Makale

M.E.B. TALİM TERBİYE KURULU BAŞKANI Dr. YUSUF EKİNCİ : Ahilikte, toplum birbirinin rakibi değil, tamamlayıcısı olan fertlerden meydana gelir

RÖPORTAJ:

1980’li yılların ortalarında Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğünde Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapan ve Ahîlik konusunda bir eseri de bulunan Talim Terbiye Kurulu Başkanı Dr. Yusuf EKİNCİ,
Dinî Yayınlar Dairesi Baş kanımız Abdullah CEYHAN ’ın Ahilik konusundaki sorularını cevaplandırdı.
M.E.B. TALİM TERBİYE KURULU BAŞKANI
Dr. YUSUF EKİNCİ: "Ahilikte, toplum birbirinin rakibi değil, tamamlayıcısı olan fertlerden meydana gelir."
■ Efendim, "Ahilik Haftası" münasebetiyle Dergimizde bu ay ağırlıklı olarak "Ahilik" konusunu işliyoruz.
Sizin bu konuda çalışmalarınızın bulunduğunu, ayrıca bir de yayınlanmış eseriniz olduğunu biliyoruz. Bize söz konusu eseriniz ve Ahilik konusunda bilgi verebilir misiniz?
□ 1980’li yılların ortalarında, mesleki eğitim sistemimizin daha verimli hale getirilebilmesi için önemli çalışmalar yapılıyor, çeşitli ülkelerin mesleki eğitim sistemleri inceleniyordu. O zaman ben, Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlü- ğü’nde genel müdür yardımcısı olarak görev yaptığımdan, konuyla yakından ilgileniyordum.
Bu çalışmalarda gelişmiş ülkelerin halen uygulamakta oldukları sistemleri incelemek kadar, kendi tarihimizden de faydalanmamız gerektiğine inanıyordum. Ancak, bizim mesleki ve teknik öğretim tarihimiz 19. yüzyılın ikinci yarısında Mithat Paşa ile başlatılıyordu. Bu konuda ciddi bir boşluğun olduğunu hissettim. Çünkü; medeniyetler kuran ve asırlarca önce yapılmış olmasına rağmen hâlâ dimdik ayakta duran şaheserlerin sahibi bir milletin sanatkâr yetiştirmek için mutlaka bir şeyler yapmış olması lâzımdı. Bunları ortaya çıkarmak ta bizlere düşüyordu. Bu sebeple "Ahilik ve Cumhuriyet Döneminde Meslek Eğitimi" konusunu doktora tezi olarak seçtim. Amacım, Ahiliğin eğitim anlayışını inceleyerek, Cumhuriyet dönemindeki mesleki eğitimimiz ile karşılaştırıp, aradaki benzerlikleri ve farklılıkları ortaya çıkarmaktı.
Çalışmam beklediğimin üzerinde ilgi gördü. Çeşitli ilâvelerle Ahilik hakkında derli toplu bilgi veren bir eser haline geldi.
Sorunuzun ikinci kısmında Ahilik konusunda bilgi vermemi istiyorsunuz.
Ahilik, herşeyden önce, Islâm inancıyla Türk örf ve âdetlerini kaynaştıran bir düşünce sistemidir. Bu düşünce sisteminde insan merkez kabul edilerek her şey onun dünya ve ahiret mutluluğu için düzenlenmektedir.
Ahilik, herşeyden üstün tuttuğu insanı dünyasında ve ahiretinde ,. mutlu edebilmek için bir bütün olarak ele almış ve "insan-ı kamil" diyebileceğimiz bir ideal tip ortaya koymuştur. Bu insan; iş hayatında en dürüst, cemiyette en edepli, siyasette en faziletli, savaşta en cesur, zaviyede ise en mütevazidir.
■ Peki efendim, Ahilik teşkilatının ortaya çıkışına etki eden sebep (veya sebepler) nedir?
