bir duyguyu diğerine iletmesi, sadece iletilen mesajın diğer eş tarafından yanlış anlaşılmasına neden olur. Buna karşın sözel bir eylem olan cevap vermek ise, çiftleri konuşmaya davet eder. Bu nedenle eşlerin hoşuna gitmeyen bir şey olduğunda tepki değil, cevap vermeleri daha uygun bir davranış biçimidir. Sorun böylece, anlaşılmaz bir durum olmaktan çıkıp çözüm sürecine girebilir.
Bir diğeri ise çiftlerin, birbirleri hakkında falcılık yapma eğilimine girmemeleri gerektiğidir. Birey ne kadar yakından tanınırsa kafasından geçenler o kadar rahat tahmin edilebilir. Ancak önemli konularda işin bu yönüne fazla da güvenmemek gerekir. Çünkü yanlış tahmin olasılığı her zaman mümkündür. Bu sebeple eşler, özellikle önemli konularda birbirlerine soru sormaktan çekinmemelidirler. Durum apaçık olsa bile işin doğrusunu sormak, yanlış bir düşünceyle yola devam etmekten çok daha iyidir. Bu bağlamda söze, “ama, hayır, yok, olmaz, niçin...” gibi kelimelerle başlamak sağlıklı iletişim için zararlı olduğunda aile içi iletişimde bu ve benzeri ifadelerden kaçınmak da yerinde bir tutum ve davranış olur.
Ayrıca çiftlerin, aile içi iletişim sürecinde önemli cinsiyet farklılıkları olduğunu da göz önünde bulundurmaları gerekir. Bu bağlamda kadınlar “duyguları, düşünceleri veya yaşananları bol bol paylaşmak” için iletişim kurarken; erkekler ise daha çok “bir bilgi vermek ya da bir sorun çözmek” için iletişim kurmaktadırlar. Dolayısıyla herhangi bir problem ortaya çıktığında; erkeğin tarzı “kendim hallederim” şeklinde olurken; kadın ise, “beraberce halletmeliyiz” şeklinde düşünmektedir.
Evlilikte yapılan yaygın iletişim çeşitleri
Evlilikte eşlerin çok sık yaptıkları yanlış iletişim türleri hakkında da bilgi verilmesinde yarar vardır. Bu bağlamda genel olarak on çeşit yanlış iletişim türünden söz etmek mümkündür.
a) Yıkıcı eleştiri: Eşlerin, birbirlerinin olumsuz yönlerine odaklanmaları ve olumlu yönlerini görememeleri sonucunda, “Sen, beni üzmekten zevk alıyorsun.” şeklinde birbirlerini incitecek şekilde eleştirmeleridir;
b) Genelleme: Çiftlerin birbirlerinin kişilik özelliklerini içeren yargı ve eleştirilerde bulunarak, “Sen zaten hep bencilsin.” şeklinde genellemelerde bulunmalarıdır;
c) Akıl okuma ve yıkıcı niyet geliştirme: Eşlerin birbirlerinin söylediklerinden çok, “Bunu benim iyiliğim için yaptığını söylüyorsun ama senin asıl niyetin beni aşağılamak.” şeklindeki ifadede de görüldüğü gibi söylemediklerini anlamaya ya da söylenenlerin arkasındaki niyeti okumaya çalışmalarıdır;
d) Geçmişi hatırlatma: Çiftlerin, “Evliliğimizin ilk yıllarında ailenin bana yaptıklarını asla unutmayacağım.” şeklinde geçmişte yaşanan olayları hatırlatarak iletişimi bozmalarıdır;
e) Kendini bütünüyle haklı görme: Eşlerin, “Evliliğimiz boyunca hiçbir tartışma benim yüzümden başlamadı.” şeklinde kendini bütünüyle haklı; eşini ise, bütünüyle haksız konuma düşürme çabası sonucu iletişimin kesilmesidir;
f) Eşlerin kendi davranışları ile ilgili olarak sorumluluk almaması: Çiftlerden birinin, “Beni kızdırıyorsun ve ben de işte bu yüzden saldırgan oluyorum.” şeklinde kendisinin yaptığı hataların ve davranışların sorumluluğunu kabul etmemesidir;
g) İşi yokuşa süren ifadeler kullanma: Eşlerin, “Şimdi çaba gösteriyorsun ama artık çok geç, bunları daha önce yapmalıydın.” şeklindeki uzlaşmadan uzak tutum ve davranış geliştirmeleridir;
h) Mantığı silah olarak kullanma: Çiftlerden birinin diğerine, “Madem aynı görüşte değiliz, o hâlde benim dediklerimi çürüt, senin dediklerini yapalım.” şeklinde iletişimi sürekli akıl eksenli yürütme çabasıdır;
i) Ses tonunu yükseltme: Eşlerin, “Beni kızdırıyorsun ve ben de işte bu yüzden saldırgan oluyorum.” şeklindeki çıkışlarıyla ses tonlarını yükselterek konuşmalarıdır;
j) Danışman rolünü üstlenme: Çiftlerin, bir psikolog edasıyla “Senin durumunu anlıyorum, bundan sonra doğruyu bulmana yardımcı olacağım.” şeklindeki yaklaşımlarıdır.
