Makale

BARIŞ MANÇO “UNUTMA Kİ DÜNYA FANİ VEREN ALLAH ALIR CANI”

PORTRE

“UNUTMA Kİ DÜNYA FANİ
VEREN ALLAH ALIR CANI”

Harun ÖZDEMİRCİ
Dini Yayınlar Dairesi Başkanı

Mülk Sûresi’nin ikinci ayet-i kerimesinde ölüm ve hayatın hangimizin daha güzel davranacağım, iyi işler yapacağını sınamak için var edildiği belirtilmektedir. Bu İlahî buyruk; bize bahşedilen hayatın anlamsız bir var oluş olmadığım, ölümün ise sonu hiç olan bir yok oluş anlamına gelmediğini, aksine hayatın, hayırlı faaliyetlerin yapıldığı bir alan, ölümün ise bu faaliyetlerimizin karşılığını bulacağımız ebedî varlık sahasına geçişi sağlayan bir dönüm noktasını ifade ettiğini hatırlatır.
Ne var ki çoğumuz, hayatımızı bu İlahî sırra vakıf olamadan tamamlar ve “Her nefis ölümü tadacak- tır.”’11 fermanına boyun eğerek bu dünyadan ebedî aleme göç ederiz, işte o zaman, “ölüm” bizim için en son öğrendiğimiz gerçek olur. Ancak mutluluğu, “hayatın nihaî gayesine uygun yaşama sanatı” olarak algılayanlar ve tarif edenler için ise bu İlahî buyruk sır olmaktan çıkar, hayatlarını ve ölümlerini anlamlı kılan bir düstur haline gelir. Ve onlar hayatta iken de öldüklerinde de etraflarını aydınlatan birer ışık olurlar. Bu mümtaz şahsiyetlerin ölümlerinden sonra geride kalanların söyleyebilecekleri tek şey, “hayatta iken yeterince kıymetini anlayamadık ve gereken değeri veremedik” cümlesidir. Çoğu kez de bu iyi insanların kıymeti ölümlerinden sonra anlaşılır.
Geçtiğimiz ay kaybettiğimiz ünlü sanatçımız Barış Manço, hayatı ve ölümü kendisine anlamlı kılan eşsiz değerleri mizden biriydi. O, hayat ve ölü mün var ediliş sırrına vakıftı. Hayatı ve ölümü var edenin yüceliğini, sanatçı ruhu ve transıyla kavramış, yüce yaratıcının varlığını, bilge kişiliğine yaraşır bir şekilde filozofik bir anlatımla güftelerinde dile getirmişti.
“Dört Kitaptan başlayalım,
İstersen gel söze.
Orda öyle bir isim var ki,
Kuldan öte, kuldan ziyade.
O’na sığın, O’nu düşün,
Senden öte, benden ziyade
Anadolu’nun şirin bir ilçesinde, kasetçalarımızm ve televizyonumuzun olmadığı bir dönemde, ilkokul çağımda, Radyo Tiyatrosu programında bir tiyatro eserinde kullanılan “Dağlar Dağlar” ve “İşte Hendek İşte Deve” şarkılarıyla tanımıştım ben Barış Man- ço’yu. Daha sonra kasetleriyle büyüdük. “7’den 77’ye”, “Dönence” gibi televizyon programlanm çocuklarımızla, ayn bir heyecan ve merakla izledik. Her programında dünya ve hayata ilişkin yeni şeyler öğrendik.
Bu yazımızda Barış Manço’nun 41 yıllık sanat hayatına sığdırmayı başardığı 200’ün üzerindeki şarkısını ve sanatını, aldığı 300’den fazla ödülü, ülkemizde gerçekleştirdiği ilkleri anlatacak ve değerlendirecek değilim. Bu benim haddimi aşar. Zaten bu konuları, sanatçı dostları ve işin uzmanlan anlattılar, yazdılar. Elbette ki alanında ekol olmuş bu insanı gelecek nesillere anlatmaya da devam edecekler. Ben, onun şarkılarına yansıyan hayat felsefesinden kavrayabildikleri- mi aktarma gayreti içerisinde olacağım.
“Seher vakti bir güzele vuruldum” der yollara çıkar, “Dağlar dağlar, kurban olam yol ver geçem sevdiğimi son bir olsun yakından görem” diyerek aşılmaz gibi görülen dağları aşma gayretini ve arzusunu dile getirir. Dünya, Yunus gibi, Mevla- na gibi, Karacaoğlan gibi, onun için de bir gurbettir. Bu gurbette mutluluk “Ahu gibi gözleri baktıkça yürek yakan” sevgiliye ve umudun ötesinde nefesinde yaşayan sıcaklığı paylaştığı sevgililer sevgilisine ulaşmakla elde edilebilecek bir hususiyettir. Bütün bu duygulan önce söze dökülür, sonra notalarla disipline edilerek birer şarkı olur.
“Yine yol göründü gurbete,
Güz geldi yapraklar döküldü.
Martılar göç etti, turnalar süzüldü,
Yine yol göründü gurbete...”
NE OLA YAR OLA
“Göklerden daha mavi,
Denizlerden daha derin,
Topraktan güzel kokan Ne ola?
Rüzgardan daha serin,
Başaktan daha nazlı,
Ay ışığından ılık Ne ola?
Ahu gibi gözleri,
Baktıkça yürek yakan Yar ola.
Cennet bahçesi kokan,
Göğsünde çiçek açan
Yar ola.
Göç eden kuşlar gibi,
Gidip gelir bulutların,
Umudun ötesinde Ne ola?
Nefesimde yaşayan,
Sıcaklığı paylaşan Yar ola.
Yaşam denen uykudan Uyanmasını bilen Yar ola.”
O, yaşam denen uykudan gerçekten uyanmasını bilen nadir insanlardan biriydi. O, Yaratan’a ve yaratılana kara sevdalıydı. Öyle bir kara sevda ki, dünyayı defalarca dolaşacak, zamane dervişliği ile “Seyyah oldum şu alemi gezerim” diyerek mistik bir anlatımla dünyayı gözlerimizin önüne serecekti. Dünyada yaşam denen uykudan uyanmasını beceremeyen insanlar onu hüzünlendirecek ve bir dünyalı edasıyla, yine filozofik bir bakışla “Hemşerim Memleket Nire?” şarkısını besteleyecekti.