□ Ahilik düşüncesini benimseyenlere ."Ahî", bunların kurduğu teşkilâta da "Ahi Birlikleri" diyoruz. Ahî Birliklerinin ortaya çıkışına etki eden sebepleri açıklayabilmek için bu teşkilatın kurulduğu dönemi kısaca gözden geçirmek gerekir.
Müslüman Türkler, XI. yüzyıldan itibaren, akın akın Anadolu’ya geliyorlardı. Anadolu’yu vatan yapmaya kararlı Selçuklu Sultanları iyi planlanmış bir iskan politikası uyguluyorlardı. Bu politikanın amacı, Türklerin yerleşik hayat düzenine geçişlerini hızlandırmaktı.
Bunu sağlamak için Anadolu’ya gelen Türkler, köylerden ziyade, Rum ve Ermenilerin yaşadığı kasaba ve şehirlere yerleştiriliyorlardı. Ayrıca, aşiret bağlarının yerine yerleşik hayat tarzının değerlerini ikame edebilmek için değişik aşiretlerden Türkler biraraya getiriliyordu.
Uygulanan iskân politikasının neticesinde, birlikte yaşadıkları Rum ve Ermeni tüccar ve sanatkârlar karşısında tutunabilmek, onlarla yarışabilmek için Türkler de teşkilatlanmak mecburiyetindeydiler. Aşiret bağlarının zayıflaması ve rakiplerinin (Rum ve Ermeni tüccar ve sanatkârlar) loncalara bağlı olması, Türkleri de yerleşik hayat tarzına uygun olarak mesleki bir teşkilâtlanmaya mecbur ediyordu. İşte, bu mecburiyetler Ahi Birliklerinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
■ Efendim, söz konusu teşkilat esnafa ne getirmiştir, toplum için değişen nedir? Yani yapılan çalışmalarla sosyal yapıda bir rahatlama olmuş mudur?
□ Öncelikle şunu belirteyim. Ahî Birlikleri bir esnaf teşkalâtı olarak kurulmamıştır. Ahîlik herkese açıktır. Ancak, bu düşünceye daha çok esnaf ve sanatkârlar sahip çıktığından, zamanla, "Ahîlik" denilince esnaf, "Esnaf" denilince Ahilik akla gelir olmuş. Kısaca, Ahilik esnaf ile bütünleşmiş. Bu sebeple Ahî Birliklerinin öncelikle toplum yapısında meydana getirdiği gelişmelerden bahsetmek yerinde olur.
Türklerin müslümanlığı kabul etmeleri gibi, toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel yapısında son derece önemli değişikliklere sebep olan olaylar karşısında insanların farklı tavır sergilemeleri normaldir. Nitekim, sözkonusu dönemde Müslüman Türkler üç ana gruba ayrılmıştı.
Birinci grubu meydana getiren Türk Sultanları ve yüksek tabaka, İslâmî hayat tarzının yerleşmesi için büyük gayret sarfediyorlardı. İlk zamanlarda, Türk Sultanları, Müslüman Türkleri İslâmî esaslara göre idare etmek üzere fethedilen her şehre Iran’lı bir kadı tayin ediyorlardı. Hızla kurulan medreselerde de Iran ve Arabistan’dan getirilen Islâm uleması ders veriyordu. Halbuki Türkler, Islâmiyeti geniş ve yumuşak bir ruh ve mana ile anlayarak kendilerine izah eden Türk dervişlerinin telkinleriyle kabul etmişlerdi.
İkinci grubu meydana getirenler, birinci grubun aksine, İslâmî inanç ve hayat tarzından çok, göçebe Türk geleneklerine bağlıydılar. Yerleşik hayat tarzına uyum sağlayamayan bu grup, İslâmiyet’i de bir nevi Şâmânizm olarak benimsemişlerdi. Birinci ve ikinci grup birbirlerine karşı düşmanca tavır almışlar, bunun sonucunda çeşitli iç huzursuzluklara sebep olmuşlardır.
