Makale

TERAVİHLİ GECELER

TERAVİHLİ GECELER

Doç. Dr. Fikret KARAMAN
Elazığ Müftüsü

Ramazan ayının gecelerinde kılınan teravih, sözlükte istirahat etmek, dinlenmek, huzur duymak, sevinmek, rüzgarın serinliği yahut esintisinden yararlanmak ve bir işi kolaylaştırmak için nöbetleşe yapmak gibi anlamlara gelmektedir.01 Teravih namazının her dört rekatının sonunda selam verdikten sonra biraz oturarak istirahat edilmesine de ‘Tervihâ’ denir .<2) Bir teravih namazında beş terviha vardır. Her tervihayı iki selamla tamamlamak daha ef- daldir.
Dinî yönden ise teravih, ramazan ayına mahsus olarak akşamları yatsı namazından sonra kılınan bir gece namazıdır. Böylece ‘Kıyamı ramazan’ olarak da zikredilen teravih, asr-ı saadetten itibaren kılınmakta olup ayrıca Müslümanlar arasında büyük bir istek, şevk, heyecan, birlik ve beraberlik meydana getirmektedir.
HÜKMÜ VE FAZİLETİ
Teravih, yerine getirilmesi gereken müekked bir sünnettir. Cemaatle kılınması ise sünneti ki- fayedir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s.) ve dört halife zamanında bu namazın kılınmasına itina ve gayret gösterilmiştir. Nitekim Peygamberimiz ehemmiyetine binaen teravih konusunda şöyle buyurmuşlardır: “Her kim ramazanda teravih namazının hak olduğuna inanarak ve riya karıştırmayarak Allah rızası için kılarsa, onun geçmiş günahları bağışlanır.” Buhârî bu hadisi, “Nafile olan taravih namazını kılmak imandandır.” Unvanıyla açtığı bir babında zikretmiştir. Teravihi kılmak imandan bir şube kabul edildiği için İmam-ı Ebu Hanife de teravihin ‘sünnet-i ınüekkede’ olduğu kanatine varmıştır.141
Hz. Aişe, Zeyd bin Sabit ve Ebu Zer (r.a.) den rivayet edildiğine göre; Rasulüllah (s.a.s.) iki üç gece teravih namazım cemaatle kılmışlardır. Diğer akşamlarda ise tek başına kıldılar. Zira cemaatle kılsaydı farz olmasından endişe ediyordu. Ashabı Kiram, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in bu açıklaması üzerine teravih namazına daha fazla rağbet etmeye başladı. Bu yüzden ertesi gece Mescid-i Nebevi dolup taştı. Bu izdiham üç dört gece devam edince Hz. Muhammed (s.a.s.) artık teravih namazına çıkmadı. Sabahleyin bir hutbe okuyarak sebebini şöyle açıkladı: “Ey nas! Sizin cemaatle ramazan namazı kılmaya olan şiddet ve iştiyakınızı görüyorum. Benim içinde namaza çıkmaya hiçbir mani yoktu. Fakat böyle aşırı bir iştiyak ile devam edilerek üzerinize farz kılınmasından, sizin de edasına muktedir olmamanızdan endişe ettim.”
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in vefatından sonra, Hz. Ebubekir ve kısmen de Hz. Ömer dönemlerinde teravih namazı, asrı saadette olduğu gibi münferiden kılındı. Bu konuda Abdurrahman İbn-i Kâri şöyle demiştir: “Bir ramazan gecesi Ömer İbn-i Hattab (r.a.) ile mescide çıkmıştık. Orada halk yalnız başına ve dağınık bir vaziyette teravih namazı kılıyordu. Bu durumu tasvip etmeyen Hz. Ömer, ertesi gün Ubey İbn-i Kâb’ı (r.a.) teravih imamı tayin edip, cemaati onun arkasına toplayarak ilk teravih namazını cemaatle kıldı. Birkaç gün sonra Hz. Ömer mescide gittiğinde, cemaati imamları Ubey İbn-i Kâb’ın arkasında tam bir vecd ile namaz kıldıklarını görünce; ‘şu teravihin böyle cemaatle kılınması her vechiyle ne güzel adet oldu.’ diyerek sevincini açıkladı.” İşte Hz. Ömer (r.a.)’in halkın böylesi- ne huzur içinde teravih kıldığını görünce, “Bunun cemaatle kılınması ne güzel adet oldu.” demesi teravihin cemaatle eda edilmesine teşvik ve tavsiye kabul edilmiştir. Hz. Ömer (r.a.)’