Makale

MEHDİ HAKKINDA

MEHDİ HAKKINDA

Ahmet SERDAROĞLU

Mehdî, Allah tarafından kendisine yol gösterilen, hidâyete ermiş kim­se demektir ki, ism-i mef’uldür. Fakat rehberlik edici ve yol gösterici an­lamında ism-i fail olarak da kullanılır.

Umûmî mânâ taşıyan bu kelimeyi bâzı kimseler ism-i hâs olarak kul­lanmakta ve kıyamet alâmetlerinden saydıkları âhir zamâna yakın gele­cek olan bir zâta isim vermektedirler ki, bu görüş müslümanlar arasın­da oldukça yaygındır.

Şimdi biz bu görüşün dayanakları üzerinde duracağız.

Önce şunu bilmek lâzım ki, Mehdi hakkında Kur’ân-ı Kerîm’de bir bahs yoktur. Hadîs kitaplarının en sağlamı olan Bııhârî ile Müslim’de de on büyük alâmetlerden bahsedilirken Mehdî’den bahsedilmez. Kelâm ki­taplarında da Mehdî’ye dâir bir söz yoktur. Ramazan Efendi gibi bâzı haşiyelerde Mehdî’den bahsedilir. İlk mutasavvıflar ve ilk şîîler de Mehdî’den bahsetmezler.

Bunların dışında Mehdî’den bahsedenlere bir göz gezdirelim:

Diğer hadîs rivâyetlerine göre Mehdî:

Tirmizî, Ebû Dâvud, Bezzâr, İbn-i Mâce, Hâkim, Tabarânî, Ebû Ya’lâ el Mevsılî ve benzerleri Mehdî’ye dâir 24 hadîs rivayet etmişlerdir. Fa­kat bu 24 rivâyetin 10’unda Mehdî ismi geçmemekte, daha doğrusu bâzılarında yine Asr-ı Saâdet’e yakın bir zamanda bozulan duruma yeniden düzen vermek için bir zâtın geleceğinden bahsedilmekte; gerek bunlar ve gerek diğer rivâyetler de râvîleri yönünden ma’lüldürler. Nitekim Ebû Bekr bin Hayseme sened cihetinden bütün bu rivâyetlerin garib oldukla­rını söylemiştir. Ravîlerinin çoğunda teşeyyü’ kokusu vardır. İmâm-ı Mahfî veya Mehdî üzerinde daha çok duran bunlardır.

Bu rivâyetlerin karşısında, “Mehdî, İsâ’dan başkası değildir.” şek­linde rivâyet de vardır.

Kelâmcılar kıyametin 10 alâmetini anlatır. Ve hattâ bunların pek çoklarını da te’vîl ederken Mehdî’den pek azlan bahseder. Halk seviyesine inen Gazali bile kıyâmet bölümünde değil, İhyâ’mn başka yerinde bâzı alâmetlerden bahsederken Mehdî hakkında hiçbir şey söylemez.

İlk mutasavvıflar da Mehdî’den bahsetmezler. Ancak sonradan gelen, hulûl ve Vahdet-i Vücûd’a kaail olan bâzı mutasavvıflar, Imâmiyye ve Râfızîlere iltihâk ederek Mehdi’nin geleceğinden bahsederler. Hattâ bâzı hurûffler Mehdî’nin geleceği târihten de haber verirler. Nitekim Muhyi’d- Dîn-i Arabî “Ankaa-yı Mağribî” adlı eserinde: “Resûl-i Ekrem, nübüvveti tamamhyan son altın tuğla olduğu gibi Mehdî de vilâyeti tamamlıyan son gümüş tuğladır.” der.

Muhyi’d-Dîn-i Arabî ve İbn-i Kasiyy bâzı ebced hesapları ile sûrelerin başındaki noktasız hurûf-ı mukattaadan Mehdî’nin ve Deccâl’in Hic­rî 7 nci yüzyılın sonlarında, Ebû Vatıl “Hal’u’n-Na’leyn” adlı eserinde Mehdî’nin beşinci yüzyılda zuhûr edeceğini sofilerin söylediklerini yazar­lar. Bunlara inananlar bu târihlerde çok bekledi. Fakat bir şey elde edemeyince, târihi, yine bâzı te’viller ile uzattılar. Nihayet onuncu yüzyılın sonlarında geleceğini söyleyenler de olmuş ve fakat bunlann da ümidi boşa çıkmıştır.

El-Kindî, Mehdî’nin Endelüs ve İstanbul’u feth edeceğinden ve 740 Hicrî’de geleceğinden bahseder.

İlk Şîîler de Mehdî’den bahsetmezler. Sonradan gelen îmâmiyye ve Râfızîler, bir imâm-ı ma’sûm fikrini ortaya koydular. Bunlar 12 imam sa­yarlar. Bu imamların sonuncusu gizli ve beklenen Mehdi’dir. Âl-i Resûl’den veya Hazret-i Alî’nin diğer oğullarındandır.

Yalnız mutasavvıflar ile Şîîler arasında Mehdî görüşü farklıdır. Çün­kü Şîî kollarından İsmâiliyye, imâm-i ma’sûm’un ulûhiyyetini, Gulât-ı Bâtıniyye’nin bazıları tenasüh yolu ile veya gerçek olarak imamlardan ölen­lerin tekrar geri döneceğini, hattâ bâzıları ma’sûm taradıkları bu imâmın ölümsüz olduğunu iddiâ ederler.

Mehdî’nin geleceğini kabûl edenler, onun Arabistan’dan veya Şam’­dan zuhûr edeceğim sanırlar. Mağrib’de Massa denen bir dağdan gelece­ğini de iddiâ edenler olduğu gibi Sus şehri civarındaki Berberîlerden gele­ceğine inananlar da vardır. Hattâ eğerli bir merkep ile her gün gidip bekleyenleri de olmuştur. Nitekim şimdiye kadar birçok Mehdiler hurûc etmiş, fakat hepsi de lâyık oldukları cezayı bulmuşlardır.

Hulâsa:

Mehdî hakkındaki bütün rivayetler zaîfdir. Görüldüğü gibi Mehdî’yi daha çok ham sofular ile kendilerinde teşeyyu’ kokusu bulunanlar bekler. Bunlar da Mehdî’nin 500-700 ve nihâyet 1000 târihlerinde gelece­ğine kaail olmuşlardır. Halbuki bu da çıkmadı. Üstelik şimdiye kadar kendisini Mehdî zanneden birçok Mehdiler çıktı ve fakat hiçbiri de Meh­dî değildi.

Bu kanâat sahipleri iyi bilmelidir ki, şimdiye kadar bu iddiâ ile or­taya çıkanların hiçbiri Mehdî olmadığı gibi, şu anda ve bundan sonra da böyle bir adam beklemek, İslâmiyet için çalışmayı bir tarafa bırakmak demektir.

Mehdî kelimesinden, hidâyete ermiş ism-i mef’ûl ma’nâsını murâd edersek, Allâh’ın emrettiği yolda giden herkes mehdî’dir. İsm-i fail ma’nâsı murâd edilirse, asıl hâdî Allah, O’nun gönderdiği Kur’ân ve O’nun Peygamberi Hazret-i Muhammed aleyhi’s-selâm ile onların yoluna da’vet eden her müslümandır. Fakat bu da’vet Kitâb ve Sünnete uygun ola­caktır. Bizde mi’yâr Kitâb ve Sünnet’tir. Aksi iddialar hidâyet değil doğ­rudan doğruya dalâlet ve sapıklıktır. Allah hepimizi Sirât-j müstakim­den ayırmasın.