Üçüncü grup ise, Islâm inancıyla Türk geleneklerini kaynaştırarak orjinal bir sentez meydana getiriyorlardı. Bunlar devlete karşı tavır almıyorlar, İçtimaî huzurun sağlanmasına yardımcı oluyorlardı. Islâm Dininin koyduğu İslâmî beynelmilelciliği samimiyetle kabul ediyorlar, aynı zamanda Islâm’a aykırı olmayan geleneklerine sıkı sıkıya bağlanıyorlardı.
İşte bu grubu meydana getirenlerin büyük kısmı Ahi oluyor ve Ahi Birliklerinin çatısı altında toplanıyorlardı. Ahiliğe aynı zamanda "Orta yol" denilmesinin sebebi de onların sergiledikleri bu uzlaşmacı tavırdır. Onların bu tavrı, toplumda huzurun sağlanmasına yardım etmiştir.
■ Sayın Başkanım, tarihte esnaf teşkilatı olarak bir de "Fütüvvet" var. Ahilik ile Fütüvvet arasında bir ilgi var mı, yoksa bunlar birbirinden ayrı ayrı kurumlar mı?
□ Aradaki şeklî benzerliklere bakarak Ahi Birliklerini Bizans Loncalarının bir devamı veya Fütüvvet teşkilatının bir kopyası olduğunu savunanlar olmuştur. Ahi Birlikleri üzerinde yapılan araştırmalar arttıkça bu görüşlerin gerçekleri yansıtmadığı daha iyi anlaşılmaktadır.
Ahi Birliklerini Bizans Loncalarının devamı sayanlar, ya konuya çok sathi bakmaktadırlar veya Bizans hayranlarının tesiri altıntadırlar. İkinciler için rahmetli Fuat KÖPRÜLÜ mea- len şöyle bir ifade kullanıyor: "Osmanlı müesseseleri üzerinde Bizans’ın büyük tesiri olduğu iddialarını, ispat edilmesi gereken bir görüş değil, ispat edilmiş bir mesele gibi görenler." Bunlar gerçekten ilim adına fahiş hata yapıyorlar. Ben kitabımda özellikle Fuat KÖPRÜLÜ’nün, "Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine Tesiri" isimli muazzam eserinden istifade ederek Ahi Birliklerinin Bizans Loncalarının devamı olmadığına dair delilleri ortaya koydum.
Ahi Birlikleri ile Fütüvvet teşkilatı arasındaki münasebete gelince: Bunlar arasında şekli benzerlikler çoktur. Ahi Birliklerine aynı zamanda "Fütüvvet Birlikleri", Genç Ahilere "Feta" deniliyordu. Ahiliği düzenleyen kaidelerin yer aldığı metinlere de "Fütüvvetnâme" deniliyor.
Ancak, bütün bu benzerliklere rağmen, fütüvvetçiliğin daha çok ferdî meziyetlere ve askerliğe önem vermesine karşılık, Ahiliğin daha çok üyelerle bütünleşmeye ve el emeğine önem verdiğine dikkat çekmek isterim. Bu farklılık teşkilatlanmada da kendini gösterir.
Fütüvvet Teşkilatında üyeler;
- Kavlî
- Seyfî
- Şurubî
olmak üzere üç gruba ayrılırlar. Sanatkârlar Kavlî fütüvvet grubunda, askerler Seyfi fütüvvet grubunda yer alırlardı. Bu grupların dışındakiler de Şurubî fütüvvet grubunu meydanr getirirlerdi. Buna göre fütüvv teşkilatını bir esnaf teşkilatı olarak değerlendirirken temkinli olmak gerekir.
Ahi Birliklerinde böyle bir gruplandırma yoktur’. Onlar mesleklerde göre teşkilatlanmışlardır. Ahiler zaman zaman askeri faaliyetlerde de bulunmuşlardır. Ancak, bünyelerinde askerî bir grup meydana getirmemişlerdir. İhtiyaç duyulduğunda esnaf dükkanını kapatıp cepheye gitmiş, harp bitince dönüp dükkanını açmıştır.
Bir meslek veya sanat sahibi olmak Ahiliğin şartları arasında yer alırken, fütüvvetçi olabilmek için buna lüzum yoktu.