HEMŞERİM MEMLEKET NİRE?
“Kendimi bildim bileli yollarda tükettim Koskoca bir ömrü.
Bir uçtan bir uca gezdim şu fani dünyayı.
Okumuşu, cahili, yoksulu, zengini Hiç farkı yok, hepsi aynı.
Sonunda ben de anladım hanyayı Konya’yı.
Sanki insanlık pazara çıkmış Ekmek aslanın ağzında.
"Bir sıcak çorba içer misin?” diyen yok.
Dört duvarı ören çatısını kapatıp İçerden kitlenmiş kapıyı,
“Bir döşek de sana serelim, buyur” diyen yok.
Tek bir soru: Hemşerim memleket nire?
Dedim ya yahu: Bu dünya benim memleket;
Hayır anlamadın; Hemşerim “esas” memleket nire?
Bu dünya benim memleket Tövbe... Tövbe... Tövbe...
Kardeşlik ve eşitlik üstüne uzun uzun Nutuklar çekip,
“Niye senin derin benden koyu?” diye soran çok. “Kaşının üstünde gözün var” diye silahlanıp ölüme koşarken,
Kalan dul ve yetim ne yer? ne içer? soran yok.
Barış garibim bulamadı çözümü Oturdu etti bunca sözü,
“Gelin hep beraber anlaşalım” diyen yok.
Zaten paramparça bölünmüş ve Yaşanmaz olmuş dünyamız Daha fazla kesip bölmeye hiç gerek yok.
Tek bir soru: Hemşerim memleket nire?
Dedim ya yahu: Bu dünya benim memleket;
Hayır anlamadın; Hemşerim “esas” memleket nire?
Bu dünya benim memleket Tövbe... Tövbe... Tövbe...”

