Makale

KURBAN BAYRAMI VE BAYRAM GELENEĞİM


KURBAN BAYRAMI VE BAYRAM GELENEĞİM
Dr. Orhan Seyfi Yücetürk

ATALARIMIZ, önceleri çiçekler ve ışıklarla süsledikleri gönül açıcı yerlere "Bazram Yir" derlermiş. İslamiyet’i kabulden sonra, İslâm’ın ruhaniyeti ve dünyalara hakim bir Müslüman Türklüğün ihtişamı içinde, göğüs dolusu bir sesle bu kelimeye "Bayram" deyivermişler.
Bayramlar manevî heyecanları, âdet ve gelenekleriyle toplum fertlerini birbirine bağlayan, dargınları barıştıran, sevgileri arttıran, neşe ve inanç zamanlarıdır. 0 kadar ki, "Bayram Etmek" tabiri, sevinmek, mes’ud olmak, bir an olsun büyük mutluluğa erişmek manasına söylenmektedir.
Kurban kelimesi, eski çağlarda, Allah’a manen yaklaşma yollarını arayanların bulduğu bir hareketin ifadesidir. İslâmda bir şükrâne olarak, bayram kabul edilmiştir.
İşte, içinde bulunduğumuz bu mübarek bayramdan doğmuş, güzel bir deyim de "Kurban olmaktır. Kurban olmak... Asırlarca Allah’ın, velhasıl uğruna ölünecek her mukaddes varlığın yolunda, kendini, çekinmeksizin fedâ eden, milletimizin ruh halini gös-teren en güzel deyimlerden biridir.
Bugün olduğu gibi dün de, kurban bayramına hazırlık çok önceden başlardı. Bir yandan evlerin iç ve dış temizliği yapılır, bayramlık giyecekler hazırlanırken diğer yandan kesilecek kurban temin edilirdi. Kurbanlık hayvan, bayramdan birkaç gün önce eve getirilir, ev halkı ve çocuklar tarafından, evin bahçesinde özel bir ihtimamla bakılırdı.
Bayram sabahları, henüz güneş doğmadan, evlerin içi uyanır, bir taraftan da mahalle bekçisi:
"Bu sabahın Ayazına
Kalkın Hak’kın niyazına
Abdest alın ey komşular
Buyrun sabah namazına"
diyen mânilerini okuyup, davulunu vurarak geçerdi. Fakat bekçinin davulundan çok evvel zaten uyanmış olunur ve evlerin kapıları birer birer açılarak, genç, yaşlı ve çocuk, bütün bir ev halkı erkeklerini camiye uğurlardı.
Yahya Kemal’in: "Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı" mısraında ifadesini bulan, duygulu insanlarla sabahın erken saatlerinde dolup taşan camilerde, topluca kılınan bayram namazı ve arasında koro halinde okunan Tekbirler, samimi bir imanın açığa vuruluşudur.
Böylece yurdumuzun her köşesinde, hattâ en küçük köy camilerinde bile, bir "Süleymaniye’de Bayram Sabahı" yaşanır. Bayram namazından sonra, herkes cami içinde ve avlusunda, hısım-akraba, eş-dost, konu-komşu, amir-memur, ahçı-uşak, hekim-hâkim, hammal-ırgat, tanıdık-tanımadık, mabedin sınıf farkını ortadan kaldıran, birleyici ve birleştirici kanunlarına uyarak, birbirleriyle el sıkışarak, kucaklaşarak, küçükler büyüklerin ellerini öperek bayramlaşırlar.
Daha sonra birer birer büyüklerin evlerine gidilecek, en temiz, en hürmetkar davranışlarla eller öpülecek. Çam sakızı çoban armağanı hediyeler alınacak. Yolda birbirleriyle karşılaşan Müslüman Türkler, yine dünyanın en büyük terbiyesine mahsus tavırlarla, birbirlerinin ellerini tevazuyla sıkıp, bayramlarını tebrik edeceklerdir.
Bayramların çocuklar için şekerlerden, hediyelerden, yeni ve süslü elbiselerden ayrı bir zevkli tarafı da bayram yerleridir. Hemen her mahallede kurulan bayram yerlerinde asma salıncaklar, dönme dolaplar, atlı karıncalar, en gözde eğlencelerdir.
Biz asırlardan beri, bir bütün halinde bayram yapan bir milletiz. Bayramlar, tarihimizin en karanlık günlerinde bile, yurdumuzu mukaddes bir ışık gibi aydınlatmıştır. Bundan dolayı küçüklerimiz, büyüklerine saygı ve sevgi göstermek için bayramı fırsat bilirler. Dinî bir günde büyük eli öpecek temizlikte bir genç olmanın haz ve gururunu tadarlar. Eskilerin nur yüzlü ihtiyarlar dedikleri, yüzleri imanla aydın yaşlılar da o gün, onlar için dua ederler. Elleri öpülen büyüklerin hayır duaları alınır. Büyüklerden alınan her dua cümlesi, genç kız ve genç erkek gönüllerine, hayatın yarını için güven veren tılsımlı bir nur gibi dolardı.
Eski toplumumuzda bayram, büyüğe de küçüğe de "Gökten inen bir sofra" gibiydi. Saygının, şefkatin, affın, efendiliğin besleyip yumuşattığı yüzlerden, sanki oluk oluk iyilik ve güzellik akardı.
Maddî, manevî nazların en üst seviyeye ulaştığına inanılan bayramlar, tatil olacak diye değil, bayram olacak diye hasretle beklenen günlerdir.
Bu anlamdaki bayram günlerini, ruhaniyetsiz bir tatil günü haline getirip, bu günleri sadece dinlenmek ve eğlenmek için fırsat bilenler de vardır. Son zamanlarda toplumumuzun bir kısmında bayramlarımıza karşı gösterilen samimi saygı ve alâkanın azaldığını üzülerek görüyoruz. Tatil bahane edilerek, bayramda ziyarete geleceklere hizmet korkusu ve külfet düşüncesiyle, evlerden kaçılıyor. Bu arada yaşlı nine-dede, anne-baba ve akrabalar ile komşular, en çok aranılacakları günde yalnızlığa terkediliyor.
Çeşitli sebeplerle ziyaretlerine gidilemeyen yakınları, hısımları, eşi ve dostu, bayram vesilesiyle mektup, telgraf, telefon ve tebrik kartları ile de olsa arayarak, uzaktan uzağa gönüllerini almak, insanlık gereği, aynı zamanda, Allah’ın rızasını da kazanma sebebidir. Gelen tebrikleri cevaplamak bir görgü kuralı olduğu kadar, dinî bir emirdir. Peygamber Efendimiz: "Verenin selâmını almak gibi, gelen mektubun cevabını vermek de hakdır." buyuruyor. (1)
Yazımızı, gurbetteki bir dosta yollanan bayram tebrikinde okuduğumuz şu güzel dileklerle bitirelim:
Bayram size neşeler getirsin
Bir müjde veren haber getirsin
Sağlık, servet, muvaffakiyet
Her lûtfu birer birer getirsin.

(1) Buhari, El-Edebü’l-Müfred, Kahire - 1379, 2. Baskı, Say. 382, nu: 1117