Makale

Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi: "Haberde güncellik olayla anlatılan arasında mantık bağı önemlidir. Haberin kamusal ilgi ve yararı açısından önem taşıyan bir olayı yansıtması gerekir."

RÖPORTAJ:

Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi:
"Haberde güncellik olayla anlatılan arasında mantık bağı önemlidir. Haberin kamusal ilgi ve yararı açısından önem taşıyan bir olayı yansıtması gerekir."

Röportaj: Hamit Kurt

Yıllarını haber sektörünün içinde geçiren ve bu alanda belli bir ağırlığı yakalamış bir kişi olarak, haberin niteliği ve önemi hakkında görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?
Öyle bir toplumsal hayat içerisindeyiz ki, artık dünya saydamlaşmakta, istesek de istemesek de en kapalı resimler bile saydamlaşıyor; aslında demokrasilerin bulunduğu noktadan daha da saydam olma noktasına doğru gidiyor. Bu nedenle haber, dünyadaki tüm toplumları ve bireyleri çok daha iyi bağlayan, onları hayatın nereye doğru gittiği noktasında aydınlatan en önemli araç haline geldi. O nedenle haber, şu anda bilgi çağı, iletişim çağı dediğimiz bu dönemin en önemli aracı ve gücü haline geldi. O yüzden de kamuoyunu yönlendirme çabaları sonucu birçok merkez habere önem vererek onu bildiğiniz şekilde kullanıyor, çoğaltıyor.
Bize haber ilkelerinden bahseder misiniz? Bir olayın haber değeri kazanabilmesi için hangi niteliklere sahip olması gerekir?
Haberi bir gazetecilik açısından, bir de hukuk açısından tanımlamak mümkün diye düşünüyorum. Gazetecilik açısından; kamuoyuna duyurmaya değer bulduğunuz her olay haber niteliği taşır, burada önemli olan sizin haber değeri vardır diye düşünme- nizdir. Ancak; bir konunun haberleşebilmesi için tekniği açısından bence bazı hususlar da ön planda tutulmalıdır. Özellikle kamu yararı ve kamu açısından olaya bakmak gerekir; yani aktaracağınız olay kamu yararı açısından önem taşımalıdır. Bunu bir örnekle açıklamak gerekirse: Herhangi bir insanın, vatandaşın eşiyle kavga etmesi veya boşanması vb. olayların yaşanması bir haberdir. Buna sırf olay olarak bakarsanız haberleşebilir, ama kamusal bir kimliği yoksa, kamunun bildiği, tanıdığı kişi değilse, yaşadığı olay kimliğine aykırı değilse, onun haber olarak kullanılmaması gerekir. Bunu da şöyle ifade edebilirim: Bir bakanın, bir milletvekilinin, bir müsteşarın, bir genel müdürün özel hayatı sokaktaki vatandaşınkinden daha sınırlıdır. Daha doğru bir ifadeyle; özel yaşam açısından sokaktaki insanlar kadar özgür olduğunu iddia edemez. Bir bakan kumarhaneye giderse o bir haberdir, ama bunu sokaktaki herhangi bir insan gitse de haber olmayabilir, mahallenin imamı çapkınlık yaparsa o bir haberdir, sokaktaki insan yapsa haber olmayabilir. Bir genel müdür bir eğlence içinde konumuna, kimliğine uygun düşmeyecek derecede şeyler yapar, aşırı derecede sarhoş olur, kimliğiyle bağdaşmayan hareketler yaparsa, o haberdir, ama sokaktaki adam böyle bir eğlence yaparsa haber olmayabilir.