Kısaca, Ahilik fütüvvetçiliğin bir kopyası veya onun Anadolu’daki gelişmiş şekli değildir. Bu teşkilatlar farklı toplumların farklı ihtiyaçlarına göre şekillenmiştir.
■ Efendim, şimdi konuyu günümüze getirmek istiyorum. Konu günümüz bilim adamları tarafından nasıl değerlendiriliyor? Konunun uzmanı olarak Ahiliğin insan psikilojisi ve toplum psikolojisi açısından bir değerlendirmesini yapabilir misiniz?
□ En önemli mesele bu ... Ahilik ile zamanımız arasında irtibat kurmak...
Ben XI. - XIII. yüzyıl Anadolu’sunun bütün yönleri ile tanınmasına büyük önem veriyorum. Çünkü bu dönertıde Türkler Islâmiyetin kendilerine verdiği güçle yeni bir medeniyetin temellerini attılar, orjinal bir sentez meydana getirdiler. Batılılaşma sürecinde maalesef aynı başarıyı gösteremedik, kendimize has bir sentezi ortaya koyamadık. Eğer söz konusu dönemi çok iyi bilirsek, Türk’ün medeniyet kurma sırlarını keşfedebiliriz. Bunun için öncelikle hepimizin, farklı derecelerde de olsa, önyargılarımızdan kurtulmamız gerekiyor. Ancak, bunu başarmanın söylemekten çok daha zor olduğunu kabul etmek gerekir. Bugün düşüncelerimiz adeta zincir altındadır. Son iki yüzyılda Batı medeniyetinin gösterdiği gelişmeler bütün insanları büyüledi. Herşeye bu medeniyetin ölçülerine göre bakılmaya başlandı, zihinlerde önyargılar oluştu. Bu önyargılardan kurtulmadığımız müddetle Ahiliği ve Ahi Birliklerini anlamamız mümkün olamayacaktır.
Bakınız, bugün Batı medeniyeti insan haklarının ve barışın savunucusu olarak tanınır. Birkaç yıl öncesine kadar bu önyargıya karşı çıkanlar ağır şekilde suçlanırdı. Yaşanmakta olan Bosna-hersek dramı gözümüzü biraz açtı. Fakat, herşeye rağmen, Batı medeniyeti hakkında rahmetli Cemil MERİÇ’in şu tesbitine katmanlarımızın sayısı hâlâ fazla değil:
"Sınıflararası savaş, milletlerarası savaş, tabiata karşı savaş; Nizamını bir türlü kuramayan bu tedirgin ruh, arzı geniş bir salahâne- ye çevirmiştir ve çevirmektedir."
Sorunun ikinci kısmına gelecek olursak, Ahilik, insanı kendi gönlünün sultanı yapmayı medeniyet ölçüsü haline getirmiştir.
İnsan bir araç değildir. İnsana herşeyden önce insan olduğu için değer verilir. O, makinanın bir dişli çarkı gibi değerlendirilemez.
Ahilikte, toplum biribi- rinin rakibi değil, tamamlayıcısı olan fertlerden meydana gelir. Savaş bir amaç veya hayatın vazgeçilmez bir parçası değil, mecbur kalındıkça kullanılan bir araçtır. Toplumda çatışma değil, dayanışma esastır.
■ Günümüzde var olan işçi ve işveren sendikalarıyla "Ahilik" arasında bir benzerlik var mı, nasıl bir bağlantı kurulabilir?
□ Biraz önce açıkladığım gibi, Ahi Birliklerinde dayanışmacı toplum yapısı esastır. Günümüzdeki işçi ve işveren sendikaları ise Batı medeniyetinin esas aldığı çatışmacı toplum yapısının ürünüdür. Ahi Birliklerinde işçi ve işveren aynı teşkilat içerisindedir. Bunlar birbirlerinin rakibi değil, tamamlayıcısı olarak kabul edilir. Günümüzdeki işçi ve işveren sendikaları ise üretimden daha fazla pay alabilmek için birbirlerine karşı teşkilatlanmışlardır.