ın bu davranışının bidat olmadığını Sahih-i Buhârî ve Tecrid-i Sarih mütercimi Kamil Miras şöyle açıklamaktadır: “Aslında bidat, Rasûlüllah’ın zaman-ı saadetinde mevcut olmayan bir emri ihdas etmekten ibarettir. Teravihin cemaatle kılınması bidatin bu umumi manasına pek tabiidir ki dahil değildir. Çünkü Rasûlüllah cemaatle teravih namazı kıldırmışlardı. Bir mazeretle cemaati terkedip, herkesin münferiden evlerinde kılmalarını emretmişlerdi. Rasûlüllah’ın irtihali üzerine böyle bir mahzur kalmamıştı. Bu mühimmeye işaret için Aliyyü’l Kâri teravih namazının cemaatle edası sureta bidattir, hakikatle değildir, âdet demektir.” diyor. Aynı eserin devamında Hz. Ebubekir’in döneminde İslam’ın bekası için daha önemli işlerin ortaya çıktığı özellikle irtidat hareketlerini önlemek için başlıbaşına bir meşguliyetin olduğu hatırlatılarak, bu husus Hz. Ömer’in hilafetinin ilk yıllarına bile rastladığından dolayı, cemaatle kılınmasının geciktiği açık- lanmaktadır. Daha sonra Hz. Ömer, teravihin cemaatle kılınmasına karar verince kurradan üç zatı davet etti. Bunlara Kur’an okutup, içlerinden süratli okuyana her rekatte otuz, orta derecede okuyana yirmibeş, ağır okuyana da yirmi ayet okumalarını emretti.
Hz. Osman (r.a.) da bu mübarek namazı sürekli teşvik etmiş ve Hz. Ömer’e dua ederek şöyle demiştir: “Allah Ömer’in kabrini nurlandırsın. Nasıl ki Ömer, mescitlerimizi teravihin feyziyle nurlandırıp, şereflendirdi ise...
TERAVİHİN REKAT SAYISI
Teravihin sekiz, oniki ve yirmi rekat olduğu hususunda farklı görüşler vardır. Hatta yirmi rekatten fazla olduğunu söyleyenler de olmuştur. Biz bu hususda geniş bilgi edinmek isteyenlerin, Başkanlığımız yayınlarından Sahih-i Buhaıi Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi isimli eserin 4. cildine bakmalarını tavsiye ederiz. Fakat yeri gelmişken teravihin yirmi rekat olduğu yolundaki yaygın kanaati teyid eden görüşleri biraz açıklayalım.
Ashab-ı Kiram bu sünnete fiilen ve kavlen iştirak ederek rekat sayısını yirmi olarak kabul etmişlerdir. İbn-i Hacer de; “Dört halife devrinde kılınan teravihin yirmi rekat olduğunda icma var.” diyor.
Saib Muğni ise ashabın teravih namazına gösterdikleri derin alakaya bakarak şöyle demiştir: “Artık bu çokluk, Hulefa-i Raşidin devrinde yirmi rekat teravih hususunda sahabenin icmaı derecesinde bir kuvvettir.”
Yine müctehitlerden İbn-i Abdil Ber de teravihin yirmi rekat olduğu görüşüne katılarak şöyle demiştir: “Cumhuri ulemanın mezhebi, teravih namazının yirmi rekat olduğu merkezindedir.”
Hanefi, Şafii ve Hanbeli mezhebindeki alimlerinin çoğunun görüşü de böyledir.
