Makale

HİDAYET- DALÂLET MESELESİ

HİDAYET- DALÂLET
MESELESİ

Mustafa ERDEM
Akçakale Müftüsü

Haşan el- Basrî, insanların kendilerinin iyi işler yapabilme gücüne sahip olduklarını kabul etmekle bereber hidâyetin Allah’tan dalâlet ve kötülüğün insanlardan olduğuna inanır. "
Hidâyet ve dalâlet meselesinde Haşan el-Basri’nin risalesinde şu noktalar dikkatimi çekmektedir:
"Kalplerinde eğrilik bulunup (başkalarını saptırmak maksadı ile muteşabih âyetlere tabi olan..." kavmin helak olduğunu söyleyen Haşan el-Basri, onların hoşlanmadıklarım Allah’a, hoşlandıklarını kendi nefislerine nispet ettiklerini söyler.
Hasan el-Basri, Allah’ın insanları saptırmadığını ancak hidâyet ettiğini ve kendilerini temize çıkarmak isteyenlerin hangi şeyleri tartıştıklarım şöyle ifade eder: “Allah Teâlâ “Allah, istediğini saptırır, istediğini de doğru yola götürür”14’ demiştir, derler. Fakat âyetin öncesine ve sonuna bakmazlar. Ayetlerin öncesine ve sonunun dalâlet ettiği manayı düşünseler, dalâlate düşmezler.”
“Hidâyet etmek bize aittir...” 6 âyetinden hareketle hidâyetin Allah’tan, sapıtmanın kullardan olduğunu söyleyen Haşan el-Basrî, Emîru’l-Mü’mi- nîn’i Allah’ın şu sözlerini düşünmeye davet eder:
“Bizi ancak günahkârlar saptırmışlardır” 11 ve “Samirî onları baştan çıkardı”’8’ ve “Şeytan insana apaşikâr bir düşmandır”’9’ “Semûd’a gelince, onlara dosdoğru yolu göstermiştik, fakat körlüğü hidâyete tercih ettiler, onları işleyip kazandıkları yüzünden kör edici azabın yıldırımı tuttu.”ll0>Bu âyetlerden anlaşıldığına göre yol gösterme işi Allah’tan başlamış ve onların körlüğü hak kazanmaları, heva ve heveslerine uymaları neticesinde olmuştur.” “(Ey İnsan) sana gelen her iyilik, Allah’tandır.
Sana gelen her fenalık ise; kendindendir.” mealindeki Allah’ın âyeti üzerinde de ihtilafa düşdük- lerini söyleyen Haşan el-Basrî, “De ki: Hepsi de Allah’tandır. Fakat bu adamlara ne oluyor kendilerine anlatılanı anlamağa yanaşmıyorlar?” âyetini delil getirip itirazlarını şöyle cevaplandırır: “ Bu âyeti kendilerine göre taat ve ma’siyetle tefsir ediyorlar ve küfür, isyan, zulüm, cevr, bühtan ve bütün kötülüklerin Allah’tan geldiğini iddia ediyorlar.” 041
Bütün bu açıklamalarıyla Haşan el-Basri’nin iyiliğin Allah’tan geldiğini, sapıtmanın ise-yaratan Allah olmakla beraber-insandan olduğuna hükmettiğini öğreniyoruz.
Hidâyeti, Allah’ın emrini dinleyip o emre en güzel şekilde uyma olarak değerlendiren Haşan el- Basrî, Emiru’l-Mü’minîn’e hidâyetle ilgili “o kullarımı müjdele ki, sözü dinler ve onun en güzeline uyarlar. Allah’ın hidâyet ettikleri bunlardır. Tam akıllı insanlar da bunlardır.” âyetini iyi düşünüp manasını anlamasını ister."’
Haşan el-Basrî, “De ki: Ben yanılırsam, kendi aleyhime yanılmış olurum. Hidâyete nail olursam bu da Allah’ın bana olan vahyi sayesindedir.”’ âyetini delil getirerek Allah’ın hidâyetinin verilmeşini kendinden, yanılmanın peygamberinden olduğuna hükmettiğini söyler.’
Ey Emîre’l-Mü’minin! Peygamber yanıldığı vakit, yanılmanın kendisinden olmasını kabul edip, yanlışlığın bizden olabileceğini kabul etmez misin? diyen Haşan el-Basrî, Allah Teâlâ’mn “hidâyet etmek bize aittir...” buyurduğunu, “dalalete götürmek bize düşer,” demediğini belirterek halifenin Allah’ın kitabına hakkını vermesini, onu tahrif ve olmayacak şekilde te’vil etmemesini söyler.
Allah’ın insanı dalâlete götürmediğini belki insanın kendisi bunu isteyip yaptığını söyleyen Haşan el-Basrî, “...Birçoklarını dalâlette bırakır, bir çoklarına da hidâyet nasip eder. Dalâlette kalanlar ancak fasıklardır. Bu fasıklar, Allah ile müebbed bir surette akdolunan misakı bozarlar. Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi keserler, yeryüzünde fesat çıkartırlar. İşte onlar, gerçekten zarara uğrayanlardır.”’ “Böylece kâfir olanların cehennemlik oldukları hakkındaki söz ve hüküm yerini buldu”’22’ âyetlerini hatırlatacak cehennemlik olan insanlar hakkındaki sözün ancak fışkı işlemlerinden sonra olduğunu söyler.” 23’
“...İçinizden ileri gitmek veya geri kalmak isteyenler...”24 âyeti ile “içinizden isteyen doğru yola gider, bütün âlemlerin rabbı olan Allah, bir şey dilemeden siz onu dileyemezsiniz”’25’ âyetin yorumunda münazaanın olduğunu söyleyen haşan el-Basrî, Allah’ın doğru söylediğini tasdik ederek şöyle der:
