Makale

Bugünkü Batı Medeniyeti

Bugünkü Batı Medeniyeti

Halil SEVGİN
DİB Emekli Başkan Yardımcısı

Bugün batının teknoloji alanında ulaştığı noktayı inkara imkan yoktur. Bizim neden bu konuda gerilerde olduğumuz bizi acı acı düşündürmelidir. Ancak; şu kısa makalemizin kapsayabildiği oranda batı teknolojisi değil de, batı medeniyeti olgusu üzerinde, özellikle de bugünkü batı medeniyeti üzerinde duracağız. Medeniyet kuşkusuz; uygarlık, medenilik demektir.
Fakat medeniyet kelimesini ele aldığımızda medenî haklar, medenî kanunlar, medenî esaslar gibi kavramlarla da karşılaşmaktayız. Bunun için bu kavramlar üzerinde de durmamız gerekecektir. Asrımızda batı medeniyeti ne kadar büyütülse ve övgiide mübalağa cihetine gidilse de, Kur’an’ın ve İslâm’ın 14 asır önce getirdiği ve ortaya koyduğu hükümlerin. İnsanî hoşgörünün, ahde vefanın, fedakar lığın ve adalet anlayışının en aşağı derecesine dahi ulaşabilmiş değildir.
Kur’an; isrâ Sûresinin 23. ayetinde, Önce yalnız Allah’a ibâdeti, sonra da anne ve baba’ya itaati esas almıştır Peygamberimiz Hz. Muhammed de, “Cennet annelerin ayakları altındadır.” buyurmak suretiyle hem annenin değerini, hem de o günün şartlarında kadının yüce yerini ortaya koymuştur. Batı medeniyeti ise, anne babaya itaat konusunda, insanlığa ve özellikle kadına verilen değer yönünden yaya kalmıştır Anne babaların ancak bakım yurtlarında hayatlarım devam ettirebilmeleri; genelde festival denilen, baz> Avrupa memleketlerinde de faşing adı verilen gün ve gecelerde, Allah’ın şerefli kıldığı insanlığın ve özellikle hanımların düştüğü veya düşürüldüğü o acıklı durumu, görmekte veya işitmekteyiz. Şayet bu durum medeniyet olarak lanse edilmek isteniyorsa, aksine biz bunun medeniyet olmadığını vurgulamak istiyoruz.
Yine Isrâ Sûresmin 70. ayetinde “And olsunki, bir insanoğullarını şerefli kıldık, onların karada ve Denizde gezmesini sağladık, temiz şeylerle onları rızıklandırdık, yaratıkların pek çoğundan üstün kıldık.” buyuruluyor.
Nahl Suresinin 90. ayetinde ise, “Allah şüphesiz adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara bakmayı emreder.” buyuruluyor. En’am Sûresinin 152. ayetinde de. “Konuştuğunuzda (Akraba bile olsa) sözünüzde adil olun.” buyurulmaktadır. Her iki ayette de ana fikir, adalettir ve adaletin yerine getirilmesidir.
Kur’an’ın bu yönde getirdiği hükümlerden sadece bir kaçma değindik. Batı medeniyetinin bugünkü durumuna baktığımızda, medeniyetin en esaslı dayanağı olan adaletin ve insan haklarının bir ikilem içeri sinde ve muvazaalı bir biçimde uygulandığını görüyoruz.
Bu medeniyette Avrupalının hakkı ayrı, diğerlerinin hakkı ayrı ele alınarak taraf tutulmakta, Avrupa’nın orta yerinde, Bosna-Hersek’te üç yıl süre ile Sırp vahşeti olanca şiddetiyle hüküm sürerken, insanlık şerefi ayaklar altında çiğnenirken, insan hakları tamamen gözardı edilmiş; Batı Trakya’da Türk azınlığı Yunan zulmü altında inlerken, camiler yakılırken, Lozan’da ve diğer antlaşmalarda tanınan haklara dayanarak Müftüsünü seçmek isteyen Türklere bu imkan verilmezken, insan hakları orada gündeme getirilmemiştir. Fakat, üniter bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nin doğu ve güneydoğu kesiminde devlete başkaldıran, bölünmez bir bütün olan vatanımızı bölmeye çalışan, bu amacını gerçekleştirmek için her türlü vahşiyane hareketi mübah sayan, önüne gelen vatandaşlarımızı hiç ayırım yapmadan katleden terör örgütüne adeta destek olan ve taraf olan bir medeniyetin ortakları.. Diğer tarafta gerektiği hallerde düşman üzerine askeri güç gönderirken komutanlarına: “savaş dışı olan yaşlıları, hanımları, çocukları öldürmeyin. İbadet yerlerine, meyve ağaçlarına, ekinlere zarar vermeyin”, şeklinde talimat veren bir İslâm Peygamberi.
Bütün bunlara rağmen, bugünkü Avrupa medeniyetinin geldiği aşama kendi içinde normaldir. Zira bu medeniyet; içinde mana bulunmayan, sadece maddeye dayanan kof bir medeniyettir. Bizim buradaki maksadımız; iki medeniyet arasında bir mukayese yapmak; ikinci olarak da, İslâm medeniyetinin ve İslâm ictimâiyâtının da bu duruma düşürülmek istenmesinden duyduğumuz kaygıyı dile getirmektir. Yoksa, batı medeniyetinin geldiği yer, bunun dışında, bizi fazlaca ilgilendirmemektedir.
Bizler dertlerimizi ortaya koymaz isek nasıl derman buluruz? Ve “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığıyla nereye varabiliriz? Bunun yanında Atatürk’ün, “Aile sadece bir hayat arkadaşlığı değil, bununla beraber bir şeref ortaklığıdır.” şeklindeki çok kıymetli sözü ve ailenin şerefli yeri; yine bir tarafta, “kadının en değerli süsü hayasıdır.” sözü ve diğer tarafta hayâ kavramının silinmeye çalışılması. İşte bu durum bizi; İslâm medeniyetini de batı medeniyeti derekesine düşüreceğimiz yönünde kaygılara ve korkulara sevketmektedir.
Satırlarıma merhum Mehmet Akif Ersoy’un şu beyti ile son vermek isterim:
“Gökten inmez bir de hiç bir şey... bütün yerden taşar;
Kendi ahlâkıyla bir millet ölür, yahut yaşar.” (1)

1- Safahat, s.319 (7. baskı).