Makale

İSLAM’DA KADIN

İSLAM’DA KADIN

Gaffar TETİK
Süreli Yayınlar Şubesi Müdürü

İslam’dan önceki gaddarlık çağının zalimleri, güçsüzlüğüne, şefkatine ve inceliğine bakarak kadını kaba kuvvetlerinin esiri zannettiler. Onu en âdi bir mahlûk olarak gördüler; horladılar, dövdüler ve dışarı attılar. Bu, çağlar boyu böyle sürüp gitti.
Kadını asırlardır horlamaktan bıkmayan bu zâlimlerin ellerini İslâm havada yakaladı, kadını kurtardı. Onun asırlardır örselenen nârin vücudunu, şerefin timsalidir diye nâdide kumaşlara sardı.
İslâm’ın ortaya çıktığı çağda kadın Türk Milleti hariç, hemen bütün milletlerde aşağılık mahlûk diye kabul ediliyor, zelil, hakir ve esir bir durumda bulunuyordu.

KADIN HAKKINDA İSLAM’IN GETİRDİĞİ YENİ HAYAT NİZAMI
İslâm dini mağdur olan kadının imdadına yetişti. Cemiyet hayatında kadının da bir yeri olduğunu takdir edemeyenlere İslâm, mâkul ifadelerle bu gerçeği kabul ettirdi.
Kadını içinde bulunduğu yürekler acısı durumdan kurtardıktan sonra İslâm’ın ona lütfettiği maddî ve manevî imkânları sırayla gözden geçirelim:
1. Kadının insan olduğunu bile düşünmek istemeyen bazı Frenkler, onun hayvan mı, yoksa şeytan mı olduğunu münakaşa ediyorlardı. İslâm dini gerçeği onlara şöyle anlattı; “Ey İnsanlar! Doğrusu Biz, sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık.” 1
“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan da yine onun eşini var eden ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar türeten Rabbinizden korkun” (2)
2. İslâm, ruhî ve dînî bakımdan kadınla erkek arasında bir fark bulunmadığını şu İlâhî fermanlarla ilân etti: “Erkek veya kadın mü’min olarak kim yararlı işler işlerse, işte onlar cennete girerler, kendilerine zerre kadar zulmedilmez.” (3)
“Kadın, erkek, inanmış olarak kim iyi iş işlerse, ona hoş bir hayat yaşatırız, ecirlerini yaptıklarından daha güzeli ile öderiz.” (4)
“Rableri onlara şöyle cevab verdi: “Ben erkek olsun, kadın olsun sizden hiçbir çalışanın işini boşa çıkarmayacağım. Sizler birbirinizdensiniz.”5
3. Eski hukuk sistemlerinden birçoğuna göre kadın, miras hakkına sahip değildi. Kadın, ne kocasından, ne de babasından miras alabiliyordu. İslâm kadına yine kol-kanat gerdi: “Ana-babamn ve yakınlarının bıraktığından erkeklere hisse vardır. Ana-babamn ve yakınlarının bıraktıklarından kadınlara da hisse vardır. Onlar az veya çok belirli hisselerdir.” (6)
4. İslâm, kadına mülkiyet hakkının yanında ticaret ve tasarruf hakkını da verdi.
“Erkeklere kazandıklarından bir pay, kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır.!7Ayet-i kerîmesi bunu ortaya koydu. Bu sûrede kadın mal mülk sahibi olma hakkına sahip oldu.
Dünyanın medeniyet beşiği Amerika, kadına mülk ve tasarruf haklarını 20. yüzyılın başlarında verdi. Fransız kadını, kocasının izni olmadan harcama yapma hakkına hâlâ kavuşamamıştır.(8 > Halbuki İslâm Dini, 14 asır evvel bu haklan kadına vermiştir.
5. Evlendirilirken fikri bile sorulmayan kadın, erkeğin kölesi gibiydi. Bir mal gibi kiralanıyor, bir meta gibi alınıp satılıyordu.
Kadının şahsiyetine hiç değer vermeyen bu tatbikatı İslâm ortadan kaldırdı. Resûlüllah (s.a.s.) şöyle buyurdu: “Dul kadın, kendine velîsinden daha fazla sahip ve maliktir. Binaenaleyh, onun bu mevzûdaki (evlilik) kanaati alınmadan nikah yapılamaz. Evlenmemiş bir kızın da izni sorulmadan nikah kıyılamaz. Fikri sorulduğu zaman onun susması da izni sayılır.” 9 Demek ki kadın artık istemediği erkekle evlendirilmeyecekti.

