Makale

İSLAM’DA EĞİTİM ÖĞRETİM

İSLAM’DA EĞİTİM ÖĞRETİM

HAYATİ OTYAKMAZ

Her sene 24 kasım günü “Öğretmenler Günü” olarak kutlanmaktadır. 1998 Yılı Öğretmenler Günü hepimiz için kutlu olsun.
Yüce Dinimiz İslâm, insana en büyük değeri vermiştir. Onu varlıkların en üstünü, en şereflisi olarak değerlendirmiştir.
Bu üstün varlıklığa hizmet eden, gelişmesine zemin hazırlayan, eğitip terbiye eden kişilere de yine Dinimiz büyük değer vermiştir.
Yüce Dinimiz İslâm; bilginin dostu, cehâlet ve bilgisizliğin düşmanıdır. Son ilahf mesaj olan Kur’an-ı kerim; “OKU” emriyle başlamakta ve insanlara bilgi edinmenin en sağlıklı yolunu göstermektedir. Şöyle ki:
"Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı. İnsana bilmediklerini belleten, kalemle (yazmayı) öğreten Rabbin, en büyük kerem sahibidir."2
İslâm Dini, bilgi ve bilgini övmekte, cehâleti ise kesin bir dille yermektedir. Kur’an-ı Kerim, yaratılış açısından insanların eşit olduğunu bildirdiği halde; bilgili olup olmaması açısından insanlar arasında ayırım yapmakta ve bilgili olanları bilgisizlerden üstün tut- - maktadır.
" (Resulüm!) De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir \ olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür."3 ^
“Kulları içinde ancak âlimler, Allah’tan (gereğince) . korkar."4
Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), bilgiye ve bilgine ’ derin saygı duymuş-, Müslümanların bilgili ve şuurlu olması için büyük bir gayret göstermiştir.
Sözgelimi, savaş şartları içinde bile eğitim ve öğretimden uzak kalınmamasını önermiştir. Mes- cid-i Nebevi’nin bir köşesinde yaptırdığı "SUFFE” denen yeri, yatılı öğretmen okulu olarak hizmete açmıştır. Ayrıca mahalle ve semtlerde “KÜTTAB” adı verilen eğitim ve öğretim merkezlerinin hizmete girmesini sağlamıştır.
Bu sebepten "ASR-I SAADET” adı verilen İslâm’ın ilk yıllarından itibaren Müslümanlar eğim ve öğretime büyük önem vermişlerdir. Başta câmi ve mescidler olmak üzere kütüphaneler, medreseler, dâru’l-kurrâ’lar, dâru’l-hadisler ve değişik seviyede çeşitli eğitim ve öğretim müesseseleri kurmuşlardır. Eğitim ve öğretim için her türlü fedakârlığı göze almışlardır. Bedir harbinde görüldüğü üzere okuma-yazma öğretimini sağlamak için savaş esirlerinden bile yararlanılmıştır. 10 kişiye okuma-yazma öğreten savaş esirleri serbest bırakılmışlardır. Bu da bir nevi eğitim ve öğretim seferberliği değil midir?..
Rasül-i Ekrem (s.a.s.) Efendimiz: "Ben, insanlara muallim (öğretmen) olarak gönderildim." buyurmuştur.’51
Peygamber Efendimiz hayatı boyunca yüzlerce insanı fikren aydınlatmış, ruhen yüceltmiştir. Mus’ab b. Umeyr ve Habbab b. Eret... gibi genç sahabeler de eğitim ve öğretime gönül veren kişilerin başında gelir. Rasûlullah (s.a.s.), genç sahabe Mus’ab b. Umeyr’i Medine-i Münevvere’ye öğretmen olarak göndermiş, bu sahabe yaptığı çalışma ve tebliğle Medine’nin Hicret’e uygun bir yer hâline gelmesinde büyük katkılar sağlamıştır.