HAYAT VE ÖLÜM İYİ İŞLER YAPMAK İÇİN YARATILMIŞTIR
Hayatı ve ölümü anlamlı kılan, iyi işlerde ve hayırda yarışmaktır. Barış Manço bu yarışı her zaman önde götürenlerdendi. 1992 yılının Aralık ayında fakir gençlere giyecek yardımı kampanyasını hatırlıyorum. Türkiye Diyanet Vakfımıza müracaat etmiş, vakfı, bu organizasyonun içinde görmekle sevineceğini ifade etmişti. Vakfımız onun vesilesiyle bu organizasyonda yer almıştı. Bu tür faaliyetleri oldukça çoktu. Ülkemizde bir çok hayırlı, iyi ve kaliteli işte onun imzası vardı. 11-12 yaşlarında Taksim’de boyacılık yapan Osman Ak- kuş, cenaze merasimi günü kendisine sorulan “Barış Manço’yu tanıyor musun?” sorusuna “Çok iyi tanıyorum. O, Taksim’de- ki benim gibi çocukları toplar, yemeğe götürürdü.
Bize döner ısmarlardı. Nasıl unuturum?”’2 cevabını veriyordu.
Onun bir “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” şarkısı vardı ki, başlı başına bir iyilik dersi idi. Bir erdemlilik türküsüydü.
“Yaz dostum; Güzel sevmeyene adam denir mi? Yaz dostum; Selam almayana yiğit denir mi?
Yaz dostum; Altı üstü beş metrelik bez için,
Yaz dostum; Boşa geçmiş ömre yaşam denir mi? Yaz dostum; Yoksul görsen besle kaymak bal ile, Yaz dostum; Garipleri giydir ipek şal ile,
Yaz dostum; Öksüz görsen sar kanadın kolunu, Yaz dostum; Kimse göçmez bu dünyadan mal ile. Yaz tahtaya bir daha, tut defteri kitabı,
Sarı çizmeli Mehmet Ağa bir gün öder hesabı...”
Barış Manço, gönlünü herkese açmış, kendi kültüründen gelen tüm özellikleriyle paylaşmayı, bölüşmeyi öğüt veren, kavgadan, sertlikten yana olmayan tavırlarıyla, eskilerin deyimiyle “ismiyle müsemma” tam bir barış ve sevgi adamı olmuştur. Gönül dağlarından tüm insanlığa selamını haykırırken, Mevlana ve Yunus’un ilham aldığı kaynaktan ilhamlandığım da ortaya koymuştur.

BİR SELAM SANA

“Bir dilim ekmeği bölüşürüm seninle,
Suyu aynı tastan yudumlarım seninle,
Eğer kalbin kırıksa dost yüzünden
Bir selam sana gönül dağlarından
Gel, sen de katıl bizlere,
Dolaş bahçemizde gönlünce,
Uzat, korkma elini,
Bak beş parmağım var benim de.
Eğer kalbin kırıksa dost yüzünden,
Bir selam sana gönül dağlarından,
Al selamımı gönül dağlarından.”

O, Güngör Mengi’nin de ifade ettiği gibi, sevgi, duygu ve bilgi adamı idi. Bilgelik ve tevazu kutuplarım birleştiren bu “fani” Türk insanının karakteri ile meğer ne kadar da büyük bir uyum sağlamış. O, sevgisini kazandığı insanların hiçbirine benzemiyordu. Kalbi ve ruhu, bu ülkenin ve halkın bütününü alacak kadar büyüktü. Dışarıda elde ettiği birikim, onurla taşıdığı kimliğe evrensel bir kalite kazandırmıştı. Farklılığı adeta, Türkiye’deki “aydın ve sanatçı prototipi”ne itirazı vurguluyordu. O asgari değerlerin duygusuz sahibi değil, ortak değerlerin sevgi dolu temsilcisi oldu.