“O, hayır dilediği zaman bizim için diler. Meselâ: Biz dilemeden bizim için dilemiş olduğu hayırlardan birisi, bizi iyiliğe yöneltip onu bize göstermesidir. Allah, bu konuda şöyle buyuruyor: “Allah size kolaylık ister, zorluk değil”, <26> “Allah size her şeyi belli etmeyi, sizi sizden evvelkilerin yollarına iletmeyi, tev- benizi kabul etmeyi ister.” 27 Allah bizim tevbe etmemizi isteyip, sonra ondan bizi menetmez ve menetmemiştir.” 28
Yukarıdaki ifâdelerden de anlaşılacağı gibi Allah, “iman ediniz, hakkınızda hayırlı olur”’29’ve “Allah’a davet edene (Peygamber’e) icabet edin.”130’ âyetleri ile insanın lehine olan hidâyeti istediği halde aleyhine olan dalâleti istemez. Ancak insan kendisi dalâleti tercih eder. Şöyle ki:
Nuh kıssasındaki "Allah sizin helakinizi istese; benim size öğüt vermem; size hiçbir fayda vermez. İlahınız O’dur, dönüşümüz O’nadır.” Allah’ın âyeti üzerinde münakaşa ettiklerini söyleyen Haşan el-basri, bu âyeti yanlış te’vil ettiklerini şöyle anlatır: “Nuh (a.s.), kavmi arasında 950 sene kaldı. Allah yoluna davet edip nasihatta bulundu. Halbuki O, kavminin kendine icabeti ve nasihatleri kabul etmesini kendilerine bir faydası olup-ol- mayacağım bilmediği gibi, Allah onlara bu nasihatleri kabul ettirip ettirmeyeceğini de bilmiyordu. Hakikat onların te’vil ettikleri gibi de değildir. Nuh, kavmi usanmcaya kadar onlarla münakaşa etti. Sonunda ona şöyle dediler: “Ey Nuh! Bizimle çok uğraştın, çekiştin (artık yeter, davanda) gerçek isen, haydi bizi ne ile tehdit ediyorsan onu getir. ”<32> Nuh, onlara dedi ki: “Onu size dilediği takdirde ancak Allah getirir ve siz ondan kaçıp kurtulamazsınız.”03’ yani getirdiği vakit azabından kurtulamaz ve ondan korunamazsınız. Size azabın hu- lûlünde “size nasihât etmek istemem - o vakit- nasihatlerim fayda vermez.”134’ Nuh (a.s), azab inip de onlar tarafından görüldükten sonraki îmanın onlara bir fayda vermeyeceğini biliyordu.”’35’
Allah’ın dalâleti takdir etmediğini halifeye hatırlatan Haşan el-Basrî, halîfenin dikkatli olmasını isteyerek şunları kendisine söyler:
“Sakın; “Allah nehyettiği şeyi kullarına takdir etmiştir, kulları ile emrettiği şeyin arasına girmiştir, kullan arasında kaza ettiğinin hilafına davet eden Peygamberler göndermiştir. Sonra (doğru) yola gitmelerine müsaade etmediği halde, emirlerine icabet etmeyen kullarına ebediyen azab edecektir” deme. Zira Allah zâlimlerin iftiralarından berî ve yücedir.” <36’
Allah’ın kendisine itaat edilmesi için bir peygamber gönderip sonra onunla, halkı ve taatı arasına girmek istemediğini belirten Haşan el-Basrî, bunun Allah’ın sıfat, adalet ve hikmetinden uzak olduğunu “gönderdiğimiz her peygamberi ona Allah’ın izniyle itaat olsun diye göndeririz.” (37) âyetiyle hatırlatır.38
Haşan el-Basrî, konumuzla irtibatı olup itiraz edilen ve onlara göre delâletin de Allah’tan olduğunu ima eden “Yeryüzünde veya kendi öz canınızda uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki yaratılmadan evvel kitapta bulunmasın” âyetini, kendi görüşleriyle küfür ve iman, taat ve masiyetle te’vil ettiklerini söyleyerek şöyle eder:
Halbuki bu böyle değildir. Bu musibetler ancak mallarda, nefislerde ve yapılan işlerin neticelerinden ortaya çıkar. Allah bize böyle bildirmiştir. Bu dünyanın metaı ile şımarık kimselerin yaptıkları gibi sevinmememiz ve ele geçiremediğimiz şeylere müteessir olmamamız için bizi zenginlik ve fakirliğe, zorluk ve kolay lığa mübtelâ kılmıştır. Sonra bize sabredenleri beyanla diyor ki: “...Fakat sen sabır edenleri müjdele, onlar ki, bir musibete uğradıkları zaman “Biz Allah’ın kuluyuz, yine O’na döneceğiz, derler.” Bunlar onlardır ki; ilâhları tarafından bağışlanırlar. Doğru yol üzerinde olanlar da onlardır.” Eğer bu îman ve küfürde olmuş olsaydı; Allah, “ta ki elinizden çıkana tasalanmayınız...”’41’ buyurmaz, bilakis “Taki îmanınızı kaybettiğinize tasalanmayınız ve Allah’ın size ondan verdiği ile sevinip şımarmayasınız” derdi. O halde insan dininden çıkan şeye müteessir olmaz da neye olur? Allah Teâlâ buyurur ki “De ki: Allah’ın inâyeti ve rahmeti ile yalnız bunlarla sevinsinler. Bu onların bütün toplayıp yığdırdıklarından daha hayırlıdır.”42’ Uyanık olan kimseler için hakikat açıktır, lâkin birçokları bunu farketmezler.” 43
Bu konuda Haşan el-Bas- rî’nin hidâyetin (dosdoğru yol. vahiy) Allah’tan ve zıddı olan dalâlet (sapıklık-kötülük) insanın irâdesi ve meyli sonucu insandan olduğuna inandığını söyleyebiliriz

