Makale

İNSAN HAKLARI

Lütfi ŞENTÜRK./ Din İşleri Yüksek kurulu Üyesi

İNSAN HAKLARI

Birleşmiş Milletler insan Hakları Evrensel Beyannamesi bundan 50 yıl önce 10 Aralık 1948 tarihinde yayınlanmıştı. .. Bu beyanname ile insan Hakları Koruma altına alınmış oluyordu.
Biz söz konusu beyannamenin 50. Ci yıldönümü münasebetiyle İslam Dini’nin insan haklarına verdiği önem üzerinde kısaca durmak istiyoruz.

İslam Dininin iki ana gayesi var-dır. Birisi tek olan, eşi ve dengi bulunmayan Allah’a inanmak ve yalnız O’na ibadet etmek, ikincisi de Allah’ın bütün yaratıklarına iyi davranmaktır.
İslam, bütün yaratıklara, özellikle en üstün yaratık olan insana şefkat ve merhamet göstermeyi benimsediği içindir ki, bu dini tebliğ etmek üzere gönderilen son Peygamber Hz. Muhammed Mustafa Sallallahu aleyhi ve sellemi ilk defa tanıyan ve etrafında ilk defa toplananlar haklan ellerinden alınmış, toplum içinde hor ve hakir görülen insanlar olmuştur. Bunlar İslam Dininin haklar bakımından insanları eşit kabul ettiğini, aralarında fark görmediğini öğrenince, Onu hemen kabul edip müslüman olmuşlardı. Bu insanların Hz. Muhammed’in yanında itibar gördüklerini gören ve bunları horlayan insanlar bundan rahatsız ol-muşlar. Peygamberimize başvurarak bunların uzaklaştırılması şartıyla müslümanlığı kabul edebileceklerini, çünkü bunlarla bir arada olmalarının mümkün olmadığını teklif etmislerdi. Bu kabul edilemez teklifler karşısında.. Kur’an-ı Kerim şöyle diyordu; “Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenle birlikte candan sebat eti Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık plan kimseye değer verme.
İslam Dini insan haklarına büyük önem vermiştir. Kur’an-ı Kerim ve Peygamberimizin sünneti incelendiği zaman, insan haklan ile ilgili emir ve tavsiyelerin; çoğunluğu teşkil ettiği görülecektir.
Kur’an-ı Kerim, insanların doğarken eşit haklara sahip olarak dünya-ya geldiklerini, aralarında herhangi bir üstünlük bulunmadığını bildirir. Bu konuda Hucürat Suresinin 13’ncü Ayet-i Kerimesinde şöyle buyurulur:
"Ey insanlar! Doğrusu biz, sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki, Allah yanında en değerli olanınız; O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphe-siz Allah bilendir, her şeyden haberdardır."
Peygamberimiz de şöyle buyurmuştur:
"İnsanlar tarağın dişleri gibi eşittir. Hiç kimsenin başkası üzerin-de -Allah korkusu hariç- bir üstünlüğü yoktur."(2)
Peygamberimiz insan haklarına büyük önem verirdi, insan hakkıyla Allah’ın huzuruna çıkmamamızı her vesile ile öğütlerdi. Çünkü Allah’ın katında hesap verilirken, kul hakları sahiplerine mutlaka ödenecek, hiç kimseye haksızlık yapılmayacaktır. Peygamberimizin şu hadis-i şerifi ne kadar düşündürücüdür. “
‘Kıyamet gününde mutlaka haklar sahiplerine verilecektir. Hatta boynuzlu koyundan boynuzsuz koyunun öcü alınacaktır."3 ,
.Düşünmesi bile insana dehşet veren böyle bir hesap gününde, kul borcu ile Mevla’nın huzuruna çıkmamamız için, O bize kendi nefsimizden daha yakın olan Sevgili Peygamberimiz, bizi böyle uyarıyor.
Bu konuda pek çok hadis-i şerif var. Bunlardan bir tanesi de Müslim’in Ebû Hureyre (r.a.) den rivayet ettiği şu hadis-i şeriftir.
“Peygamberimiz
- Müflis (iflas etmiş) kimdir, bilir-misiniz? diye sordu. Orada bulunanlar-
- Bize göre müflis, parası ve malı kalmayan kimsedir dediler. Pey-gam berimiz bu değerlendirme üzerine:
- Benim ümmetimin iflas etmiş olanı o kimsedir ki; Kıyamet günün-de namaz, oruç ve zekatla (yani bu ibadetleri yapmış olarak) gelir, fakat şuna sövmüş, şuna iftira etmiş, şu-nun malını yemiş, bunun kanını dökmüş ve şunu dövmüş (bu insan haklarına da saygı göstermemiş). Bundan dolayı onun yapmış olduğu iyiliklerinden sözü geçenlerin herbi-rine verilir. Üzerindeki (kul) hakları ödenmeden iyilikleri tükenirse, hak sahiplerinin günahları o kimseye yükletilir, sonra o kimse cehenneme atılır. (İşte gerçek müflis bu kimsedir)"(4)
