Makale

GERÇEKLERLE YÜZYÜZE GELMEK

GERÇEKLERLE
YÜZYÜZE GELMEK

Fahri SAĞLIK
Kandıra Müftüsü

17 Ağustos “Marmara Depremi" bizleri birçok gerçekle yüzyüze getirdi. Gerçi bu gerçekler gözlerimizin önünde hayatımızın içinde yaşanıyordu ama bir türlü göremiyorduk. Bakmakla görmek arasındaki fark gibi. Bakıyorduk ama... İlâhî kudret bizlere bir kez daha anlattı, gösterdi. İşte el yordamıyla seçtiğim bazıları;
Cemâl ile Celâl yan yana
Yüce Allah’ın sayısız cemâli yanında Celâli de vardır. Hayatın kanunu bu. Yaratılmışların en şereflisi olan insana yüce Allah akıl, irfan vermiş, ilim vermiş, hikmeti öğretmiş. Ta ki insanoğlu kâinat için konulan kanunları çözsün, vahyf bilgilerle, aklî bilgileri bütünleştirip mutluluğuna mutluluk, verimine verim katsın. Varlıkta yokluğu, dünyada ukbayı unutmasın. Ama heyhât! İnsanoğlu nimetleri kendi ilgisinden, yoklukları, acıları başkasından bilmeye çok meyyal. Hayrı da, şerri de yaratan Yüce Allah, irademizi hayırdan yana kullanmamızı, şerrin her çeşidinden uzak durmamızı istiyor. Ama eğer ister ise şerri de yaratacağını bildiriyor. Kevnî kanunlara uymaz, onlarla mücadeleye kalkarsanız zararlarına katlanmak zorunda kalırsınız. İşte bu zararlar o kanunların koyucusu yüce Allah’ın Celâl sıfatı olarak tecelli eder. Denizleri, havayı kirletir, ormanları katlederseniz zararlarını çekersiniz. Yaşadığınız toprağın iklim, bitki örtüsü ve jeolojik yapısına uymaz, aksi hareket ederseniz, o toprak kurallara uyanlara bir, size yüz kat acı ve elem verir.
Bilimi ve vahyi hafife almanın bedeli
Bilimle İslâm dini arasında bir zıtlık uzlaşmazlık yoktur. “Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" buyuran yüce Allah ilmin de, dinin de nihâî kaynağıdır. Tahkikî iman için ilim gerekir. İlmin gereği dinin de gereğidir.
İlme sırtını dönen müslüman düşünülemeyeceği gibi, dine sırtını dönen bilim adamı da düşünülemez.
Bu deprem münasebetiyle gördük ki biz, bilimi de vahyi de hafife almış adeta dışlamışız. Çünkü her ikisi de bize doğruluğu, dürüstlüğü, işlerin gereği gibi yapılmasını, haksız kazanç, haksız rekabetin çirkinliğini bildiriyor. Biz ise demirden, çimentodan çalarak, üç katlık ruhsata beş kat çıkarak helal rızkımızı harama çeviriyoruz. Fani olan bu dünyada sanki baki kalacakmışız gibi gözümüzü hırs bürümüş, mülkün gerçek sahibini unutmuş, dillerimizin O’nu anmaktan, kalplerimiz onu hatırlamaktan kopmuş, adeta taş kesilmiş. Üzerimize ağır enkazı yıllarca kendi ellerimizle, dillerimizle, cehlimizle hazırlamışız da farkında değiliz. Atalarımız: “ne oldum deme ne olacağım de" diyerek kulaklarımıza küpe takmışlar ama, kulaklarımız söz hunilerine dönmüş, bir kulağımızdan girip öbüründen çıkmış. Her şeyi maddî yönden değerlendirip, manevî yönünü unutmuşuz. Sebeplerin izahında “nasırları anlatırken allâme kesilen bizler, “niçin" leri bilmezlik yaftasıyla geçiştirmişiz.
İzzet ile zillet iç içe