BARIŞ MANÇO VE TARİH ŞUURU

1991 yılında Diyanet Aylık Dergimizde yayınlanan bir röportajında, kendisini şöyle tarif ediyordu; “Ben Müslüman anne ve babanın çocuğu olarak 1940 ve 1950’lerin terbiyesi ne ise ona göre yetiştirildim. İyi bir aile terbiyesi aldım. Dinî terbiyenin temelini de ailemden aldım. Sonuçta inançları olan, vatanını, milletini, insanları seven birisi oldum.” Dünya insanlığı ile ilgili değerlendirmesi ise şöyleydi; “Kuzeyden güneye, doğudan batıya çok ülke gezdim. İnsanlar artık gelip geçici akımlara fazla itibar etmiyorlar. Tarihlerine, kültürlerine yöneliyorlar.”’31
O, gerçekten vatanını, milletini seven ve köklü bir tarih şuuru olan kişiliğe sahipti. Ülkemizde 1970’li yılların hemen başında kamplara bölünmüş ülke gençliğine, o yıllarda çıkardığı albümünde bir seslenişi vardı ki çok etkileyiciydi. Onu burada aktarmak istiyorum. O albümünde Pir Sultan Abdal’ın “Katip arzuhalim yaz yare böyle” deyişini seslendirdikten hemen sonra şunları ilave ediyordu Barış Manço;
“Yıl 1535, Pir Sultan Abdal bunu böyle söylemiş, söylemiş ya, bir de bunun evveli var. Katip, al kalemi bir de benden yaz. Boy boy gelmişler şu dağların ötesinden, burası bize otağ olsun, yurt olsun demişler. Boy boy yerleşmiş, boy boy büyümüşler. Her sabah gün doğusundan, iki mızrak boyu yükselen güneş, bir gün kendini göstermeyince, kara kara bulutlar dolaşmış bu cennet vatanın üzerinde. Küçük büyüğü saymaz olmuş, kardeş kardeşe küsmüş, en acısı bacılarımızın yüzüne bakamaz olmuşuz.
1535,1635,1735,1835,1935,35’de benden koyun kardeşlerim, 1970’e geldik. Bir uğursuzluk çöreklenmiş ki, başımızda sürüp gitmekte. Oysa deli gönül neler ister. Barış bir yavrusu olsun ister. Adını bile hazırladı. Oğlansa Ozan, kız ise Ceylan. Ceylan buz gibi pınarların aktığı zümrüt ovalarda taştan taşa seksin. Ozan Ardahan’dan Kırkpınar’a dolaşsın, anlatsın Karacaoğlan’ı, Pir Sultan Abdal’ı, Köroğlu’nu. Davullar yine vurulsun, güneş yine iki mızrak boyu yükselsin gün doğusundan. Bitsin artık bu küskünlük kardeşlerim. Uzatalım ellerimizi. Yann tarih önünde hesap verirken, yavrularımız bizi kınamasınlar.”14’
O, bir yavrusu olsun isterken Allah iki oğul nasip etti. Ne düşündü bilinmez ama ilk yavrusuna Doğu- kan Hazar, İkincisine de Batıkan Zorbey isimlerini verirken de bu tarih şuurunun etkisi olduğu aşikâr.
23-27 Kasım 1998 tarihleri arasında yapılan İkinci Din Şûrası esnasında ünlü işadamlanmızdan Sakıp Sabancı ile Diyanet İşleri Başkanımızı ziyarete gelmişlerdi. Bu görüşmede ben de bulunmuştum. Sabancı Bey, Amerika’da kendi koleksiyonundan OsmanlI’yı tanıtıcı bir sergi açacağını, bu serginin açılışında çeşitli din mensuplarının temsilcilerinin de bulunacağını ve sayın Başkanımızın da bu açılışta bulunmasını arzu ettiğini söylemişti. Sayın Başkanı- mız bu teklifi kabul ettiklerini bildirmiş, Banş Manço çok heyecanlanmıştı. Bu arada Sayın Manço “Türk-4000 yıllık Serüven” projesini anlattı ve 4000 yıllık tarihimizin en kapsamlı ve en ciddi belgeselini hazırlayacaklarını, 100.000 km.’den fazla bir yol ka- tederek, 50’nin üzerindeki ülkede “TÜRK”ün izlerini araştırıp, görüntüleyeceklerini ifade etmiş, sözkonusu projesini bizlere takdim etmişti. O, bu proje ile Türklerin zengin kültürünü dünyaya tanıtmak istiyordu. Doğrusu projeden çok etkilenmiştim. İnşallah bu proje onun son arzusu olarak gerçekleştirilir.
Bu arada, Barış Manço’ya TRT 4’te yayınlanan Diyanet Saati programına “İslâm’da ve Türkler’de Sanat” konulu bir çekim yapmak istediğimizi, bu programımıza katılmasından büyük onur duyacağımızı ifade etmiştim. O da memnuniyetle katılacağını bildirmişti. Ancak ömrü vefa etmedi. Keşke çekmiş olabilseydik.