Dinimiz İslâm bilgi edinmede, edinilen bilgiyi öğretmede hiçbir sınır tanımamı5tır. yüce Kitâbımız Kur’an-ı Kerim de çok sayıda âyet-i kerime ilimden, âlimden, Kalemden, okuma ve yazmadan, tefekkürden, aklı kullanmaktan... bahsetmektedir.
Hatta Mısırlı Tantavi Cevheri ilme teşvik eden, ilimden bahseden âyetlerin sayısının 760 kadar olduğunu söyler.
Şu gerçek unutulmamalıdır ki, Allah Teâlâ’nın güzel isimlerinden (Esmâu’l- Hüsnâ) biri de Âlim (bilen) ve Alîm (çok bilen, bilgisinin sınırı olmayan) dir.
Kur’an-ı Kerim, bütün varlıklara bakıp olanları, olayları incelemeyi ve onlardan ibret almayı bize emretmektedir: Yerlerden, göklerden, yıldızlardan, Ay’dan, Güneş’ten, yağmurdan, buluttan, bitkilerden, hayvandan, deniz ve karalardan, nehirlerden, bitkilerin toprakta bitip renk renk çiçek açarak büyümesinden; karıncanın, arının çalışmasından, bunların toplum yaşayışından bahseder. Bunları düşünüp, incelemeye teşvik eder. Varlık kitabını okuyarak, ondan ibret almamızı ister. Bütün bunlar ilmî araştırmaya yol açar.
Müslümanların ilk öğreticisi Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.): "Ya Rab, ilmimi artır.” diye duâ ederdi.6
Sevgili Peygamberimizin ilme teşvik eden hadis-i şeriflerinden bazılarını şöyle zikredebiliriz:
“İlim öğrenmek her Müslümana farzdır." m
“Beşikten mezara kadar ilim öğrenin.” 8
“İlim çinde de olsa arayın."9
“ Cenab-ı Hakk bir kimse hakkında hayır murad ederse, onu dinde bilgi sahibi kılar." "10
"Bir saat ilme çalışmak, bir gece nâfile ibâdetten hayırlıdır.”
“İlim İslâm’ın hayatıdır. İmânın direğidir.” 12
“İlminden faydalanılan âlim, bin âbidden hayırlıdır.” ’13
“İlim elde etmek için yola çıkan kimse, dönünceye kadar Allah yolunda cihadda demektir.”14
“Âlimlere tabi olun, onlar dünyanın ışıklarıdır. Ahi- retin aydınlatıcılarıdır:’15
"Sen ilme sarıl, zira ilim mü’minin dostudur.”16
“Sen, ya bilen, ya öğrenen, ya dinleyen veya ilmi seven ol. Bunların ötesinde beşinci olursan mahvolursun." 17
“En faziletli amel ilimdir. İlmin azı da çoğu gibi yararlıdır.” 18
"Âlimlere ikrâmda, saygıda bulunun. Onlar peygamberlerin varisleridir.” "19
“En faziletli sadaka Müslümanın ilim öğrenip, sonra onu Müslüman kardeşine öğretmesidir.”20
“İlim sahipleri yeryüzünün yıldızları gibidir. Karada ve denizde karanlıklarda onlar sayesinde yol bulunur. Yıldızlar sönünce yol bulunmaz olur ve yol şaşı- rılır.”21
"Cennet bahçelerine uğrarsanız, onlardan faydalanın, istifade edin. "Cennet bahçeleri nedir?" dediler: “İlim meclisleri, öğretim yerleridir." buyurdu.22
Görüldüğü üzere ilmin şeref ve kadrini belirten hadis-i şerifler pek çoktur. İslâm Dini’ne göre ilim öğrenmek farzdır. İlme çalışmak, Allah’ı teşbih etmek gibi sevaptır. İlim peşinde koşmak, Cennet yolunda olmak demektir. İlim öğretmek, sadaka vermek gibi hayırlıdır. Haram ve helâl ilmini öğrenmek, hekese farzdır. İlim insanların yolunu aydınlatır. Kitaplar insanlar için en vefalı arkadaştır. Âlimlerin kitap yazdıkları mürekkepler, şehitlerin kanı gibi aziz sayılmıştır. Allah’ın rahmeti daima ilim meclisleri üzerine iner. İlmin üstünlüğü her yerde ve her dilde öğülmüştür.
Hz. Ali (r.a.): "İlmin derecesi bütün derecelerin üstündedir..” buyurmuştur."23
Ayrıca Hz. Ali Efendimizin: “Bana bir harf öğretenin kölesi olurum.” buyurduğu rivayet edilir.
Merhum Mehmed Akif; Cemiyetimizin kalkınması ve felâketlerden kurtuluş çarelerini anlatırken, ilmin önemini vurgulamıştır. Şöyle ki:
a) Bizi yaşatacak maariftir:
"Bunların hepsi emin ol ki cehâlettendir."24
"Bu cehâlet yürümez-, asra bakın: Asr-ı ulûm!"25
"Maarif, Maarif!.. Bizim için başka çare yok-, eğer yaşamak istersek her şeyden evvel maarife sarılmalıyız. Din de maarifle, ahirette maarifle.. Hepsi, her- şey maarifle kaim 26
b) İlmin değeri:
“Diyor Kur’an: "Bilenler, bilmeyenler bir değil. Heyhat
Nasıl yeksan olur zulmetle nûr, ahyâ ile emvât"27
c) Öğretmenin vasıflan:
“Muallimim, diyen olmak gerekir imânli;
Edepli, sonra liyakatli, sonra vicdanlı.
Bu dördü olmadan olmaz: Vazife, çünkü büyük.” (28)
d) İlkokulların büyük ehemmiyeti:
“Demek ki atmalıyız ilme doğru ilk adımı.
Mahalle mektebidir işte en birinci adım.”29
e) Asrın ilimleri öğretilmeli:
"Giden üçyüz senelik ilmi sık elden edinin."30
Ayrıca ilmin kıymeti amelîdir. İlimden beklenen.
İlim muhiti teşekkül etmelidir. Müsbet ilimle mücehhez, Avrupa’da tahsil görmüş, oradaki faydalı kaynakları burada yaşatabilen kafası işler bir gençlik yetiştirmelidir. Garb’ın yalnız ilim ve fenni alınmalıdır:
"Alınız ilmini Garb’ın-, alınız san’atını.”
“Sâde Garb’ın yalnız ilmine dönsün yüzünüz.”
"Heriflerin ilimlerini, fenlerini almalı."31"
Sonuç olarak diyebiliriz ki:
Peygamber Efendimiz (s.a.s.), cahil bir kavmi bilgi sahibi yaptı, karanlıklardan aydınlığa kavuşturdu. Onlara kitap ve hikmeti öğretti. Tarihte benzeri görülmeyen bir değişiklik ve ilerleme yaptı. Böylece o cahil kavimden faziletli bir millet meydana çıkardı. İslâmiyet’ten önce karanlıklar içinde boğulan o kavimden, aydın bir toplum ortaya çıkardı.
İslâmiyet sayesinde Asr-ı Cehâlet’ten, Asr-ı Sa- âdet’e erişilmiş oldu.
Islâm’a sarılan Müslümanlar aklî ve naklî ilimlerde nice çalışmalar yaptılar. Böylece ilmin her dalında şöhret sahibi bilginler yetiştirildi. Nice icad ve keşifler yapıldı. Eğer Müslümanlar gerçek mânâda İslâm’ın önem verdiği şekilde ilme ve eğitime değer verirlerse, yeniden büyük bilginler yetiştirilirse hayâl olmaz.


