Makale

Af ve Mağfiret Gecesi BERAT KANDİLİ

ŞÜKRÜ ÖZBUĞDAY/ Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi

Af ve Mağfiret Gecesi
BERAT KANDİLİ

Bereketli ve feyizli üç ayların içinde bulunan kandillerin üçüncüsü olan Berat Kandilini bir kere daha idrâk etmiş bulunuyoruz.
3 Aralık 1998 Perşembe akşamı Berat Kandilidir. Kamerî aylardan Şaban ayının 14’üncü gününü 15’inci gününe bağlayan geceye Berat Kandili denir.
Berat kandili, Ramazan ayının müjdecisi, Yüce Allah’ın engin af, mağfiret ve rahmetiyle bezeli çok kutlu ve pek mübarek bir gecedir.
“Beraet” sözünün kısaltılmış şekli olan ve dilimizde de kullanılan "BERAT" kelimesi, sözlükte "Borçtan, hastalıktan, suç ve cezadan kurtulmak" anlamına gelir. Dini bir terim olarak ise-, "Günahlardan arınmak, temize çıkmak, ilahi af ve rahmete nail olmak" demektir.
Allah’a kul olmanın manevi zevkine ererek hata ve kusurlarını itiraf eden, işledikleri günahların farkına vararak tevbe ve istiğfarda bulunan pek çok müminin ilahi rahmete kavuşup, günahlarından kurtulacakları ümit edildiği için, bu geceye “Kurtuluş Gecesi" anlamında Berat Kandili denilmiştir.
Berat Gecesi, öteden beri müslü- manlarca kutsal sayılmış, bu gecenin diğer gecelerden farklı bir şekilde geçirilmesi, bu gecede daha fazla ibadet edilmesi adet halini almıştır.
Hz. Peygamber (s.a.s.) bu gece ile ilgili olarak şöyle buyurmuşlardın
"AllahTeâlâ-rahmetiyle-Şâbanın on beşinci gecesi dünya semasında tecelli eder ve Kelb kabilesi koyunlarının kılları sayısından daha fazla kişiyi bağışlar."1
"Şâbanın ortasında gece ibadet ediniz, gündüz oruç tutunuz. Allah o gece güneş batmasıyla dünya semasında tecelli eder ve fecir doğana kadar, “Yok mu benden af isteyen onu affedeyim, yok mu benden rızık isteyen ona rızık vereyim, yok mu bir musibete uğrayan ona afiyet vereyim, yok mu şöyle, yok mu böyle! der.” 2
Hz. Aişe şöyle anlatır:
"Peygamberimiz bir gece kalktı, namaz kıldı. Secdeyi öyle uzattı ki, secdede öldü sandım. Bunu görünce kalktım. Elimle yağına dokununca kımıldadı, (Sevindim) ve yerime döndüm. Secdede şöyle niyaz ettiğini duydum:
-Allah’ım, azabından affına, gadabından rızana sığınıyor, senden yine sana iltica ediyorum. Şanın yücedir. Sana yaptığım senayı senin kendine yaptığın senaya denk bulmuyorum. Sana gereği gibi hamdetmekten acizim.
Başını secdeden kaldırıp namazı bitirince:
-Aişe, Allah’ın Rasulü sana haksızlık edecek mi sandın? buyurdu. Ben:
-Hayır, vallahi, ey Allah’ın Rasûlü böyle sanmadım. Ancak secdede uzun süre kaldığın için öldün sandım, dedim. Bunun üzerine Peygamberimiz:
-Bu gece hangi gecedir, biliyor musun? buyurdu. Ben:
-Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dedim. Peygamberimiz:
-Bu gece Şabanın on beşinci gecesidir. Allah Teâlâ, Şabanın on beşinci gecesinde kullarına, rahmetiyle tecelli buyurarak af dileyenleri bağışlar, merhamet isteyenlere rahmet eder, içini kin bürümüş olanları ise kendi hallerine bırakır.” 3 buyurdu.
Bir kısım alimlerin, kıblenin Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’dan Mekke’deki
Kabe istikametine çevrilmesinin, hicretin ikinci yılında, Berat Gecesinde vuku bulduğunu kabul etmeleri de geceye ayrı bir önem kazandırmıştır.
