Makale

Nat-ı Şerif

Na’t-ı Şerif

Selahattin AYVAZ

NAT, Peygamberimizin vasfı üzerine söylenen, onu övmek amacıyla yazılan şiirlere verilen isimdir. Na’t Peygamberimizin şiirle yapılmak istenen bir portresidir. Her şair, durduğu yerden ve görme kabiliyeti ölçüsünde ona bakar; o büyük mükemmelliğin karşısındaki duygularını yansıtır. Edebiyatımızda diğer peygamberler, aşere-i mübeşşere, dört halife, Hz. Hasan ve Hüseyin ile diğer İslâm büyükleri için de yazılanlar vardır. Bu tür; Türk Dînî mûsikisinde; hem cami, hem de tekke mûsikisine dahil bir form olmuş ve manzum na’tlar bes-telenerek okunmuştur.
Na’t başlığı olarak, en yaygın şekliyle "Na’t-ı Şerîf" terkibi yanında; Resul, Medhü’n Nebî, Na’tü’n Nebi, Na’tü’r Resul, Na’t-ı Peygamberi gibi başlıklar en çok rastladığımız terkiplerdir. . Na’tların kaside şeklinde yazıldığına dair yaygın kanaate rağmen, başta kaside, gazel ve mesnevi olmak üzere; terkib-i bend, terci-i bend, murabba, muhammes, müseddes, kıfa, rubai, tuyuğı, müstezâd, müfred ve matla şekillerinde pek çok na’tyazılmıştır.
Na’tlarda şâirlerimizin, umumiyetle aruz veznini başarıyla uyguladığını görmekteyiz. Bu arada kaside ve gazellerde uzun kalıpların, mesnevilerde ise daha kısa olan kalıpların kullanıldığını müşahede ediyoruz.
Hz. Peygamber için yazılan medhiyeler konusunu araştırırken kelâmullah, Kur’ân-ı Kerim’den başlamak gerekir. Nitekim "Biz seni âlemlere ancak rahmet için gönderdik" (el Enbiyâ, 21/107); "Sizin için Allah’ın Resulü’nde pek güzel bir örnek vardır" (el Ahzâp, 33/21); "Andolsun size, içinizden bir peygamber geldi ki zahmet çekmeniz O’nu incitir ve üzer. Size çok düşkündür, mü’minlere çok merhametlidir, çok şefkatlidir." (et Tevbe, 9/129) âyetleriyle Hz. Peygamberin ahlâkı, merhameti, faziletleri övülmektedir.
Na’tlarda âyetlerin; İslâmî esaslarla ters düşmeyen ve şâirin ifadesi ile uygunluk arz ederek "müstahsen iktibaslar tarzında ele alındığı gibi âyetin bütünüyle ele alındığı (tâm); kısmen verildiği (nakıs) veya orijinal diliyle verildiği (lafzen); tercüme yoluyla ifâde edildiği (manen) iktibaslarını görüyoruz.
"Mâlik-i yevm-i din" Muhammed’dür
Şem-i bezm-i yakin Muhammed’dür
İkinci mısrada Hz. Peygamberin ilâhi bilgi meclisinde bir muma teşbihi yapılır.
Hz. Peygamberin dinî ve edebî kültürümüzde yer alan isimlerinin MuhibbFnin "Umaram her bir adın başka şefaat eyleye" deyişiyle dile getirdiği Esmâ-i Nebî adı verilen türde de eserler vardır.
Necati’nin
"Şeref degül mi ki nâm-ı şerifüni ananı Hezâr cehd ile iblis idemeye idlâl"
inancının yanında bizzat Hz. Peygamberin bir hadisi, şâirleri bu konuda yazmaya teşvik etmiştir. Hadisinde buyurdı fahr-i Âlem O Şah-ı Enbiyâ zât-ı mükerrem
Buyurmuşdur o şâfı-ı Taht-ı "Levlâk" O sultân-ı zemin-ü arş u eflâk
