Makale

CAMİ VE TOPLUM

Rıdvan Çakır
Başkan Yardımcısı

CAMİ VE
TOPLUM


Camiler ve mescidler; ondört asırdan bu yana, müslümanların namaz ibadetlerini birlikte edâ ettikleri, birleşme, kaynaşma, yardımlaşma ve sevginin tesis edildiği, özel yerlerdir. Buralarda insan, dua ve niyazları ile kendi iç dünyasını, eksik ve noksanları ile birlikte, aracısız olarak Yaratan’ına sunar ve O’nun engin merhametine teslim olmanın huzurunu yaşar.
Toplum halinde yaşama, beşeri ilişkiler kurma ve görüşüp-tanışma, insan yaratılışının ve yaşayışının gereğidir. Dinimiz insanın bu ihtiyacını karşılamak için, tanışma, kaynaşma, sevinç ve üzüntüleri paylaşma zemini ve kardeşlik duygulan nı pekiştirerek olgunluğa ulaşma platformu olan cami ve mescid inşaasına özel önem vermiştir. Kur’an-ı Kerim’de; "Allah’ın mecsidlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve Allah’dan başkasından korkmayan kimseler imar eder." (1) denilmektedir? Kur’an-ı Kerim’in bu ifadesinden, cami ve mescidleri, gönlü iman heyecanı ile dopdolu, kalbi Allah korkusu ile titreyen insanların imar ettiği anlaşılmaktadır.
Camilerin imar ve tezyini insanla tamamlanır. Taşlardaki gücün göğe yükselip kubbeleştiği, mimarinin san’atlaşıp abideleştiği, rengarenk halılarla tefriş edilmiş, duvarları san’atın enginliği ile süslenmiş camilerin estetik ve güzelliğini, içindeki cemaat tamamlar. Evrenin özelliği ve güzelliği insanlardır. İnsanın olmadığı yer harabe gibidir. Camiler de cemaat dolup taşıyor, alınlar orada secdeye gidip geliyor, dualar oradan kubbeye yükseliyor, dertler- kederler orada unutuluyor ve sevinçler şuurlanmalar orada hissediliyorsa güzeldir.
Camiye gitmenin ve cemaate iştirak etmenin dinimizde ayrı bir yeri vardır. Cemaat ile kılınan namaz, yalnız başına kılınan namazdan yir- miyedi derece daha faziletlidir. (2) Namazın cemaate iştirak etmeden evde veya işyerinde kılınması da mümkündür. Ancak insanın kendisini günlük meşgalelerden sıyırıp ruhunu ve iç dünyasını bütünüyle ibadetine yöneltmesi, Allah’ın huzurunda bulunmanın hazzını tadabilmesi ve cemaat halinde bulunmanın huşu ve zevkine varabilmesi, camide cemaat olarak kılınan namazla mümkündür. Allah’ın rahmet ve bereket sağanağından cemaat olarak istifade edilebilir. Peygamberimiz (S.A.S), "Abdestli olarak camide ibadet maksadı ile bulunan kimseye melekler; İlahi bunu affet, buna merhametini ver, diye dua eder." (3) buyuruyor.
Camiler Allah’ın yeryüzün- deki evleridir adeta. Buralara ilgi ve muhabbet gösteren Allah’ın lûtfuna ulaşır. Gönlü sevgi ve huzur dolar. Kalbi kötülük ve kötü düşüncelerden temizlenir. Hz. Peygamber, "Bir kimse evine gelene nasıl ikramda bulunursa, Allah da evine (camiye) gelene özel ikramda bulunur." (4) buyurmaktadır.
Toplulukların bir araya gelip bir fikir etrafında birleşe- rek millet şuur ve anlayışına varabilmeleri, birlikte gülüp, birlikte ağlayabilmeleri, sık sık birlikte olmaları ile, konuşup anlaşmaları ile, halleşip kaynaşmaları ile mümkündür. Birleşip kaynaşarak millet olmanın şuuruna varmanın ortak zemini ise cami ve mescidlerdir. Buralarda insanlar sıradan topluluk olmaktan çıkar, cemaat haline gelir. Buralarda heyecanlar birlikte yaşanır. Dudaklardan dualar birlikte fısıldanır. Haz- ların en güzeli birlikte tadılır. Birlikte açılan ellerle yükselen niyaz ve yakarışlar mavi kubbede gönüllere huzur ve sevgi kaynağı olur. Bunun içindir ki, cami ve cemaatta tanışıp görüşen insanlar, çabuk dost olurlar. Aralarında sıcak bir samimiyet ve dostluk oluşur. Çünkü Allah’ın evinde ve O’nun huzurunda tanışmışlar, ilk defa o ulvî atmosferde göz göze gelmişlerdir.
Rasulûllah (S.A.S) Medine’ye hicret ettikten sonra ilk iş olarak bir cami inşa ettirmiştir. Çünkü tebliğ ve davete elverişli, müslümanları birleştirip-kaynaştıracak bir yere ihtiyaç vardı. Bu mescidin ana maksadı ikidir; birincisi müslümanlar burada ibadet edecekler; İkincisi davete icabet edip gelenlerle sohbet edilecek ve onlara İslam Dini öğretilecektir. Çünkü Rasulûllah hem peygamber, hem öğretmen, hem de mükemmel bir rehberdi. Ashabı Kiram Mescid-i Nebevi’de öğrendiklerini başkalarına duyurup öğretiyordu. Böylece Mescid-i Nebevi Islâm’da ilk açık Üniversite olarak eğitim ve öğretime hizmet vermiştir. Hz. Peygamber’in ihdas ettiği bu anlayış zamanla daha da gelişerek camilerin; medreseleri, şifahaneleri, imaretleri ile külliye haline gelmesini sağlamıştır. Böylece camiler; dinî, İlmî ve sosyal müesseseleri bünyesinde toplayan merkezler haline gelmişlerdir.