Evlilik gibi hayatî bir mevzûda kabalığın, zorbalığın değil; sevgi, karşılıklı anlayış ve huzû- run esas olduğunu Kur’an-ı Kerim şöyle açıklıyordu: “Cinsinizden, kendileriyle huzûra kavuşasınız diye eşler yaratıp, aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi O’nun varlığının alâmetlerin- dendir. Bunlarda düşünen millet için ibretler vardır.” (10)
6. Cahiliyye devrinin pek keyfî bir şekilde kullandığı “boşama” âdetini, kadına karşı yapılan bir zulüm, bir haksızlık olmaktan çıkardı, kayıt ve şartlara bağladı. Kadınlara da güzel geçinmeyi tavsiye etti; “Onlardan hoşlanmıyorsanız sabredin, hoşlanmadığınız bir şeyi, Allah çok hayırlı kılmış olabilir.” (11) diyerek erkekleri daha itidalli davranmaya dâvet etti. Yine: “Size itaat ediyorlarsa aleyhlerine yol aramayın.” (l2) buyurarak erkekleri frenledi.
Hz. Peygamber de, “Evleniniz, fakat boşanmayınız; çünkü Allah zevkine düşkün erkeklerle, zevkine düşkün kadınları sevmez.” (13) buyurarak, boşanmanın gerektiğinde bir ilaç gibi kullanılmasını öğütlemiştir. Ayrıca erkeğe verilen boşama selâhiyetinin zevcenin aleyhine kullanılmasını önlemek için İslâm hukukunda tedbirler alınmış, boşamayı keyfîlikten kurtarmak için ciddî şartlar konmuştur.
İslâm’ın kadına verdiği haklar, Batılı birçok ünlü fikir adamlarının takdir ve hayranlığını çekmiştir:
Profesör Gaudeyroy-Demombynes; kadın hakları bakımından İslâm dininin Avrupa kadınlarından daha üstün olduğunu şöyle ifade ediyor. “Kadının son derece lehinde olan Kur’an hükümleri, nazarî bile olsa, ona şimdiki Avrupa kanunlarının temin ettiği şartlarından daha üstün müsait bir vaziyet bahşetmiştir.” (14)

Charles Ledh de diyor ki:
“Mevcut ahkâmıyla İslâm dini, eski Roma hukukuyla yeni medenî kanunlarımızın ekserisinden daha insânîdir. Çünkü bizim kanunlarımızda, kadınla beraber ihtiyarlık çağına gelmiş analarla babalar ekseriyetle ihmal edilmektedir.(15)
İslâm’da kadının müstesna bir yeri vardır.
İslâm’ın Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.s.) hak dini getirip tebliğ edince ona ilkin bir kadın inanmıştı. “Allah bana Hatice’den hayırlı bir kadın vermemiştir. Bütün insanlar inanmazken o bana inanmıştı. Herkes beni yalanlarken o beni kabul etmiş, insanlar benden kaçarken o beni malı ile desteklemişti ve Allah bana, başka kadınlardan değil, ondan çocuk ihsan etmişti.” (l6)
Kadın aynı zamanda ilk İslâm şehididir. Am- mar’ın annesi Sümeyye, Mekke’de Müslümanlığı ilk kabul edenlerden ve bu yüzden dayanılmaz işkencelere uğrayanlardandı. Kureyşliler kendisine, kocası Yasir’e ve oğlu Ammar’a kızgın kumların üstünde demirden elbiseler giydirirler ve yakıcı güneşe terkederlerdi. Rasûlüllah (s.a.s.) bunu görünce: “Sabredin ey Yâsir ailesi! Varacağınız yer Cennettir.” buyururlardı.Nihayet ihtiyar Sümeyye, Ebû Cehil’in süngüsü altında can vermiştir. İlk İslâm şehidi!..(17)