MANÇO TÜRKMENİSTAN’DA
12 Kasım 1998 tarihinde Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta Başkanlığımızca yaptırılmış olan Ertuğrul Gazi Camii’nin açılış merasimine katılmak üzere gelen Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman De- mirel’in beraberindeki heyette Sayın Barış Manço da vardı. Türkmenistan Cumhurbaşkanı Sayın Sapar Murad Türkmenbaşı’nın Cumhurbaşkanımız onuruna verdiği akşam yemeğinde Diyanet İşleri Başkanı- mız Mehmet Nuri Yılmaz ile Barış Manço aynı masayı paylaşıyorlardı. Bir ara yanlarına yaklaştım ve birlikte bir resim çektirme arzumu beyan ettim. Manço, o sıcak ve mütevazi kişiliği ile beni kırmadılar. Şimdi albümümde böyle bir hatıra resminin bulunması mutluluğunu yaşıyorum.
Türkmenistan’da birçok güzellikler yaşandı. Bunlardan birisi de Sayın Türkmenbaşı, Cumhurbaşkanımız onuruna verdiği akşam yemeğinde “Domates Biber Patlıcan” şarkısını seslendiren sanatçımıza, “Barış, sana Türkmenistan pasaportu, Aşkabat’ta bir ev, Türkmen Üniversitesi Konservatuar’ında Profesörlük Unvanı ve bir de Türkmen kızı vereyim, kabul eder misin?” dedi ve bunlarla ilgili belgelerin hazırlanmasını yemekte bulunan yetkililerden istedi. Ben biraz da sanatçımızın esprili kişiliğinden cesaret alarak kendisine sayın Türkmen- başı’nın teklifinin tamamını kabul edip etmediğini sordum, kabul ettiğini söyledi. “Bakın bunu kasete aldım ve Sayın Lale Manço’ya göndereceğim” dedim. Gülerek bana “Sakın ha yapma, ben o teklifin son bölümü, yani Türkmen kızı kısmı dışındakileri kabul ettim” şeklinde bir espri yaptı.
Ertuğrul Gazi Camii’nin açılışında Diyanet İşleri Başkammızın kıldırdığı ilk öğle namazında camide saf tutanlar arasında Barış Manço da vardı. O mukaddes mabedde namaz kılmanın ve Allah’ın huzurunda bulunmanın hazzını yaşıyordu. Bu manzarayı fotoğraf makinemle belgelemiştim. Cami çıkışında kendisine Diyanet Aylık Dergimiz için röportaj yapma arzumu ilettiğimde, kabul etti. Dergimizin Ocak 1999 sayısında yayınladığımız bu röportajında, Ertuğrul Gazi Camii’nin açılışında bulunmaktan onur duyduğunu, böyle ortamlarda çok hoşlukların olduğunu, bu camide namaz kılmanın kendisine de nasip olduğunu ve çok duygulandığını ifade etmişti.
ELVEDA ÖLÜM!
Hayat ve ölümün var oluş sırrını kavramış olan insanlar, kısa ömürlerine birçok güzel işi sığdırmayı başarırlar ve daha hayatta iken kendilerini ölüme hazır hissederler. Ölüm onlar için bir korku değil, vuslattır. Sevgiliyle buluşma anıdır. Davranışlarıyla ve sözleriyle bunu her zaman ortaya koyarlar. Barış Manço’da da güfte ve bestelerini dikkatli incelediğimizde bunu görmek mümkündür. Örneğin bir şarkısında “Gerçekler yaşam gibi ağır ağır örtümden geçiyor / Yine de merhaba / Bir yaşam gerçek gibi ağır ağır sona eriyor / Son bir merhaba”, başka bir şarkısında “Unutma ki dünya fani t Veren Allah alır canı / Ben nasıl unuturum seni / Can bedenden çıkmayınca” , bir diğerinde ise “Kozan yaylasından geldim Barış’tır adım / Bugün varsak yarın yoğuz doğrudur sözüm / Bir giin elbet biter kalem, çağmr Tatınm / Artık mahşer gününde ararım seni” diyecektir. “Elveda Ölüm” şarkısında ise vuslat gününe ne kadar hazır olduğunu ifade edecektir.
ELVEDA ÖLÜM
“Çoktan uçmuş güvercin,
Tahta masam devrilmiş,
Can dostum çoban uykuda.
Tatlı konışu Ayşe Teyze,
Emekli Salih Öğretmen Hepinize, hepinize elveda...
Dostlar elveda...
Gözlerim kurşun gibi,
Ağır ağır kapandı bu gece Elveda...”

