Makale

Hürriyet Kavramı

HÜRRİYET KAVRAMI

HÜRRİYET İNSANIN EN TABİİ HAKKI. NEREDE BAŞLAYIP, NEREDE BİTECEĞİ İSE İLMİN KONUSU...

İLMİ KELAM AÇISINDAN

Prof. Dr. Mustafa Said YAZICIOGLU
A.Ü. İlahiyat Fakültesi Kelâm Anabilim Dalı Başkanı

"Hürriyet" meselesi felsefenin olduğu kadar, Kelâm llmi’nin de konusu.. Bir Kelâm Hocası olarak "Hürriyet" kavramını tanımlar mısınız?
insan hürriyeti konusu eski çağlardan beri /else/ecileri olduğu gibi, İslâm düşünürleri ve kelöma-lorını da meşgul etmiştir. Konu insanı ve davranışlarını ilgilendirdiği için, hukukçu ve politikacılar da hürriyet meselesine çeşiüi açlardan yaklaşmış ve değişik yorumlar getirmeye çalışmışlardır. İnsanı ilgilendiren önemli bir mesele olması bakımından, her zaman tartışılan bir kavram olagelmiştir.
Ancak peşinen şunu ifade etmeliyim ki, hürriyet meselesinin çözümü zordur. Konu ile ilgili ister filozof, ister İslâm düşünürü ve diğerleri olsun, ortaya ancak bir yorum, bir yaklaşım tarzı koyabilirler. Bu yorum bir kısım insanlan tatmin ederken, diğerleri için yeni bazı problemleri çağrışürabilir. zaten bu özelliği dolayısı ile hürriyet konusu, hep gündemde kalmış, düşünen insanları devamlı meşgul etmiştir.
İslâm düşünür ve kelömcılan, hürriyet meselesine "İnsan fiili" açısından yaklaşmışlar ve çözüm bulmaya çalışmışlardır. Konuyu daha basite indirgersek, cevabı aranan soru şu olmuştur: Acaba insanın herhangi bir fiili, davranışı, eylemi nasıl meydana gelmektedir? Başka bir ifade ile Yüce Al-lah’ın insanın davranışları üzerinde etkisi var mıdır-, varsa ne ölçüdedir? Veya insanın herhangi bir davranışı, gerçekleşinceye kadar ne gibi safhalardan geçmektedir?
"Fiil" kelimesine bir açıklık getirmek gerekirse, fiilden anlaşılan insanın iradî olarak yaptığı herhangi bir iş, eylem, aksiyon veya davranıştır. Yani insanın şuurlu olarak ve iradesini kullanarak yaptığı her davranış, pil kapsamı içine girmektedir. İnsanın iradesi dışında cereyan eden (nabız, kalp atışı vs.) eylemler ise bu kapsam dışında kalmaktadır.
Bu izahlar ışığında İslâm düşünür ve kelâmalanna göre insan hürriyeti, insanın iradî davranışları-nı, hangi şartlar altında ve ne ölçüde bağımsız olarak yapabildiğinin tesbiti demek olur. Yani insan, davranışlarının ne ölçüde sahibidir? Başka bir varlığın bu davranışlar üzerinde etkisi var mıdır, varsa ne ölçüdedir?
Kelâm ilmi açısından "hürriyet" kavramı bu çerçeve içinde ele alınmış ve değerlendirilmiştir.
İzahlarınızdan "Hürriyet" kavramı ile "Sorumluluk" kavramı arasında sebep-sonuç bağı bulunduğu sonucu ortaya çıkıyor. Ne dersinizi
Bu İzahlar çerçevesinde "hürriyet" kavramı ile "sorumluluk" kavramı arasında sebep-sonuç ba- 1 gı bulunduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. İnsanın yaptığı herhangi ı bir davranış ne ölçüde ona aitse, sorumluluk da elbette o nisbette olacaktır.
Şöyle bir misalle açmaya çalışayım. Bazılan her şeyin olduğu gibi, insan davranışlarının da Yüce Allah tarafından belirlendiğini, insanın hi0ir fonksiyonunun bulun- ı madiğini, daha da ileri giderek, insanın "rüzgarda uçuşan bir tüy gibi" eylem ve davranışlarında hiçbir insiyatif sahibi olmadığı dü-şüncesini savunmuşlardır.
Bu anlayış sahipleri, insanın sorumluluğunu izah edememişlerdir. Davranışında hiçbir rolü ve etkisi yoksa, insan nasıl sorumlu olacaktır? Bu düşünce yapısı ile insanın sorumluluk ve mesuliyetinin manası anlaşılamaz. 1
Olayın bir boyutu da "Sorumluluğun Kaynağı" konusu. Bu açıdan nasıl bir değerlendirme yaparsınız?