Yukarıdaki hadislerle, Hz. Peygamberin Şaban ayına özellikle bu ayın on beşinci gecesine ayrı bir önem vererek onu ihya ettiğine dair diğer rivayetleri göz önünde bulunduran bazı alimler, Berat Gecesini namaz kılarak, Kur’an okuyarak ve dua ederek geçirmenin sevaba vesile olacağını, bu geceye mahsus olmak üzere belli bazı ibadet ve kutlama şekilleri ihdas edip adet haline getirmenin ise dinde yeri bulunmadığını söylemişlerdir. Kaynakların belirttiğine göre, Berat Gecesine ait özel bir namaz da yoktur.’4
Berat Gecesi, af ve mağfiret gecesidir. Yüce Allah, insanı hem iyilik hem de kötülük işlemeğe elverişli bir kabiliyette yaratmıştır, insanoğlu, bazen aklını ve iradesini kullanarak, dinimizin emrettiği ve hoş gördüğü işleri yaparken, bazen de nefsinin ve duygularının etkisinde kalarak aksi davranışlarda bulunmaktadır.
Gerçekten de insanlar çeşitli sebeplerle bilerek veya bilmeyerek, hatalı davranışlarda bulunmaktadır. Bu durumda yapılması gereken şey, işlenen günahtan dolayı pişman olmak, Yüce Rabbimize tevbe etmektir.
Günahlar insanın içini çirkinleştiren birer lekedir. İstiğfar, yani, Allah’tan günahların affını dilemek, bu lekeleri temizleyen su ve sabun gibidir. İstiğfarla bu lekeler temizlenmezse gitgide insanın bütün içini kaplar, artık temizlik ve ulviyete karşı hissiz hale gelir. İşte, günah kirlerinden temizlenmek için gereken en önemli husus tevbedir.
Kul haklarının dışında, Allah’a karşı işlenmiş günahın tevbesi üç şarta bağlıdır:
1- Günahtan tamamen vazgeçmek,
2- Yaptığına pişman olmak,
3- Ve bir daha aynı günahı işlememek.
Eğer içinde kul hakkı bulunan bir kötülük işlemişse onun hakkını ödemek, helalleşmek de gerekir.
Allah’a peygambere, ahiret gününe ve İslam’ın emrettiği diğer hususlara inanan bir kişi, işlediği günahlardan dolayı kesinlikle ümitsizliğe kapılmamalı ve ilahi rahmetten ümidini kesmemelidir. Çünkü Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurulun
“Ey Muhammedi De ki: Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allah, günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır. Merhametlidir.”5
Bundan dolayı, günahkar kişi, işlediği günahların büyüklüğüne değil, Cenab-ı Hakkın rahmetinin genişliğine bakmalıdır.
Yüce Allah’ın rahmetinin genişliğine dair bir hadis-i şerifte şöyle bir olay anlatılır: Peygamber Efendimiz bir gün, Hevazın Kabilesinden getirilen esirler arasından, çocuğunu aramakta olan bir kadın gördü. Kadın çocuğunu bulunca onu bağrına basmış, ve emzirmeğe başlamıştı. Bunun üzerine sevgili Peygamberimiz, etrafındaki arkadaşlarına: “Bu kadının kendi çocuğunu ateşe atacağını düşünebilir misiniz? diye sormuş, arkadaşları da “Hayır kesinlikle atmaz.” cevabını vermişlerdi. O zaman Peygamberimiz: “Gerçekten Yüce Allah’ın kullarına olan merhameti, bu kadının çocuğuna olan merhametinden daha fazladır.” buyurmuşlardır.6
Başka bir hadiste, Cenab-ı Hakkin rahmeti yüz parçaya ayrıldığı, doksan- dokuzunu kendi katında bulundurduğu, sadece bir parçasını yeryüzüne indirdiği ve işte bu bir parça ile, yaratıkların birbirlerine şefkat ve merhamet ettiği bildirilmektedir.
Rahmeti geniş olan ve "Rahmetim gazabımı geçti."(7) buyuran Yüce Allah, gerçek bir pişmanlık duyup, kendisine dönen ve tevbe eden kullarını bağışlayacağını pek çok ayette belirtmiştir. Bunlardan birkaçının meali şöyledir:
“Allah şüphesiz daima tevbe edenleri sever."8
“Onlar fena birşey yaptıklarında veya kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı anarlar, günahlarının bağışlanmasını dilerler. Günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir? Ve onlar, bile bile yaptıklarında ısrar etmezler."9
