Makale

Dul

HİKAYE

"Dul Kaldım" Dedi Alime "Dul". Herkes Bana "Dul Avrat" Diyecek, Eşşemene’me İse "Dul Avrat Çocuğu..

DUL

İbrahim YALÇINKAYA

GÖK gürültüsü bir başka \olur Toroslordo.. şimşek çaKar çakmaz yağmur başlar, bir koşuşturmadır gider..
"Evciler" bir dağ köyü.. Torosların denize bakan yamaçlarında kurulmuş. Denize dik inen "Azı Dağı" nın birbirinden ayırdığı Anamur ve Bozyazı ovalarına yukarıdan bakar.. Denize ve Kıbrıs’a da..
Geçimi hem ekim-dikim, hem hayvancılıktır Evcilerin.. Hemen herkesin az veya çok koyun, keçi ağırlıklı bir miktar hayvanı-, yayla-sahil ekip dikeceği birkaç evlek, birkaç dönüm seki-sekmegi vardır. Bağ-bahçeye daha çok bağlı sahil köylerinden erkence çıkar yaylaya Evcilerliler Toros yaylalarının ilkbahar tadı kaçmadan..
Herkesin davarını kendi çocuğu güder. Çocuğu olmayanlar da bir komşu çocuğun önüne katıverirler sürülerini Herkes birbirini öyle tanır, öyle kollar her Anadolu köyünde olduğu gibi Gök gürültüsü ko-punca, çoban çocuklar sürüleri ile birlikte Torulu Burun’un yamacındaki Kara In’e sığınırlar.. Köyün bütün mal-melalini alabilecek büyüklükteki Kara in, her yağmur yağışında koyun-keçilerin eğrik yeridir, çoban çocukların ise oyun.. Dışarıda yer yerinden oynarken, inin içinde biryerlere ateş yakarlar, hem ısınır, hem mısır patlatır, oynarlar...
Yine şimşekler çakmış, bir yağmur boşanmıştır. Sanki gök yere inmektedir.
Alime henüz 10-12 yaşlarındadır. Davarları ile koşa koşa ine sığınırken, sırılsıklam olmuştur. Kendisinden önce gelenlerin yaktığı ateşe doğru koşar, ellerini uzatır, ısıtmaya çalışır. Ak yazması başından omuzlarına düşmüş, saçları ile karışmıştır. Farkına varır, örtmeye çalışır başını. Topalın oğlu İsmet’in haylazlığı üzerindedir yine.. Kapar yazmayı, atar yere.. Yozlaşmış küle bulanmıştır ıslak yazma.. Bununla kalmaz, bir de ayaklarıyla toz atar üzerine. "-Elin kırılsın" der Alime, sırtını döner, kendine bakıp gülüşen çocuklara.. Utanmıştır. Yazmayı alır, dışarı koşar, yağmur suyunda yıkar, başına yeniden koyar..
ismet bir afacan çocuktur. Babasını kaybetmiş, anası ve kendinden küçük kardeşleri ile yapayalnız kalmıştır. Gözü hep okumaktadır. Yaşlı "ana" ağı, oğlunun mızırtısına dayanamaz, o güz onu kasabaya, ortaokula yazdırır.
İsmet artık sadece okumakta değil, sanki uçmaktadır. Okulda ele avuca sığmaz bir çocuktur. Yıllar çabuk geçer, ortaokul biter. Fakat İsmet buna sevinemez. Zira tek te-bengi, anacağını kaybetmiştir okulun bittiği o yaz
"Artık okumak bana hayal oldu" der, her tatilde olduğu gibi çifte çubuğa soyunur. O yıl liseye gidemez. Davarlarını güder, evlerine bakar, çift zamanı çift sürer, iş zamanı iş.. Köyden bir insan oluvermiştir artık.
Alime’nin babası Molla Mehmet, uzaktan akrabadır. İsmet ve öksüz kardeşlerini kendi çocuklan gibi gözetir. Okulu bırakmasına razı değildir.
İsmeti bir gün yanına çağırır. "-Oğlum" der. "-Okula devam et. Öksüzleri ben kollarım". İsmet boynu bükük, yere bakar. Bir şey diyemez. Tekrar başlar Molla Mehmet konuşmaya ve esas niyetini de açıklar "Alime’yi sana vereyim. O çocuklara bakar, sen de okursun."
İsmet, çocukluk arkadaşı Alime’yi düşünür. Sevinir, heyecanlanır. Duygularını belli etmemeye çalışarak "-Evet" manasında başını sallar..
Komşuların da uygun görmesiyle iki genç evlendirilir. Gösterişsiz, sade bir merasim yapılmış, Durmuş Hoca nikahlarını kıymış, sönen ocak yeniden tutmuştur.
İsmet’in gözü yine de okumaktadır. Mersin’e, Adana’ya, Konya’ya gidip dönmüş, imtihanlara girmiştir. Kulağı tetikte bir hayırlı haber beklemektedir. Nihayet bir gün, bu haber gelir. Konya’da girdiği öğretmen okuiu imtihanını kazanmıştır. Bütün Evciler bu sevinci paylaşır. Alime de.. Genç kocası okuyacak, öğretmen olacaktır.
İlk yıl çabuk geçer.. Molla Mehmet, kendi göçü ile birlikte Alime ve öksüzleri de yaylaya çıkarmıştır. Onları kollamakta, bir an bile yalnız bırakmamaktadır.