Evlilikte mutlu olabilmek için altın öğütler
Evlilikte yapılan yaygın iletişim yanlışlıklarını önleyerek aile içi iletişimi geliştirmek amacıyla eşlere şu önerilerde bulunulabilir:
• Eşiniz, sizinle konuşmak istediğinde;
a) Dinlemek istediğinizi gösteriniz;
b) Dikkat dağıtıcı öğeleri uzaklaştırınız;
c) Eşinize empati gösteriniz;
d) Eşinizle doğrudan göz teması kurunuz ve dinlerken sadece onun yüzüne bakınız;
e) Ona zaman tanıyınız;
f) Öfke ve olumsuz duygularınızı kontrol ediniz;
g) Soru sorunuz;
h) Eşinizin söylediklerine ilgi gösteriniz;
i) Gerçek sorunun ne olduğunu anlayana kadar yargıda bulunmayınız;
j) Eşinizin sözünü kesmeyiniz;
k) Söylenenleri anlayıp anlamadığınızı kontrol ediniz;
l) Sıranızı bekleyip anladığınızı düşündüğünüz anda araya girmeyip eşinizin konuşmasını bitirmesini bekleyiniz.
• Siz, eşinizle konuşmak istediğinizde ise;
a) Eşinize bir bilgi, duygu, düşünce, istek ya da ihtiyacınızı iletirken açık olunuz ve net ifadeler kullanınız;
b) Eşinizin sizi doğru anladığından emin olunuz. Üzerinde konuştuğunuz konuyu ne şekilde anladığını ona sorunuz ve yanlışsa uygun bir şekilde düzeltiniz;
c) Yanlış anlaşılmalara neden olabilecek kapalı ifadelerden ya da imalardan kaçınınız;
d) Eşinize ileteceğiniz sözel olmayan mesajlara dikkat ediniz. Beden dilinizle eşinize ne düşündürdüğünüzün ve ne hissettirdiğinizin farkında olmaya çalışınız;
e) Emir olarak algılanabilecek ifadelerin yerine rica sözcükleri kullanınız;
f) Üzerinde tartıştığınız konunun anlaşılması noktasında onunla yeteri kadar konuşunuz.
Şayet aile içi sağlıklı iletişim bağlamında yukarıda verilen önerilere dikkat edilebilirse çiftler;
a) Yargılanmadığı için başlangıçta söylemeyi düşündüklerinden daha fazlasını söyleyebilirler;
b) Üzerinde konuşulan konuda, kendileriyle ilgili temelde yatan esas sorunun farkına varabilirler;
c) Yaşanmış ve bitmiş bir olayla ilgili olarak ortaya çıkan çözümsüzlüğü kabullenebilirler;
d) “Anlaşıldım” duygusunu yaşayarak psikolojik olarak kendilerini daha iyi hissedebilirler;
e) Amacını aşan bir şey söylediklerinde, bunu fark edip kendileri düzeltebilirler;
f) Birbirilerini dinlemeye ve anlamaya hazır duruma gelebilirler.