Makale

DÜNYAYI DA SEVELİM

Seyfettin ERŞAHİN

DÜNYAYI DA SEVELİM

YÜCE Dinimiz, toplumun ve ferdin faydasına olan her şeyi teşvik etmiştir. Kuran-ı Kerim’de "Allah onunla (su ile) size ekinler, zeytin ve hurma ağaçlan, üzümler ve her türlü ürünü yetiştirir. Düşünen kimseler için bunda ders vardır" (Nahl Suresi 11) buyurmaktadır. Peygamberimiz (s.a.s.) de "Bir kimse bir ağaç dikerse Allah o kimse için diktiği ağacın meyvesi ve yaprağı kadar manevi ecir ve savap yazar." (Müsned-i Ahmed. b. Hanbel) diye müjdeliyor. Bunun yanında Fatih Sultan Mehmed" Ormanlarımdan yaş bir ağaç kesenin bende başını keserim." fermanını çıkarırken, şairlerimiz "Ey hemşe-rim! Sakın kesme, yaş ağaca balta vuran el onmaz" diye haykırırken insan bu cennet vatanın nasıl kıraçlaştırıldığına hayret etmekten kendini alamıyor. Oysa ki bizim Orta-Asya’dan kuraklık ve kıraçlıktan acı bir tecrübemiz ve hatıramız da var.

Estetik zevkimiz bakımından, dahası, ruh ve beden sağlığımız yönünden devamlı içlidışlı bulunduğumuz "tabii çevre’ çok önemlidir. Bu çevreyi "Sunullah" olarak kabul edip en iyi şekilde kullanmak ve israf etmemek günümüz insanı için bir gereklilik haline gelmiştir.
İnsanlığın kendi kendini intiharı sınırına ulaşan çevre kirliliği ve tahribatına karşı ilk akla gelen çarelerden birisi ağaç ve ormanı korumaktır, islâmda yeryüzünün imarı "farz-ı kifaye” olarak telakki edilmiş ve bu çeşit çabalar ibadetler sınıfına katılarak meseleye kutsilik vasfı verilmiştir.

Yaşadığımız çevrede yemyeşil alanlar hızla yerlerini beton yığınlarına terk etmekte, in-sanımız kendini adeta çölün ortasında bulmaktadır. Hatta dikkat edilirse yeşille şu veya bu ölçüde mütevazı bahçeleriyle kucaklaşmış gecekondu semtleri şimdilerde heyula apartmanların istilasına uğramaktadır. Kısaca her tarafımızdan kurutuluyoruz ve kuşatılıyoruz.

Bu konuda pek çoğumuzun zihnini kurcalayan bir soru şudur: Din adamlarının bu işle ne alakası var? Bu soruya dünya çevre korumacılarının din adamlarıyla olan işbirliği ile cevap verelim. Son bir iki aydır Dünya Tabiatını ve Çevreyi Koruma Demeği dünyadaki büyük gazete ve dergilere verdiği dev reklamlarda din adamlarına şöyle sesleniyor: "Ey toplum üzerinde nüfuzu olan dini önderler. Şu yaşadığımız dünyanın harap olmaması için sizler de vaaz ve konuşmalarınızda bu konuya değinerek halkı aydınlatmayı lütfen unutmayınız." Dahası, geçen yıl Londra’da Çevrenin Korunması adı altında düzenlenen seri konferanslarda şahit olduğum şu olayı anlatmak istiyorum. Konu hakkında her daldan uzmanlar ve ilgililer kürsüye gelerek bildirilerini sundular. Aralarında bir de papaz vardı. Papaz kürsüye çıktığında dinleyicilerden biri merakını yenemeyerek yukarda arz ettiğimiz soruyu yöneltti. Papazın cevabı gayet açık ve netti: "Din adamları olarak bizim görevimiz Tanrı’nın kullarını ve Tanrı’nın tabiatını harap ve yok olmaktan korumaktır."

Bu bakımdan ülkemiz- WBM de başlatılan çevreyi koruma ile ilgili faaliyetlere katkıda bulunmak, diyeceklerimiz olduğunu söylemek, İslâm’ın bu hususta insanlığa sunduğu çareleri anlatmak hem görevimiz, hem de sorumluluğumuzdur kanaatindeyiz. Sırası gelmişken hatırlatalım ki bu alanda dinimizin emirleri ve Diyanet İşleri Başkanlığının faaliyetleri hakkında bir ön çalışma, Başkan Yardımcısı Sayın Hamdi MERT tarafından Diyanet Yayınları arasında çıkan" İslâmiyet’te Ağaca Verilen önem adıyla yayınlanmıştır.

Yazımıza klâsik ahlak edebiyatımızda yer alan ve dilden dile, nesilden nesil’e aktarıla gelen şu hikâye ile son verelim:
’ Padişahın biri bir gün yola düşmüş atını ok gibi sürüyordu. Yolda beli yay gibi bükülmüş bir ihtiyar gördü. İhtiyar bir kaç meyve fidanı dikiyordu: Padişah merakta sordu:
— Saçın sakalın süt gibi ağarmış, ancak bir kaç günlük ömrün kalmış. Neden bu ağaçlan dikiyorsun?
İhtiyar şöyle doğrularak Padişaha:
— Fazla söyleme. Bizim için birçok kişiler fidan diktiler ve ahrete gittiler. Bu yüzden biz bu güne kadar meyvelerini yedik. Bizim de başkaları için dikmemiz lazım. Ekten geldiğince adım almalı, yol almalıyız.
İhtiyarın sözleri padişahın o kadar hoşuna gitti ki, onu bir kese altınla ödüllendirdi. Bunun üzerine ihtiyar:
— Padişahım gördünüz mü ağacım şimdiden meyve verdi. "(F. Attar, İlahiname)
Son olarak unutmayalım ki, bu dünya, şimdilik üzerinde hayatımızı sürdürebileceğimiz tek gezegendir.