1- Waat, a.g.e., s., 126; Mektup, s. 78.
2- Al-i tmrân, 7.
3- Mektup, ,î. 72.
4- lsrâ, 27.
5- Mektup, s. 72.
6- Leyi, 12-13.
7- Şuarâ, 99.
8- Tâ-hâ, 85.
9- lsrâ, 53.
10- Fussilet, 17.
11- Mektup, s. 77,78.
12- Nisâ, 79.
13- Nisâ, 78.
14- Mektup, s. 78.
15- Ziiıner, 18.
16- Mektup, s. 81
17- Sebe, 50.
18- Mektup, s. 76.
19- Leyi, 12.
20- Mektup, s. 69.
21- Bakara, 26, 27.
22- Yûnus, 33.
23- Mektup, s. 73.
24- Müddessir, 37.
25- Tekvir, 28, 29.
26- Bakara, 185.
27- Nisâ, 26.
28- Mektup, s. 73-74.
29- Nisâ, 170.
30- Ahkâf, 31.
31- Hud, 34.
32- Hûd, 32.
33- Hûd, 33.
34- Hûd. 34.
35- Mektup, s. 78, 79.
36- Mektup, s. 81.
37- Nisa, 64.
38- Mektup, s. 73.
39- Hadid, 22.
40- Bakara, 155,156.
41- Hadid, 23.
42- Yûnus, 58.
43- Mektup, s. 74.