Bu hadis-i şerif insan haklarının ne kadar önem taşıdığını, insan haklarına riâyet etmeyen kimselerin, kıyamet gününde dünyada kazandıkları iyilikleri de kaybederek çok kö-tü duruma düşeceklerini açık bir şekilde bildirmektedir.
Bu konuda peygamberimizin bir başka uyarısı da şudur:
Ibn Mes’ud el-Ensârı anlatıyor:
"Ben uşağımı kamçı ile dövüyordum. Arkamdan:
- Ey Ebâ Mes’ud! Sen bil ki, diye bir ses işittim. öfkemden bu sesin ne olduğunu anlayamadım. Bana yaklaşınca bir de baktım ki. Peygamberimiz Efendimiz. bana:
- Ey Ebâ Mes’ud! İyi bil ki. senin bu uşağa karşı kudretinden, Allah’ın senin üzerindeki kudreti daha büyüktür, buyurdu. Bunun üzerine ben de (bu yaptığım işkenceye keffaret olsun diye):
- Bu köle Allah rızası için hürdür, dedim (ve köleyi âzad ettim) Peygamberimiz:
- Eğer böyle yapmasaydın (Köleyi hürriyetine kavuşturmasaydın) seni ateş yakardı, buyurdu.(5)
İnsan hakları deyince akla ilk gelen, hayat hakkıdır. Diğer haklar bundan sonra gelir. Herkes yaşama hakkına sahiptir. İnsanı bu haktan ne kendisinin ne de başkasının mahrum etmeye yetkisi yoktur.
Bunun için İslam Dini haksız yere cana kıymayı en büyük günahlardan saymıştır: Kur’an-ı Kerim’de:
“Her kim bir cinayet işlememiş, kimseyi öldürmemiş ve yeryüzünde fesat çıkarmamış olan bir şahsı öldürürse sanki bütün halkı öldürmüştür. Her kim de-, bir kimseyi diri bırakırsa (yaşamasına sebeb olursa) bütün insanları ihya etmiş gibi olur. Buyurulmuş ve hayat hakkının önemine dikkat çekilmiştir.
Yaşama hakkı bir temel haktır. Bu hakkı insana Allah Teâlâ vermiştir. Allah’tan başka hiç kimsenin bu haktan onu mahrum etmeye yetkisi yoktur. Buna kalkışan kimse yani başkasının hayatına son veren kimse, büyük günah işlemiş ve Allah’ın azabını haketmiş olur.
Kıyamet günü insanlar sorgulanırken ilk önce bu suçtan, haksız yere insan canına kıyma suçundan sorguya çekilecekleri, Peygamberimiz tarafından bildirilmiştir.
Esasen dinimizin beş ana hedefi vardır. Bunlardan birisi de insanın kendi hayatını korumasıdır. Bu sebeple, insanın kendi hayatını koruması uğrunda öldürülmesi halinde şehit olacağı da Peygamberimiz tarafından bildirilmiştir.
Bir insanın başkasını öldürmesi, büyük günah olduğu gibi, kendi hayatına kıyması da yani intihar etme- j si de aynı derecede büyük günahtır. Çünkü hiç kimse kendi hayatıyla ilgili bir tasarrufta bulunmaya yetkili kılınmamıştır.
Mülk edinme hakkı da önemli haklardan birisidir. Hiç kimse bir başkasının malına dokunmaya, malını elinden almaya yetkili değildir. Bunun için İslamiyet hırsızlığı, dolandırıcılığı, yağmacılık ve çapulculuğu yasaklamış-, bu yolla elde edilecek malın mülkün helal olmadığını bildirmiştir.
İslamiyet’te, din ve vicdan özgürlüğünün de temel insan hakları arasında önemli bir yeri vardır. Konu ile ilgili K.ur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur.
‘Dinde zorlama yoktur.”
* (Ey Muhammed) Eğer Rabbin dileseydi yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. O halde sen, inanmaları için İnsanları zorlayacak mısın?”9
* (Ey Muhammed) öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt vericisin, onların üzerinde bir zorba değilsin.” 10
Dinde zorlama olmayınca İslamiyet de olsa- bir inancı insanlara zorla kabul ettirmek veya inandıklarından onları vazgeçirmek doğru olmaz ve bu mümkün değildir. İşte yukardaki Ayet-i Kerimeler bunun doğru olmadığını açık bir şekilde ifade etmektedir, özet olarak söylemek gerekirse, İslamiyet insan haklarına büyük önem vermiştir. Burada, İslamiyet’in korumayı hedeflediği beş şeyi hatırlatmak yeterli olacaktır.

1. Dini Korumak
2. Canı Korumak
3. Aklı Korumak
4. Nesli Korumak
5. Malı Korumak

(1) Kehf, 28.
(2) Keşfu’l-Hafa, H. NO: İ547.
(3) Müslim, Birr, 15.
(4) Müslim, Birr, 15.
(5) Müslim, iman, 8.
(6) Maide, 32.
(7) Buharı, Rikak, 48; Müslim, Kasame, 8.
(8) Bakara, 256.
(9) Yunus, 99.
(10) Gaşiye, 21-22.