Teravihin yirmi rekat olduğu şeklindeki görüşlere İmam Ebu Hanife’nin şu kanaatini da ilave ederek, bu hususu tamamlayalım: “Hz. Ömer, sünneti bidatten tefrik ile içtihadında isabet hususunda takdire şayandır. Herhalde o, teravih işini de gerek cemaat, gerek yirmi rekat kılınmak hususunda bir asl-ı şeriye ve Hz. Peygamber (s.a.s.)’den telakki ettiği bir ahd ve vasiyyete is- tinad ettirmiş olduğunu kabul ederek, yirmi rekatının fiil-i Peygamberi’ye müstenid sünnet-i mü- ekked olmasını zaruri bulmuştu. Bu cihetledir ki gerek Hanefi ve gerek Şafii fukahasından bir kısmı, teravih namazının yirmi rekatının da fiil-i Nebevi ile sabit sünneti seniyye olduğunu kabul ederek İbn-i Ebi Şeybe’nin ve emsali ehl-i hadisin rivayet ettikleri İbn-i Abbas hadisi ile istidlal etmişlerdir.”’7’
TERAVİHİN RAMAZAN GECELERİNE GETİRDİĞİ HAREKETLİLİK
Ramazan ayı, Cenab-ı Hakk’ın kullarına verdiği bir rahmet ve mağfiret ayıdır. Bu ayın gündüzleri oruç ibadeti ve Kur’an okunması ile süslenmiştir. Gecelerine ise teravih namazı ile ayrı bir renk ve hareketlilik verilmiştir. Zira imsak ile iftar arasında sadece Allah rızası için oruç tutan müminler, beşerî ve suflî duygulardan arınarak tam bir huzur ve sevinç içinde akşama kavuşurlar. Böylece ramazan ve orucun manevi atmosferleri içinde iftar sofrası etrafında sevdikleriyle birlikte oturup, Allah’a karşı görevlerini yapmanın hazzını yaşamayı başarırlar. Artık asıl coşku, heyecan ve hareketlilik teravih için yapılan hazırlık ile birlikte doruk noktaya ulaşmaktadır. Gönüllerindeki iman nurlarıyla camilere doğru akın akın koşuşan insanlar... Gökyüzünde yıldızlar, minarelerde kandiller, kubbelerde mahyalar, caddelerde lambalar ve gözlerimizle göremediğimiz melekler, hepsi bu insanların yollarını aydınlatmakta ve onlara eşlik etmekte... O muhteşem, ciddi, vakur, manalı ve toparlayıcı kubbelerle kemerlerin altında saf saf dizilen müminler... Verilen vaazlar, ruhu mest eden ezanlar. Derin bir aşk, sevgi ve heyecanla yatsı ve teravih namazına kalkmaya hazırlanan insan seli...Yüzleri parlayan mini mini yavrular, gençler; tecrübe, tarih, saygı ve asalet çizgileri yüzünden okunan ak sakallı dedeler... Hepsi yanyana ve omuz omuza...
Evet, ramazan geceleri teravih namazı sayesinde böylesine coşkulu ve hareketli geçmektedir. Aslında bu canlılığın temelinde, yüce milletimizin Hz. Peygamber (s.a.s.)’in sünnetine karşı duyduğu saygı, sevgi ve hürmetin esprisi bulunmaktadır. Çünkü milletimiz tarih boyunca yüce dinimizin ve Peygamberimiz (s.a.s.)’in emirlerini günümüze kadar taşımanın faziletini yaşamaktadır.
Kur’an ve sünnet emanetini koruyarak somaki nesillere aktarma şerefi de yine milletimize nasip olacaktır inşaallah.
Ne mutlu ramazan ayını şuurlu bir şekilde oruç, Kur’an ve teravih namazıyla değerlendirip, süsleyenlere...

1- Arapça-Türkçe Lügat, Mevliit Sarı, Bahar Yayınevi, 1982, İstanbul, s. 667.
2- Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Büyük Lügat.
3- Fetevayı Hindiyye (Trc. Mustafa Efe), Akçağ Yayınları, Ankara, s. 392.
4- Sahih-i Buhârî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Ter- cemesi ve Şerhi.
5- a.g.e. s. 72.
6- a.g.e. s. 78.
7- a.g.e. s. 86.