İSLÂM’DA AİLE VE ÖNEMİ
İslâm’ın ulvî bir hedefi vardır; çoğalmak, büyümek, yayılmak. Allah’ın adını cihana duyurmak, O’na ibâdet edenlerin sayısını arttırmak. İnsanı yaratan, ona bu yüce hedefi gösteren Mevlâ, üreyip çoğalmayı, evlenip aile yuvası kurmaya bağlamıştır. Bu itibarla bekârları evlenmeye teşvik ederek şöyle emreder: “Beğendiğiniz kadınlarla evlenin.”fl8)
Evliliğin gayesinin de hayırlı, dinine, milletine bağlı evlat kazanmak olduğu, mü’minlere Kur’an’ın şu âyetiyle anlatılır:
Onlar ki, “Ey Rabbimiz, derler, bize zevcelerimizden ve nesillerimizden gözlerimizin aydınlığı olacak (salih evlatlar) ihsan et. Bizi takva sahiplerine rehber kıl.” (l9)
Birçok hadis-i şeriflerinde Hz. Peygamber (s.a.s.) de, inananları evlenmeye, âile yuvası kurmaya teşvik eder. Böylece yeni yeni nesillerle kâinat mâmur olacak, dünyanın süsü, zîneti olan yavrular hayata canlılık katacaktır; Allah’ı anıp, O’na ibadet eden nesil çoğalacaktır; evlilik suretiyle aralarında yeni yeni akrabalıklar kuracak olan aileler, birbirlerine ülfet edip sevgiyle bağlanacaklar, muhabbetle kucaklaşacaklardır. Evlenen insanlar bu sûretle nefislerini günaha düşmekten alıkoyacaklar, Allah’a huzur ve sükûn içinde yaklaşmanın yollarını arayacaklardır.
Hz. Peygamber (s.a.s.) bekârları evlenmeye teşvik ederek buyurur ki:
“Gençler! Ailesini geçindirecek kadar geliri olanların derhal evlensin! Çünkü evlenmek gözü haramdan daha fazla sakındırır, nefsi daha fazla korur. Evlenmeye gücü yetmeyenler oruç tutsun! Zîra oruç şehveti kırar.” (20)
Maddî imkânın az oluşu evlenmeye engel teşkil etmemelidir. Bir aileye lüks ve israf girdi mi bu temenninin elbette bir değeri olmaz. Evlenmeden önce verilen mehrin(21) çokluğu, düğün masraflarının hesapsız oluşu, günlük ev gelir ve giderlerindeki ölçüsüzlük, İslam’ın rûhu ile bağdaşmadığı gibi, fakirliğin evlenmeye engel teşkil etmemesi hususundaki temennimize de tatbik imkanı vermez. Hz. Peygamberimiz (s.a.s.)’i evlenme konusunda da rehber kabul edenlerin onun kızlarını, sahabilerini evlendirirken verdiği ölçüyü benimsemeleri gerekir. Fakir müslümanların da evlenmek suretiyle nefislerini günahtan korumaları gerektiğini kabul edenler, evlenmeyi zorlaştırmazlar. Rasûl-i Ekrem’in hayatından aldığımız şu misâl ibret vesilesi olmalıdır. (22)
Bir defasında Nebiyy-i Muhterem’in huzuruna bir hanım gelerek kendisini zevceliğe kabul etmesini istedi. Efendimiz gözlerini indirip sükût ettiler. Orada bulunan bir Sahâbi:
- “Ya Rasûlallah” dedi. “Bu hanımı benimle evlendirseniz olmaz mı?” Rasûl-i Ekrem ona:
- “Mehir olarak verecek bir şeyin var mı?” diye sordu. O Sahâbi:
- “Hayır Ya Rasûlallah, yanımda hiçbir şey yoktur.” dedi. Rasûl-i Ekrem:
- “Haydi git, araştır ve demir bir yüzük olsun bul, getir, tak.” buyurdu. Sahâbi kalktı, gitti. Bir müddet sonra dönüp gelerek:
- “Hayır ya Rasûlallah, dünyalık bir şey, demir bir halka bile bulamadım! Lâkin şu ihramım var; bunun yarısını verebilirim.” dedi.
Üzerine giyeceği bir gömleği bile bulunmayan bu fakir Sahâbıye RasûiüUah buyurdu ki:
- “İyi ama ihramın yarısı neye yarar? Geri kalan kısmıyla sen ne yaparsın? Onu sen giysen kadın açık kalır, kadın giyse sen açık kalırsın.”
Adamcağız bulunduğu yere oturdu. Uzun müddet öylece kaldı. Sonra üzüntülü bir halde kalktı, gitti. Onun ümitsiz hali Rasûlüllah’a dokundu. Arkasından birini gönderip çağırtarak:
- “Kur’an’dan ezberinde bir şey var mı?” diye sordu. Fakir Sahâbi:
- “Ezberimde şu sûre var, şu sûre var...” diye , saymaya başladı. Bunun üzerine Peygamberimiz:
- “Kur’an’dan ezberindeki sûrelerle seni bu kadınla evlendirdim.” buyurdu.(23)
Müslümanlar evlenme, evlendirme hususunda Peygamberlerinin sünnetini benimsedikleri takdirde fakirler için evlilik bir problem olmak- 1 tan çıkacaktır. “İffetli yaşamak düşüncesiyle evlenen kimseye Allah’ın yardım edeceğini”*24) ifa- _ de eden Hadis-i şerif de bunu göstermektedir. ,
Evlenip yuva kurma imkânına sahip bulunmayan Müslümanlara ise, mü’min kardeşleri yar- i dim etmelidir.
Ashab-ı Kiram da bekarlığı hoş görmez, bundan şiddetle kaçınırdı.
İbn-i Mesûd (r.a.) diyor ki: “On günlük ömrüm de kalsa Allah’ın huzuruna bekar olarak varmamak için, yine de evlenmek isterdim.”(25) İnanan zenginlere hitâben Cenâb-ı Hakk’ın şu âyeti celile’sini gözler önüne seriyorum:
“İçinizden bekâr olanları ve kölelerinizden, câriyelerinizden sâlih ve mü’min olanları evlendirin. Eğer fakir iseler, Allah (c.c.) Onları fazl-u keremi ile zengin yapar.” (26)