Zamanla camiler, eğitim-öğretim ve sosyal faaliyetler için yetersiz kalıp, bu konuda güçlükler kendini gösterince, cami ve mescidler dışında özel müesseseler açılmış, camilerin eğitim- öğretim görevi hafiflemiş, ancak bu fonksiyonunu tamamen ortadan kaldırmamıştır. Camilerde halka, özellikle yaygın din eğitimi faaliyetleri günümüze kadar devamedegelmiştir. Halen camilerde hutbe, vaaz ve isteyenlere dinî bilgiler verme yoluyla milyonlarca insan din konusunda bilgilendirilmektedir. Din görevlilerinin vaaz, hutbe ve diğer yollarla telkin ve eğitimde bulundukları kitle, yani cemaat, her yaş ve kültür seviyesinden insanlardan oluşan bir topluluktur. Islâm Dininin mabetleri olan camilere gelenler, hiçbir zorluk ve baskıya maruz kalmadan, hür iradeleri ile gelmektedirler. Amaçları kulluk borçlarını ödemek, Allah’a daha yakın olmak maksadıyla ibadetlerini yerine getirmek ve inandıkları din konusunda bilgi sahibi olmaktır. Bu insanlar camiye gelmekle, manevî görev ve sorumluluklarını yerine getirmenin verdiği huzurla birlikte, hem günlük hayatın sıkıntı, güçlük ve zorluklanndan arınmış, hem de çevresindeki insanların haklarına riayetle toplumda sevgi ve hoşgörü ortamını hazırlayacak davranışları kazanmış olurlar. Din görevlileri de camilerde, yaygın din öğrenimi yoluyla bu özellikteki insanlara rehberlik etmektedirler.
Günümüzde genellikle, camilerin yanında, cami cemaatinin namaz vaktinin dışındaki zamanda oturmaları için çayhaneler bulunmaktadır. Bu çayhanelerin okuma salonları haline getirilmesi, hem inşaların boş zamanlarını, ilim öğrenme gibi dinimizin tavsiye ettiği bir işle geçirmelerini sağlayacak, hem de okuma alışkanlığı olmayan milletimize, okuma alışkanlığı kazandırılması yönünde bir hizmet olacaktır.
Cami, toplayan veya toplanılan yer demektir. Köy veya mahallede yaşayan insanlar, en az haftada bir Cuma namazında camide bir araya gelirler. Dinimiz Cuma namazını farz kılmak suretiyle, aynı beldede yaşayan insanların, bir haftadan daha fazla bir süre, dinî öğütten ve bir araya gelmenin bereketinden uzak kalmalarını önlemiş ve müslümanların haftada bir kez de olsa biraraya gelip görüşmelerini, birbirlerinin durumlarından haberdar olmalarını, dinî bilgi ve heyecanlarını tazelemelerini sağlamıştır.
Çalışmak maksadıyla yurt- dışına giden vatandaşlarımız, bulundukları bölgelerde, ibadetlerini topluca yapabilmek ve biraraya gelip problemlerini görüşebilmek için, kendi maddî imkanları ile camiler ve mescidler açmışlardır. Bu cami ve mescidler, yurtdı- şındaki vatandaşlarımızın dinî ve millî dinamiği olmuştur. Bu vatandaşlarımız, gurbetin gönüllere çöken acısını buralarda hafifletmekte, millî duygularını buralarda tazelemekte, bayrak hasretini buralarda gidermekte ve yabancı bir toplum içinde eriyip yok olmaktan kurtularak taptaze duygularla yeniden filizlenen dinî millî şuur ve anlayışın heyacanını buralarda yaşamaktadırlar. Bu cami ve mescidlerin her biri, bulundukları bölgede yaşayan vatandaşlarımızın, dili ayrı, dini ayrı, gelenek ve görenekleri ayrı bir toplum içinde, kendi öz değerleriyle sapasağlam ayakta kalmalarını sağlamıştır.
Müslümanı diğerlerinden ayıran farkın, İlâhî bir taahhüt olan namaz olması gibi, müslüman ülkeyi diğerlerinden ayıran fark da camilerdir. Öbek öbek kubbeleri, gökyüzüne uzanan minareleri ve yankılanan ezanları kucaklayan toprakların müslümanların vatanı olduğu anlaşılır.
Camilerimizin minarelerinden yükselen Islâm’ın ruhu ve İslâmî hayatımızın zarurî ifadesi^ vicdanen hür yaşama aşkını nakış nakış insan ruhuna işleyen namaza davet olan ezan, aynı zamanda istiklâlin de sembolüdür. Müslümanlar, fethettikleri kalelerin üzerine çıkıp ezan okumuşlardır. Dolayısıyla müslüman ezan okunmayan yerde esir gibidir. Ezan, insanı günümüzün stresinden bir nebze olsun kurtarıp ruhun sükûna kavuştuğu camiye taşıyan İlâhî bir davet ve İslâmî bir mesajdır.
Asırlarca san’atın zirvesini mabedlerinde göstermiş bir milletin ferdi, minarelerinden günde beş vakit şehâdetler yükselen bir ülkenin vatandaşı ve gönlü mabedlerde huzur bulan bir toplumun din kardeşi olmanın verdiği mutluluk, mutlulukların en güzeli değil midir?

1- Tevbe -18
2- Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi, Cilt 2, Sayfa 606
3- Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi, Cilt 2, Sayfa 425
4- Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi, Cilt 2, Sayfa 625