(1) Tîn , 4; isrâ; 70.
(2) Alak-, 1-5.T.D.V. Meali.
(3) Zümer; 9.
(4) Fâtır; 28.
(5) S. ibn-i Mâce, Mukaddime, 1/95.
(6) Tâhâ; 114.
(7) EI-Fethu’l-kebîr, 2/213-, İslam’da Eğitim ve öğretim, Osman KES-
KİOĞLU, D.İ.B. Yayını, 1985, S. 15 vd.
(8) A. Hamdi AKSEKİ, İslâm, Sh.: 332.
(9) El-Fethu l-Kebfr, 1/193.
(10) Et-Tâc-, 1/61.
(11) El-Fethu’l-Kebîr, 2/213.
(12) A.g.e. 2/250.
(13) A.g.e. 2/221.
(14) A.g.e. 23/118.
(15) A.g.e. 1/28.
(16) A.g.e. 2/234.
(17) A.g.e. 1/204.
(18) A.g.e. 1/207.
(19) A.g.e. 1/226.
(20) A.g.e. 1/210.
(21) A.g.e. 1/413.
(22) A.g.e. 1/155.
(23) Osman KESKİOĞLU, a.g.e. sh. 19.
(24) Prof. Dr. Faruk Kadri TİMURTAŞ, Mehmed Âkif ve Cemiyetimiz, sh: 119, Kül. Bak.Yay. Ank. 1987.
(25) A.g.e. sh. 119.
(26) A.g.e. Sh. 119.
(27) A.g.e. sh. 120.
(28) A.g.e. sh. 121.
(29) A.g.e. Sh. 121.
(30) A.g.e. sh. 121.
(31) A.g.e. Sh. 130.