Deprem münasebetiyle insanlar ile insan müsveddelerini, çağdaş nebbaşları (kabirde ceset soyucuları) yanyana gördük. İnsanlık onur ve sorumluluk duygusu ile yurdun dört bir yanından, hatta yurt dışından koşup gelmiş, bir can kurtarabilmek için canını dişine takarak aç, susuz, uykusuz çırpınan, didinen, insanlık onurunu daha da yücelten yiğitler, kahramanlar bir yanda, onların bir iki metre arkasında ise, çıkacak cesetlerin kollarındaki bilezikleri parmaklarındaki yüzükleri.vb. değerli eşyayı çalabilmek için insan suretinde yaratıklar. Bu yaratıkları kim yetiştirdi diye sormamız lazım elbet. Kimler yetiştirdi bunları? İğneyi kendimize batırıp “biz yetiştirdik" diyebiliyorsak eğitim sistemimizi, kültür atmosferimizi yeniden gözden geçirmeliyiz.
Kültürel zemin zayıflığı
Karşılaştığımız bu elim olayı yüce milletimizin büyük çoğunluğu doğru algılayıp doğru değerlendirdi. Ancak ideolojik saplantılarından bir türlü kurtulamayan aydınlarımızdan bazıları bunun sırf bir tabiat olayı bazıları ise Yüce Allah’ın bir azabı, cezası olarak yorumladılar. Her iki aşırı ve yanlış yoruma meyledenlerin azınsanamayacak rakamlara ulaştığını düşünecek olursak, özellikle din kültürü alanındaki problemlerimizi anlamış oluruz. Elbetteki deprem bir tabiat olayıdır. Fakat unutulmamalıdır ki, o tabiatı da, tabiattaki küllî kanunları da yaratan yüce Allah’tır. Ve O, Kadir-i zülcelâl, tabiata da tabiattaki varlıklara da, hele hele insanlığa asla zulmetmez. İnsanlar kendi elleri ve iradeleriyle kötü seçimleri sonucu yaptıkları yanlışların karşılıklarını görür.
Millî birlik ve dayanışma ruhumuz
Marmara bölgemiz ülke mozayiğinin bir aynasıdır. Deprem sadece bir bölgeyi değil bütün ülkeyi derinden etkilemiş, üzmüştür. Yüce Milletimizin tasada ve kıvançta ortak olma millî hasleti bir kez daha örnek olacak şekilde ortaya çıkmış, acıların paylaşıldıkça azalacağını çok iyi bilen insanımız, yurdun her köşesinden akın akın bölgeye koşmuş, gelirken de eli boş gelmemiştir. Burada, dünyanın her tarafından, her milletten yardıma koşan insanlara da gönülden müteşekkiriz. İnsanlığın uluslararası dayanışması takdire şayan bir olaydır. Özellikle yüce milletimizin bağrından çıkan mehmetçiğin gösterdiği basiret ve fedakarlık daima hatırlanacaktır. örgütlü-örgütsüz sivil toplum kuruluş ve fertlerini canhıraş gayretleri elbette gözlerimizi yaşarttı. Böyle durumlarda özellikle eğitimli örgütlü sivil toplum kuruluşlarının ne kadar yararlı ve gerekli olduğu gerçeği gün yüzüne çıktı. Devletimiz bütün kurum ve kuruluşları ile zaten işin başında. Çünkü devletin varoluş sebep ve önde gelen görevlerinden biri budur. Devlet olmasa millet, millet olmasa devlet olmaz. Yüce Mev- lâm bütün şehitlerimize rahmet, yaralı ve hastalarımıza acil şifalar ihsan eylesin. Yüce milletimize sabır ve metanet versin.
Bütün insanlığı böyle belalardan korusun. Bu depremden dersler, ibretler almayı, gerekli tedbirleri en kısa sürede alıp uygulamayı nasip etsin.