Haberde güncellik önemlidir, haberde olayla anlatılan arasında mantık bağı önemlidir. Haberin kamusal ilgi ve yararı açısından önem taşıyan bir olayı yansıtması gerekir. Haberin olabildiği kadar hızlı bir şekilde ve gerçeği bozmaksızın alıcıya, okuyucuya, dinleyiciye ve izleyiciye iletilmesi gerekir, haberde bu unsurları aramak gereklidir.
Kitle iletişimciliğinde, haberde objektivite önemli bir olaydır. Haber aktaran aslında belli bir ölçüde bir taraf tutma durumundadır, o nedir derseniz? O, gazeteci olarak benim ilgi alanıma giren olay benim için haberdir, sizin ilgi alanınıza giren olay sizin için bir haberdir. Benim ilgi alanıma giren olayı ötekilerden ayırıp haber değeri verdiğim için haber olur, benim de onu kamuoyuna aktarmam bir seçicilik yapmış olduğumu gösterir. Tüm dünyada karşılaşılabilecek tüm olaylar karşısında bu tercihi yapmakta taraf tuttuğumu ortaya koyar, ancak aktarmak zorunda olduğum haber bozulmadan, abartılmadan, o saniyede, o sürede gerçeğe ulaşmasını yaptıktan sonra, kamuoyuna o olayın resmini tam koyarak aktarmam gereken bilgidir. Benim ilgi alanıma giriyor diye bunun yarısını aktarmam habercilik değildir. Benim ilgi alanıma giriyor, bunu sanki objektif bir şekilde veriyormuşum gibi davranarak bir kısmını görmezden geliyorum ve öyle aktarıyorum, bu da habercilik değildir. Haberdeki objektivite bir bu açıdan önemlidir, İkincisi ise haberi takdim sırasında, onu sunarken kendi görüşümü ekleyerek aktarmak durumunda olmamalıyım. Onu da aktarıyorsam, onun içine bir yorum katıyorsam, o zaman objektiflikten ayrılmışım demektir. O nedenle haberde objektiflik bu noktalara dikkat etmekle sağlanabilir ancak.
Habercilerin önyargılarından hep şikayet edilir. Yani habercinin, çoğu zaman, olayları olduğu gibi objektif bir şekilde yansıtmak yerine, kendi kurgu formatı içinde sunmaya eğilimli olduğu, hatta masa başında haberlerin üretildiği ileri sürülür. Bu görüşlere katılır mısınız?
Habercinin bir defa haberin kaynağına önyargıyla yaklaşmaması gerekir. Haber kaynağına önyargıyla yaklaşan haberci daha baştan kendi görevinin gerekleriyle ters düşüyor, vereceği hizmeti daha baştan zedeliyor demektir. İkincisi; haberci öğrendiği, tahkik etmek durumunda olduğu ve kamuoyuna aktarması gereken haberin tüm boyutlarını incelemelidir, yani bir kişiden alınan bilgiyle habercilik yapılmaz. O bilgiyi başka kaynaklardan doğrulanmadan aktarılan haber daha baştan malül sayılır. Tabi burada şuna da dikkat edip ayırmak gerekir. Bizzat tanık olduğunuz olayın başka kaynaktan doğrulanması da gerekmez, çünkü bizzat bu olaya kendiniz tanıksınız. Ama onun boyutlarını ortaya koymak genellikle bir görevdir ve onun tamamlanması, diğeriyle konuşması ve diğer kaynakları açısından devreye almayı zorunlu kılar.
Bu noktada şunu da ilave etmek gerekir. Her ülkede, her toplum basınında habercilerin tutumları ile ilgili şikayetler yapılmaktadır. Gazeteciler, insanların değer verdiği birtakım değerlere dikkat etmiyor denilmektedir. Örneğin insanların özel yaşamına gereksiz şekilde burnunu sokan gazetecilik anlayışı hem uygulamada var, hem de buna itirazlar vardır. Bu bizde de dışarıda da vardır, haberde toplumun belli İnsanî değerlerini dikkate almayan malzemeler kullanılıyor denmektedir. Örneğin bir cinayet sahnesinin en vahşi görüntüleri verilmekte, sonra çeşitli olaylarda, tecavüze uğramış kişilerin isimleri, resimleri yayınlanmaktadır. Bu gibi olayların tepkiye yol açan yanı; insanların manevî değerlerine saygı göstermeden bu işi yaptıklarını ortaya koyan örneklerdir.