1) Hucurât: 13.
2) Nisâ: 1.
3) Nisâ: 124.
4) Nahl: 97.
5) Âl-i İmran: 195.
6) Nisâ: 7, 176.
(7) Nisâ: 32.
(8) El-Vahyu’l-Muhammedî, sh. 323.
(9) Sahih-i Müslim, Nikah, 66, 67.
(10) Rûm: 21.
(11) Nisâ: 19.
(12) Nisâ: 34.
(13) Feyzu7-Kadir, c.3, sh.: 242.
(14) Türklük ve Müslümanlık, sh,: 73.
(15) İslam’ın Etrafındaki Şüpheler, sh., 124.
(16) El-İsabe. c. 4. sh., 275.
(17) El-tsahe, c. 4. sh: 327
(18) Nisâ: 3.
(19) Nûr: 74.
(20) Sahih-i Buharî, Savm 10; Sahih-i Müslim, Nikâh bahsi, c. 1, Sh. 3.
(21) Mehir: Evlenme esnasında kadına takdir edilen nikâh bedeline denir. Muaccel ve müeccel olmak üzere ikiye ayrılır. Muaccel mehir nikah esnasında ağırlık nâmı ile verilen miktardır (Bugün ülkemizde felâket halini alan bir nevi başlık.) Müeccel mehir ise, nikâh akdi fesh edildiğinde (eşler ayrılınca), karı veya kocadan birinin vefatı vukuunda verilmek üzere, nikâhı akdederken tâyin olunan nikâh bedelidir. Mehir, kadının hakkıdır. Bu hak Allah Teâlâ tarafından erkekler üzerine vacip kılınmıştır. Cenâb-1 Hak Kurfan-1 Kerim’de: "Aldığınız kadınların mehirlerini yürekten isteyerek, (Allah’ın) bir âtiyye(si) olarak verin. Bununla beraber, ondan birazını gönül hoşluğu ile bağışlamış olurlarsa, onu da içinize sine sine (afiyetle) yiyin" buyurmuştur. (Nisa: 4) Nikah esnasında mehir konuşulmamış, takdir edilmemiş bile olsa nikâh bedeli kadının hakkı olmakta devam eder.
(22) Yaşar Kandemir, İslâm Ahlâk Ders Notları, İst. 1975, Sh. 36-37.
(23) Buhari, Tecrid-i Sarih Tercemesi, Nikâh. C.ll. Sh. 293-294.
(24) Tirmizi, Fezailu’l - Cihâd, 20.
(25) İmam-1 Gazzalî, İhyâ-u Ulûmiddin, C. 2, Sh. 23.
(26) Nûr:32.