Hz. Peygamberin isim ve sıfatları, hayatı, bedenî ösllik-leri, ahlâkî özellikleri, mucizeleri, kıyametteki üstünlüğü w şefaati gibi bir çok husus na’t metinlerinde yer almıştır.
Asr-ı Saadetteki şâirler de Kitâbullâh’a uyarak yüce Peygamberi övmüşlerdir. Arap edebiyatında bizde olduğu git na’t kelimesi kullanılmamış; "resâ" (mersiye, ağıt) denmişti Hz. Peygamber (s.a.v)in hayatında kaleme alınan en ünlü meniye. Kâ’b b.Zuheyr (r.a.)1n "Bânet Suad" kasidesidir. Methiyenin, "Muhakkak ki Allah’ın nuruyla hak ve hidâyete ulaşılan teskin kılıçlardan bir kılıçtır." beytini okuyunca Hz. Peygamber |;.a.v) çok duygulanmış ve "Bürde" adı verilen hırkasını Hz. Kâ’ta hediye etmiştir. Kasîde de "Kâsîde i Bürde" diye meşhur omuş-tur.
Hassan bin Sabit, ibn Abbâs, Abdullah ibni Revana Kâb bin Mâlik, Amr bin Sınan ve Enceşe gibi Hz. Ali de medhiye yazmıştır. Hz. Ali’nin yazdığı medhiyelerden birini tercüne yoluyla veriyoruz.
"Allah peygamberini meşhur din He, Elde edilmesi sevap sayılan ilimle, Satır satır yazılmış Kur’ân’la, Her yeri kaplayan İslâm nuruyla Parlak ışıltılarla,
Yerine getirilmesi gereken emirlerle gönderdi."
(Medâihu’n Nebeviyye, s. 41/43)
Ashâbdan sonra gelen tabiîn döneminde de medhiyeler yazılmıştır. Bu medhiyelerin en meşhurları Esedi’nin "Hâşimiy-yât, Dağbel’in Tâiyye’ ve Ferezdak’ın "Mimiyye" kasidesîdir. Ferezdak’ın kasidesinin bir kaç beyti şöyledir:
"Bu bütün Allah kullarının en hayırlısı olan zatın torunudur. Bu günahlardan sakınan tertemiz ve ilk görüşte tanınacak kişidir.
Bu bilmiyorsan bil ki, Hz. Fâtımâ’nın oğludur. O’nun dedesi Allah peygamberlerinin sonuncusudur."
iran’ın 642 yılından sonra İslâmiyeti kabulü ile Farsça dilinde de na’tlar yazılmaya başlanmıştır. Dîvan ve mesnevilerde tev-hid, münâcaât ve na’t bölümleri edebî eserlerin başında yerlerini almışlardır. Nâsır-ı Hüsrev, Hakim Senayî, Genceli Nizamî, Ömer Hayyam, Ferîduddin-i Attâr, Şeyh Sa’di-i Şirâzi bu türde eserleri okunanlardan bazı lan.
İslâmiyetle birlikte yeni bir medeniyet sahasına giren Türkler, yeni bir edebiyat meydana getirmişlerdir. Bu dönemdeki ilk eser de Kutadgu Bilig’dir. Yusuf Has Hâcib’in 1069/da Kaş-gar’da tamamladığı eserde onbeş beyitlik bir na’t bölümü vardır. Edip Ahmed Yuknekî"nin Atabetü’l Hakâyık adlı eserinde, Ahmed-i Yesevi, Haydar Tilbe, Seydî Ahmed Mirza, Gedâî, Hüseyin Baykara, Ali Şir Nevâî, na’t türünde beyitler yazmışlardır.
Na’t geleneği Divan şiirinde gelişerek devam etmiştir. Yahya Nazım, Şeyh Galip ve ismini sayamadığımız şâirlerimiz bu türde eser kaleme almışlardır.
Tanzimattan günümüze, Ziyâ Paşa, irfan Paşa, Muallim Naci, İsmail Safâ, Mehmet Akif, Yahya Kemal ve Arif Nihat Asya gibi şâirler de bu türde güzel eserler vermişlerdir.
Geçtiğimiz yıl Türkiye Diyanet Vakfı’nın açtığı yarışma ile bu tür, bugünün estetik anlayışı içinde ve günümüz diliyle yeni bir biçim kazanmıştır.