İsmet ilk ders yılının sonunda Ermenek üzerinden, Torosların tepesindeki yaylaya iner.. Alime hamiledir. İsmet’in sevinci ikiye katlanmıştır. Hem tahsilinin bir yılını geride bırakmış, hem "Baba" olacağı müjdesini almıştır. Göçü sahile indirinceye kadar evinden ayrılmaz. Çft-çubuk, mal-melâl hiçbirini unutmamış, eski İsmet oluvermiştir. Gözü ise genç karısının, Alime’sinin üzerindedir. "-Beklenen yolcu", karısı ile aralarında en çok konuşulan konudur.
Evini sahile indirir. Okullar açılacaktır. Gözü arkada okula dönmek zorundadır.. Alime’nin birkaç aylık mutluluğu yine beklemeye girmiştir.
Üzgündür..
ismet karısını teselli etti:
"-Alime" dedi, "-Şunun şurasında ne kaldı. İki sene çabuk geçer. Buraları satar, çeker gideriz yeni dünyamıza„"
Alime sevinemedi bu laflara.. "Hiç ev-bark satılır mı?" dedi.. "Sonra el bize ne deri"
İsmet okuluna döndü. Gönlü hep köyünde, gözü-kulağı, köyden gelecek haberde idi.
İşte o haber de geldi. Bir kızı olmuştu. Yan yıl tatiline bir hafta vardı ya, İsmet bekleyemezdi o bir haftayı.. Harçlık topladı arkadaşla-nndan, yollara düştü. Şehirden-şehire, otobüsten-otobüse.
"Torulu Burun "u dönmüştü ki, kendisini Kara In’in önünde buldu. İşte karşısında köyü, evi, Alime’si ve kızı, işte geçmiş hatıraları ile Kara İn, işte okuldan dönen İsmet!. "Anaa!" diye bir nara attı. Kara in’de ve karşı yamaç/arda yankılandı bu "Ana" sesi. Görmediği yavrusuna "Ana"sının adını koyacaktı.
Sanki yere basmadı İsmet., işte Alime’si ve "Eşşemene" si ile sarmaş dolaştı. Beşiği i/e birlikte kucakladı. "Anam" dedi, "Eşşeme-nem" dedi. Beşikten ve beşikte sarılı çocuktan gelen "sazak" kokusunu doya doya içine çekti.
Sayılı gün nasıl geçerse, 15-20 gün de öylece geçti. İsmet sanki alışılmışın aksine evinden hiç çıkmadı. Hep beşik başında idi. Odunu Alime kırdı. Koyun-keçiyi çocukların önüne o kattı. Ahırdaki koyunlara o kesme kesti, o yemledi. Hep öyle değil mi idi?. Bu Alime’nin ka-deri idi. İşte Kocası Konya’ya, okuluna yine döndü. O kendi kaderi ile başbaşa, yine kalakaldı.
"Olsun" dedi. Şunun şurasında ne kaldı? Bu günler de geçecek Sardı sırana çocuğunu, /ıstık zamanı fıstığını söktü, ekin zamanı ekinini derdi, gelecek yılları öylece bekledi.
Bekledi beklemesine de, sanki ismet değişiyordu son yıl ve aylarda.. Tatillerde gelmez, gelememesinin mazeretini de bildirmez olmuştu. Arada sırada birkaç satırlık mektup yazıyor, "Yazın geleceğim", "Güzün geleceğim" deyip geçiştiriyordu.
Genç ana Alime birşeyciklerin farkında değildi ama içine bir burukluk çökmüştü Sanki olacaklar malûm olmuştu kendisine
Ve bir gün İsmet çıkageldi. Okulu bitirmişti. Değişmişti ismet, çok değişmişti. Bir yabana gibi idi âdeta.. Konuşmuyor, karısı konuşmak istedikçe de, kuru, hissiz, kısa cevaplar veriyordu. Eşşemene’sini kucaklarken bile, eğreti tutuyordu. Kendi kendisiyle bir savaş halinde olduğu belli idi.
Akşam olunca " seninle konuşmamız lâzım" dedi kansına.. Alime beyninden vurulmuşa döndü, içi titredi, boğazı düğümlendi. Yutkundu, gözlerinden siyim siyim yaşlar akmaya başladı. Gözlerini eteği ile sildi, ocağa doğru döndü, göstermek istemedi ağladığını.. Her şeyin bittiğini anlamıştı. "-Ne konuşacaksın?" diyebildi. "-Ben" dedi İsmet, "yarın gidiyorum, Bir daha da gelmem". "Biz ne olacağız" demesine fırsat bırakmadı Alime’nin. "-Benden umudunu kes".. Onun da sesi ağlamaklı idi-. "Birlikte olmamız mümkün değil artık. Sabah iki kişi çağırırım, onların yanında boşarım seni. zaten resmi nikâhımız da yok"
Öyle oldu. İsmeti’nin, yıllar yılı beklediği, arkasından yakımlar yaktığı İsmeti’nin gidişine bakamadı bile.
Haber köyde kısa zamanda duyuldu. Alime’ye herkes acıdı..
"Dul kaldım" dedi Alime "Dul". Herkes bana "dul avrat" diyecek," Eşşemene’me ise dul avrat çocuğu"..
İsmet’i bir daha gören olmadı. Alime’nin yüzünün güldüğünü de.


“YASAKLAR CAZİPTİR, ÇEKER İNSANI
İŞTE BU, İNSANÎN, EN ZAYIF YANI
ANCAK, ONU KORUR, VARSA İMANI
SABIR SINAVIDIR, ÖMÜR DEDİĞİN.”
Cengiz NUMANOĞLU