Evet, bütün mesele sorumluluğun kaynağında düğümleniyor. Başka bir ifade ile sorumluluk ne ölçüde ve kime aittir?
Burada insan davranışının kaynağına inmek gerekmektedir. Bir sebep veya muharrik olmalı ki, fail yani insan harekete geçsin. İşte bu noktada, İslâm kelâmcılanndan Mâtüridfye göre muharrik "insan iradesi"dir.
İnsan, iradesi ile çeşitli şeyler ister, arzu eder. Neticede herhangi bir eylem için kesin kararını verdiğinde "irade" artık "azm"e dönüşmüştür. Tabir caizse geri dönülmez bir noktaya gelinmiş, • ok yaydan çıkmıştır. İşte bu noktada Yüce Allah’ın da "Yaratma"sı ile, insan söz konusu fiilini işlemekte, eylemini yapmaktadır.
Burada şu husus önemlidir. Başta Mâtü’rîdi olmak üzere, bu ekole mensup kelâmalara göre, insan iradesi hür ve bağımsızdır. Yani her şeyin yaratıcısı olarak Yüce Allah, insana "cûz*î irâde"sini vermiş, ancak onun sevk ve idaresi tamamen insana bırakılmıştır. Yani iradenin yönelişi ve azme dö-nüşmesi safhasında Cenab-ı Hakkın hiçbir zorlaması veya yönlendirmesi söz konusu olmaz, insan kendinde mevcut cüzi iradesi ile karar veren durumundadır. Bu noktada bir yönlendirme, insanın fiilinde hür omadığı sonucuna götürür ki, bu durumda sorumluluğun izahı imkânsız olur.
İşte Mâtüridi kelâmcılarının bu noktada konuya açıklık getirdiklerini görüyoruz. Seçimini yapıp kesin kararını veren insan, Cenab-ı Hakkın lütuf ve inayeti ile eylemini gerçekleştirmektedir. Böylece yaptığı davranış ve fiili kendisi ortaya koymakta olup, sonucuna da katlanacaktır.
O halde sorunuzdaki sorumluluğun kaynağı, bağımsız karar verme yetkisine sahip olan insan ira-desi, başka bir ifade ile insanda mevcut "cüz’î irâde" olmaktadır. Bu, insanın her davranışını hür ola-rak kendisinin yaptığını ve sonucuna da katlanacağını açıkça göstermektedir.
Düşünce ile "eylem (kesb)" arasındaki münasebet!
Yukarıdaki izahlar ışığında düşünceyi, iradenin bir tezahürü olarak değerlendirebiliriz, insan dü-şünen, araştıran ve çeşitli değerlendirmeler yapan bir varlık Serbest ve hür iradesi ile her türlü düşünce ve fikri geliştirebilir.
Düşünce sonucu tercihini bir yöne çevirip, gerçekleştirmek istediği eyleme-geri dönülemeyecek bir şekilde-kesin kararını verdiğinde, Yüce Allah’ın o eylemi yaratması ve insanın da onu yapması (kesbi) söz konusudur. Bu durumda düşünce kesbin kaynağında var olan bir unsur olmaktadır. Başka bir ifade ile Allah’ın yaratması sonucu insanın o eylemi yapmasının (kesb) kaynağında düşünce var demektir. Yani takdir edilen eylemi yapmaya yönelik mekanizma düşünce ile başlar. İnsan, iradesi ile düşüncesini yönlendirir ve eylemine karar verir.
Son ve biraz da güncel bir soru: Sizce "Düşünce" suç olur mu?
Bu kadar teorik ve kelâmı bir yaklaşımdan sonra bu sorunuzu şu şekilde cevaplamaya çalışayım.
Bir kere insan düşüncesi sınır tanımaz. Yani ister hür olsun, ister bir kısım hürriyet/eri e/inden alınmış olsun insan, tabiatı ve yaratılışı gereği düşünür, insanı dört duvar arasına hapsetseniz bile "düşünme" fonksiyonuna mani olamazsınız Çünkü insanın tabiatı ve fıtratı bu şekilde yaratılmıştır.
İnsan düşünen bir varlıktır. Bütün
davranış ve eylemlerinin kaynağında düşünce vardır. Çeşitli alternatifler üzerinde düşünür, değerlendirmeler yapar-, neticede de bir kısmını karar haline getirip eyleme dönüştürür.
insanın bu yönü geliştirildikçe faydalı olur. Batı toplumlarının bugün ulaştığı seviyenin temelinde serbest ve hür düşünce yatar. Her türlü düşünce ve fikir, medenî ölçüler içerisinde tartışılmalı, geliştirilmeli, bünyeye uygun en iyi ve faydalı olanı uygulamaya konmalıdır. En iyiye ve en güzele u/aşmak ancak bu yolla mümkün o/ur.
Konunun insanın şahsiyeti ile de yakından ilgisi vardır. Her ortamda düşündüğünü açıkça söy/eyeme-yen, bazen çeşitli sebeplerle düşündüğünün tam tersi fikirler yürüten bir insanın, şahsiyet açısından sağlıklı gelişmesi mümkün müdür? Memurun âmirinin hoşuna gidecek şeyleri değil, müessese i/e ilgi/i, onu daha i/eriye götürücü düşünce ve fikirleri gündeme getirmesi ve söylemesi gerekir.
Düşüncesinden dolayı insanı suçlamak, onu hakir görmek, insanların bu konudaki üretken/ik/e-rine set çekmek o/ur; insanları iki yüzlü yaptığı gibi şahsiyet zaaflan-na da yol açar.
Şiddet ve kaba kuvvete başvurmadan herkesin düşündüğünü ifade edebilmesi en tabiî hakkı olmalıdır. Artık bu seviyeye ulaşılmalıdır. Bu olgunluğa erişmeden dünya mil/et/eri arasında hak etti-ğimiz yere gelmemiz zor olacaktır. Herkes dilediği gibi düşünerek onu ifade edebi/me//dir. Böylece Zikirlerin en iyisi ve top/um için en uygun ve yarayışlı olanı ortaya çıkmış olacaktır.
Din ve vicdan hürriyeti de düşünce hürriyetinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu hürriyetler sayesinde bir ülkenin fikrî gelişmesi sağlıklı bir şekilde vücut bulur. Her türlü ilerleme ve kalkınmanın kaynağı bu temel hak ve hürriyetlere dayanır, ileri ülkelere bakıldığında bu husustan çok önceden hallettikleri görülür, ülkemizin bu noktalarda alması gereken mesafeler olduğuna inanıyorum. Konuların sağlıklı bir şekilde tartışılmasının büyük faydalan vardır.