Habercilikte ilkelilik ve sorumluluk anlayışını ikame etmek çerçevesinde Basın Konseyi olarak neler yapıyorsunuz?
Türkiye’de basınımızın sorumsuzca yayın yaptığı hususunda yaygın bir şikayet var; bunun da örneklerini kolayca göstermek mümkün. Ancak şikayet edenlerin göz ardı ettikleri bazı gerçekler var. Sanki son zamanlarda basın bozulmuş gibi bakarak yaklaşıyorlar; aslında evvelce de iyi değildi şimdi de iyi değil, evvela bunu baştan görelim. Benim kanaatime göre eski yıllarda basın çok sorumluydu da giderek sorumsuz hale geldi demek, kendimizi aldatmadan öteye gitmez. Ne kadar şikayet edersek edelim, genelde tüm insanların, basının gerçeklere ulaşmasına, onu tam olarak öğrenmesine, onu istediği noktaya iletmesine engel olmaması lâzım. Yani bu basın özgürlüğü bireyler için de, gazeteciler için de geçerli- dir. Bunu derken birkaç istisnai olayları yok saymıyorum, o özgürlüğü kısıtlamamamız gerekir yani kısıtlamaktan uzak durmamız gerekir. Birinci temel nokta bu, İkincisine gelince; özgürce yapılacak bu işin sorumluluk duygusuyla uygulanmasını nasıl sağlayacağımızı aramaktır. Onun da çaresi bireyleri bir kenara bırakıp meslek açısından bakacak olursak, gazetecinin kendini denetleyecek mekanizmalar üretmesi gerekir. Eğer gazeteci işini yaparken mesleğine, kendine ve okuyucusuna saygı kavramını çöpe atarsa o gazeteci değildir, o mesleğine ihanet eden kişidir. O nedenle bu işi belirli ilkeler bazında yürütmek gerekir. İşte biz de Basın Konseyi olarak 16 ilkede karar kıldık. Bunlar dünyanın çeşitli ülkelerinde, çeşitli medya ortamlarında uygulanan belirli medya ilkeleridir. Önemli olan bu ilkeleri yaşama sokmak, bu ilkelere aykırı uygulamalar olduğu zaman da tamamen bağımsız mekanizmaların o uygulamayla ilgili özgürce karar vermesini sağlamaktır. Böylece o bilinci sağlamış olursunuz, yani sorumluluk bilincini yükseltebilirsiniz ve mesleğe ileriye doğru bir ivme kazandırmış olursunuz. Bizim de özellikle aradığımız çare budur.
Son olarak dergimizin okuyucularına neler söylemek istersiniz?
Ben meslek yaşamımda iki kategori adamını çok gördüm. Bir kısmı kendisinin çok akıllı olduğunu, izleyicisini, okuyucusunu rahatlıkla aldatabileceğini sanan kesimdir. Onlar pervasızdır, onlar her gün yazdıklarını o gün okuyucuları tarafından alınıp okunacağını sanırlar, o sırada akıllarına gelenin, ortaya atılmış en doğru şey olduğunu sanırlar. Böyle bir şey yoktur dünyada. Ben okuyucusunu aptal yerine koyandan daha aptal bir kişi görmedim. Onun için kendisine, mesleğine ve okuyucusuna radyo-televizyon için de izleyicisine saygı duyulmasını temel ilke olarak kendi açımdan uygun gördüm. Bunu yapabildiğim kadarıyla bana hiçbir zarar vermediğini, hep fayda sağladığını gördüm. Başkaları da eğer uygun görürlerse söyleyebileceğim şey ve bence doğru olan da budur.