Barış Manço, vatan ve millet sevgisiyle kendi öz kültürüne ve kimliğine her zaman sahip olmuş, evrensel mesajdan aldığı ilham ile de evrenselliği yakalamış örnek bir insandı. Toplumun 7’den 77’ye her kesimine ulaşmayı başarmış, çocuk, genç, yaşlı, kadın, erkek, herkesin sevgisini kazanmayı bilmişti. Skandallara karışmayan temiz aile hayatı, ciddi hayat felsefesiyle, ülkemizde ideolojik ve siyasî ayrımlardan uzak kalmayı, siyasetüstü olmayı başarmıştı. Bunun için hiç kimseye nasip olmayacak bir sevgi seliyle son yolculuğuna uğurlandı. Diyanet İşleri Başkanımızın da belirttiği gibi Manço’da örnek alınacak çok şey vardı.
Sabahat Emir’in köşesinde yazdığı gibi, Man- ço’nun cenaze merasimi bizlere gösterdi ki bu ülkede şarlatanlık yapılmadan, marjinalleşmeden, süflî ve sorumsuz havalara girmeden, bu ülkenin insanı olmaktan gurur duyup örf ve adetlerine uygun, “adam gibi” yaşayarak “gerçek sanatçı” olunabili- yormuş.
Barış Manço’nun cenaze merasimini izlerken, bilmem nedendir dudaklarımdan ona ait şu sözler dökülüyordu;