1980’li yıllardan itibaren dünyada meydana gelen gelişmeler, Ahiliğin prensiplerine daha hoşgörü ile bakılan bir durum meydana getirmiştir. Mesela 1970’li yıllardaki işçi- işveren sendikaları arasındaki gerginlik, bugün yerini yumuşamaya ve işbirliğine bırakma sürecine girmiştir. Bu kuruluşların birbirinin düşmanı olduğunu telkin eden görüşler eskisi gibi itibar görmemektedir. Kısaca, sendikalaşma hareketinde yavaş da olsa Ahiliğin prensiplerine doğru bir yaklaşma vardır.
■ Ahiliğin çok önemli prensiplerinden birkaç tanesini söyler misiniz? Ayrıca bunların o günün şartlarında uygulanma durumu neydi, günümüz şartlarında uygulanabilme durumu nedir?
□ Ahiliğin "eline, diline, beline sahip ol" düsturu birçok insan tarafından bilinmektedir.
Ahilikte, başkalarına muhtaç olmadan yaşamak içiri veya başkalarına yardım etmek için kazanılan para değerlidir. Ama, para kazanmış olmak için para kazanmak, başka bir ifade ile para kazanmayı gaye haline getirmek Ahilik düşüncesine terstir. Çünkü, vasıta olan para gaye haline gelirse, gaye olan ahlâkî değerler de vasıta haline gelir. Ahilik, insanların kendi emekleri ile geçinmelerini ve kimseye muhtaç olmamalarını ister. İşsizlik "batıl" olarak kabul edilir.
Herkes kabiliyetine uygun bir işte çalışır, başka iş peşinde koşmaz. İnsanların iş değiştirmeleri veya birden fazla işle uğraşmaları hoş karşılanmaz.
Ahilerin doğruluktan ayrılmaması, cömert olması, hile yapmaması, yalan söylememesi, başkalarının kusurunu aramaması, dindar olması, dedikodu yapmaması, içki içmemesi, kimseye karşı düşmanlık ve kin duymaması, insanları iyi yola yöneltmesi, alçak gönüllü olması istenir.
Ahi Birliklerinin kuruluş yıllarında kısaca bahsettiğimiz prensipler uygulanıyordu. Ancak, bu teşkilatın zaman içinde Loncalara daha sonra gediklere dönüşmesi, sözkonusu prensiplerin uygulanmasını menfi yönde etkilemiştir.
Ahilik prensiplerinin günümüz şartlarında uygulanabilirliğine gelince, sanıyorum herkesin Ahilik prensiplerine uyan eşi, dostu, tanıdığı vardır. Önemli olan bunların sayılarını arttırmaktır.

PORTRE

YUSUF EKİNCİ
Yusuf EKİNCİ 1943 yılında Burdur ili Gölhisar İlçesinin Büyükalan Köyü’nde doğdu. İlkokulu köyünde, ilköğretmen okulunu İsparta Gönen’de bitirdikten sonra, Kütahya ili Altıntaş ilçesinin Eymir Köyü’nde ilkokul öğretmeni olarak göreve başladı.
1965 yılında Balıkesir Necatibey Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümünden mezun oldu. Milli Eğitim Ba- kanlığı’na bağlı muhtelif okullarda öğretmen ve idareci olarak çalıştıktan sonra, bakanlık merkez teşkilatında görev aldı.
İlköğretim Genel Müdürlüğü’nde şube müdürü, Personel Genel Müdürlüğü ve Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü’nde Genel Müdür Yardımcısı, Hizmet İçi Eğitim Dairesi Başkanlığı, Müsteşar Yardımcılığı görevlerinde bulundu.
1980 yılında Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesinde Eğitim Psikolojik Hizmetler Bölümünde lisans eğitimini, 1982 yılında Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinde kamu yönetimi dalında yüksek lisansını, 1987yılında da Ankara Üniversitesinde doktorasını tamamladı.
24 Aralık 1992 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı görevine atandı. Dr. Yusuf Ekinci evli ve iki çocuk babasıdır.