"Allah’tan mağfiret dile, Allah bağışlar ve merhamet eder." "10
Dinimiz, tevbe ve istiğfarı, Allah ile kul arasında gerçekleşen bir olay olarak görür. Müslüman tevbe ve bağışlanma dilerken, başka bir yardımcıya ve aracıya gerek duymadan görevini yerine getirebilir. Allah’ın biz kullarına açmış olduğu tevbe kapısını sık sık çalmalı, günahlarımızdan bağışlanma dilemeli ve gerçek huzurun bunda olduğunu bilmeliyiz.
Sevgili Peygamberimiz, bizlerin tevbe etmesinden dolayı Rabbimizin sevincini; ıssız çölde devesini kaybedip de tekrar bulan kişinin sevincinden daha fazla olduğunu11 haber vermektedir.
Yaptığımız bu kadar günah ve isyana rağmen, bu kadar kolaylıklar ve müjdeler veren yüce Allah’a karşı, nasıl tevbe etmeyelim, nasıl günahlarımızdan temizlenmeyi ondan istemeyelim? Fahr-i Cihan Efendimiz dahi, “Ben günde yetmiş kerre Rabbime istiğfar ederim." 12 demiştir. Kul, tevbe ve istiğfar ile rabbine yönelince, Allah’ın rahmet deryası coşar, O kul, günahını yıkar, temizler. Kulun gözünden akan bir damla pişmanlık yaşı üzerine ilahi rahmet yağmurlarını yağdırır, kalpteki çeri çöpü temizler, giderir. Demek ki tevbe ve istiğfar, kul için bizatihi rahmettir. Tevbe ve istiğfar, insan ruhunu sıkıntılardan kurtaran bir ilaçtır. Yüce Peygamberimiz, gerçekten günahın insan ruhunu bunalımlara, huzursuzluklara sokan bir hastalık olduğunu nasıl keşfetmiş ve bunun ilacını da ne kadar isabetle göstermiştin Hastalığınız günahlarınız, ilacınız da tevbe ve istiğfardır. İnsan tevbe ve istiğfar edince, günahından temizlendiğine inanır, üzerine çöken kabusları atar, ferahlar, kurtulur, huzur bulur.
Önemli olan, can boğaza gelmeden önce, Yüce Allah’ın rahmet kapılarından gereği kadar faydalanmalı ve tevbemizi, "Allah merhametlidir, bağışlayıcıdır.” diyerek geciktirmemeliyiz. İşte Berat Kandili, Allah’ın sonsuz ve sınırsız rahmet ve mağfiretinden istifade edebilmemiz ve yapacağımız istiğfarlarla temizlenmiş bir insan olmamız için ilahi bir fırsattır.
Mübarek Berat Kandilinde bir taraftan Yüce Rabimizin bizi affetmesi ve büyük ecirler lütfetmesi için kendisine dua ederken, diğer taraftan anne ve babamızın hayır dualarını almaya, akrabalarımızla olan ilişkilerimizi güçlendirmeye çalışmalıyız. Diğer taraftan felakete uğramış zavallı insanları, fakir ve yoksulları, bakıma muhtaç kimsesiz çocukları, yetimleri, ıstırap çeken hastaları hatırlayarak, gereken şefkati göstermeli ve yardım yapmalıyız. Ayrıca, bu mübarek kandil gecesinin aydınlığında, kırdığımız gönüllleri de tamir etmeli, dargın olduğumuz kimselerle barışmalıyız. Hiç şüphesiz yapacağımız bu hayır ve davranışlar, Yüce Allah’ın rızasına ermemize vesile olacağı gibi, millî birlik ve bütünlüğümüzün pekişmesinde de önemli rol oynayacaktır.
Mübârek Berat kandilinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diler, okuyucularımızın kandillerini tebrik ederim.

(1) Tirmizî, Savm, 39; Ibn Mace, ikame, 191.
(2) Ibn Mace, ikame. 191.
(3) Et-Terğib ve’t-Terhib, Beyrut, 1968, C2, S. 119.
(4) T.D.V. İslam Ansiklopedisi “Berat Gecesi" maddesi, C 5, S. 475.
(5) Zümer, 53.
(6) Riyazu’s-Salihîn, c. 1, s. 453, Hadis No: 421.
(7) Riyazu’s-Salihîn, c 1, S. 454-455, Hadis NO: 423.
(8) Bakara, 222.
(9) Al-i imran, 135.
(10) Nisa, 106.
(11) Riyazu’s-Salihîn, c.1, s. 19, Hadis No:15.
(12) Riyazu’s-Salihîn, c.3, S.387, Hadis No:1902.