YOL VERİN AĞALAR BEYLER
“Selam olsun, ağalar beyler Mor sümbüllü alaca dağlar Yol verin, hele bir yol geçeyim, Yol verin, yare kavuşayım,
Yol verin ağalar beyler,
Bitsin bu hasret...
Bekledim, tam yedi iklim geçti, Bekledim, bağ bahçe bozuldu Yol verin, ağalar beyler,
Bitsin bu hasret...
Seherde eser ılık rüzgar, Hasretlik çekenler anlar Yol verin, hele bir yol geçeyim, Yol verin, yare kavuşayım,
Yol verin ağalar beyler,
Bitsin bu hasret...”
Seni sevgililer sevgilisine, Yüce Yaratıcı’nın rahmetine uğurlarken, çok sevdiğin ailene, yavrularına ve Türk Milleti’ne başsağlığı diliyor, seni daha iyi anlama gayreti içerisinde adam olacak çocuklar diye tabir ettiğin bizleıin adam gibi adam olabileceğini düşünüyor ve uğurlar olsun diyorum.
“Güz yağmurlarıyla,
Bir gün göçtün gittin İnanamadık Giilpembe...
Bizim iller sessiz, bizim iller sensiz
Olamadı Gülpembe...”
BARIŞ MANÇO’NUN VEFATI
MÜNASEBETİYLE KADIKÖY MÜFTÜLÜĞÜ’NÜN FAALİYETLERİ
Ülkemizin ender yetiştirdiği sanatçılarımızdan, vefat eden Barış MANÇO’nun Kadıköy’lü oluşu ve Kadıköy’de ikamet etmesi nedeniyle, İlçe Müftülüğümüz merhumun kederli ailesi ve yakınlarını bu acılı gününde yalnız bırakmamıştır.
Gerek defin öncesi gerekse defin sonrasında sürekli ailesiyle birlikte olunmuş, yapılacak dinî merasim ve taziyeye gereken hassasiyet gösterilmiştir.
Bu sebeple;
a) Defin günü akşamı, Kadıköy Müftülüğü Din görevlileri tarafından Barış MANÇO’nun Kanlı- ca’daki evinde hatim okunup, dua yapıldı.
b) Vefat gününün haftası 6.2.1999’da Moda’daki evinde İlçe Müftüsü Mehmet AKTOPRAK’m öncülüğünde Kadıköy Müftülüğü görevlilerince hatim ve dualar yapıldı.
c) Defninin haftasında 9.2.1999 günü evinin yanında bulunan Moda Camii’nde Kadıköy Müftüsü
Mehmet AKTOPRAK - Ümraniye Müftüsü Lütfi AKAY, Pendik Müftü V. Ahmet SİLKİN’in de katıldığı, Kadıköy Müftülüğü görevlilerinden oluşan Mevlidhan ve İlahi ekibi tarafından Mevlid okundu.
Mevlid programından önce bir konuşma yapan İlçe Müftüsü Mehmet AKTOPRAK:
“Barış MANÇO, 56 yıllık ömrünün 41 yıllık sanat hayatını, kendisine has özellikleri içerisinde, millî kültüründen yola çıkarak, musikinin evrenselliği ile şahsi yeteneğini birleştiren ender sanatçılarımızdan birisi olduğunu ifade ederek, eserleri ve üslubu ile 7’den 77’ye bütün halkın gönlüne sevgi kıvılcımı ektiğini, sanatçımızın sözlerinde de insanların fiziksel ve biyolojik duygularını dillendirip gözlerine girme yerine, eserleriyle toplumun millî ve manevî duygularına hitap ederek gönüllere girmiş ve her kesimin sevgi ve saygısını kazanmış olduğundan dolayı, cenazesinde insan seli, sevgi-saygı yumağı oluşmuştur” dedi.
Daha sonra,
Kadıköy Müftülüğü mevlidhanlan ve ilahi grubu tarafından mevlid okunmuş, ara duası Ümraniye Müftüsü Lütfi AKAY, son duası da Pendik Müftü V. Ahmet SİLKİN tarafından yapılmıştır.
Mevlid’e ailesi, çocukları, (Doğu- kan Hazar, Batıkan Zorbey) ve Kadıköy halkı, sevenleri, kadın-erkek, genç-yaşlı kalabalık bir topluluk katılmıştır.

(1) Ali İmran, 185
(2) Aksiyor 199, sayı 218
(3) Diyanet Aylık Dergi, Mayıs 1991, Sayı 5.
(4) Banş Manço Klasikleri, Dağlar Dağlar. Coşkun Plak.